"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstadı ziyaret edip elini öpen bahtiyarlardan: Mustafa Cengiz

Muzaffer KARAHİSAR
06 Ağustos 2019, Salı
Geçtiğimiz hafta Hüseyin Yasul ile hastanede bir ziyaret gerçekleştirdik. 91 yıllık ömrünü iman ve Kur’an hizmetinin nuruyla aydınlatmış, ihlas ve sadakat abidesi bahtiyar bir ihtiyarın huzurundaydık.

 Hasta yatağında alnında secde izi, yüzünde aksakalı, huzur veren tebessümü, şefkatli bakışlarıyla karşıladı bizi. Mustafa Ağabey, az konuşan, kimseyi kırmayan, üzmeyen, nezaketli, kibar, mütevazı bir mizacı var. Engin akan bir nehir gibi sessiz, derin, lahuti, maneviyat iklimlerini hatırlatan bir gönül insanı. Onu saf ve duru haliyle, müstakim duruşuyla, davudi ve içli sesiyle Cevşen, Risale okurken ve tesbihat yaparken dinleyenler, nasıl huzur huşu ve inşirah hissettiğini bilir.

O, 1954 yılında Isparta’da Üstadı ziyaret etmiş, elini öpmüş, bir ders de olsa rahle-i tedrisinde bulunma saadetine ermiş mümtaz bir şahsiyet. Bütün duygularıyla nura müteveccih olmuş ve Kur’an talebesi olarak istikametle yaşadığı yılların mutluluğu yüzüne nur halesi olarak aksetmiş, bakışları ilham ve sürür veren bir maneviyat eri.

Hastane odasında Mustafa Cengiz Ağabeye refakat eden yeğeni başında Kur’an okurken görünce, süzülmüş vaziyeti bizi endişelendirmişti. Ziyarete geldiğimizi görünce tebessümle selamlaştık. Toparlandı, memnun oldu. Tecessüm etmiş nur hakikatleri gibi ihlasında, ibadetinde, istikametinde her halinde, nurun ışıltıları fark ediliyor, “İman tevhidi, tevhid teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise saadet-i dareyni iktiza eder.” hakikatlerin düsturları onun hayat aynasına, benliğine yansımış… 

Hafızası kuvvetli, zihni zinde, akli melekeleri berrak ve güçlü. Çok seyahat eden, müfritane irtibatı düstur edinen Hüseyin Yasul ile Mustafa Ağabey Tokat’ta Fen memuru olarak görev yaparken, hemşeri olarak tanışmışlar. O günlerden bahsettiler. Yüksel Toker’in dört katlı evinde yemek yediklerini, sonra derse katıldıklarını hasretle yâd ettiler. Bir taraftan da Üstada yaptığı ziyaretin nurlu hatırasını anlatsa diye merakla ve sabırsızlıkla bekliyorduk… Üstadı ziyaret etmiştiniz? diye sözü oraya getirdik.

“İstanbul’da yedek subay olarak askerliğimi yapıyordum. Hafta sonları İstanbul’un ilk ve en eski dershanesi, Süleymaniye camiine yakın Kirazlı Mescit Sokak 46 numara giderdim. Oranın müdavimlerinden Mehmet Emin Birinci, Hakkı Yavuztürk, Ahmet Aytimur aklımda kalanlar… 

Bir hafta sonu Isparta’da Üstadı ziyaret etmeyi niyetime almıştım. Ahmet Aytimur’a açtığımda, kış günü, soğuk, zahmetli olacağını, ziyaret etmenin mahsurlarından, zorluklarından bahsetti, pek istemedi. Her şeye rağmen Üstadı ziyaret etmeye kararlı ve çok arzu ediyordum…

Soğuk bir kış günü Isparta’ya gittim. Üstada ulaşabilmek için Hüsrev Ağabeye gitmeyi düşündüm. Tanıdık bir şahıs ile Hüsrev Ağabeyin kaldığı eve vardık. Üzerimde Asteğmen üniforması vardı. Bana refakat eden kişi “Bu hemşerimizdir. Hüsrev Hocayı ziyaret etmek istiyor” dedi. Kapıya çıkan kişi (Vahşi Şaban Ağabey olduğunu sonra öğrendim) “Hüsrev Ağabey, müsait değil…” diye cevap verdi! Geri döndük. Yarım saat sonra yalnız gittim, kabul ettiler. Hüsrev Ağabeyle görüştük, ikindi namazını kıldık. Önündeki masada bana bir kroki çizdi. O tarif üzerine Üstadın kaldığı evi buldum. Şimdiki araba duran yer, o zaman geniş bir avluydu.

Beni Zübeyir Ağabeyin karşılayacağını söylemişlerdi. Ancak hangisi Zübeyir bilmiyordum. Kapı zilini çaldığımda gelen kişi Zübeyir Ağabeymiş. Kapıda selamlaştık, konuştuk, tanıştık. Üstadı ziyaret edeceğimi söyledim. Akşam yaklaşmıştı. Zübeyir Ağabey: “Kardeşim geç vakit oldu. Bu saatten sonra Üstad misafir kabul etmez! Biz söyleyemeyiz, belki kızar! En iyisi sen şu ilerdeki bir otelde kal. Hizmet için gelmişsen yarın kabul eder, dedi. Bu sözünü üç defa tekrarladı. Oradan ayrıldım, tarif etiği otele yerleştim. 

O gece maddi, manevi hazırlandım. Sabah duş aldım, namaz kıldıktan sonra otelin alt katında oturuyordum. Zübeyir Ağabey geldi. Dışardan otelin camını tıkırdattı, beni çağırdı. Hazır vaziyetteydim. Hemen dışarı çıktım. “Gel kardeşim. Üstad bize, benim misafirimi niçin almadınız? diye kızdı! Üstad seni bekliyor. Beni 30-40 metre geriden takip ederek gel.” dedi. 

Üstadın evine vardık. Kapıdan girince sol taraftaki odada Üstad karyolanın üstünde, üzerine battaniye gibi bir şey örtmüş oturuyordu. Kış günü odada soba yoktu. Elini öptüm ve Bayram Ağabeyin yanına oturdum. Zübeyir Ağabey de yerde, Üstadın huzurunda Arapça Mesnevi’den ders okuyordu. Üstad bazen hata olursa düzeltiyor, izah ediyordu… Ders çok uzun sürdü. İşte böyle…” diye o ziyaretle ilgili anlatacaklarını tamamladı. 

Üstadı bir defa hususi ziyaret eden, ancak birkaç defa gören Mustafa Cengiz Ağabey’e Üstadın: “Ruhun bana çok yakın geldi.” diye taltif ettiği biliniyor. Hastanede görüşmemizde ziyaret esnasında Üstad’la arasında geçen konuşmaları sordum. Büyük bir mahviyet ve tevazuyla tebessüm etti. “Onlar da bende kalsın…” dedi. Bir ziyaretimizde Rahmetli Ali İhsan Tola Ağabey’e Üstad’dan hatıra anlatmasını istemiştim. O da “Hatıra… hatıra en büyük hatıra Risale-i Nur.” demişti.   

Hastaneden taburcu olduktan sonra Oğlu Şaban Cengiz’e 91 yaşındaki Mustafa Ağabey’in durumunu merak ettiğimi söyledim. “Kendini gayet iyi hissediyor. Risale-i Nur derslerine gitmeye başladı…” Büyüklerin bizlere yol gösteren hali, ışık tutan hayatı, ihlaslı bir haslet, ibretli bir ders olarak gönlümüzde yerini aldı.

Okunma Sayısı: 898
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı