Beyefendi, “Hocam” diyor, “Adam nice hizmetlere imza attı, nice insanın iş bulmasına, çevre kazanmasına, derli toplu insan olmasına vesile oldu, ama gel gör ki, zaman geçti, şartlar değişti, yaşlandı ve artık kendisini de çevresini de gözetemez, işleri çeviremez hale geldi.
Artık onun gençleri var, işi öğrendiler, ama baba hala, “benim tarzım” diyor, diretiyor, işler de tıkanıyor. Daha önce aranan, tecrübesine baş vurulan kişi, şimdilerde “gelmese, görünmese” denilmeye başlanıyor.” diyor.
Bu anlatılan hayat kesiti bir hanede olabildiği gibi bir şirkette, bir toplulukta, bir devlet yönetiminde de olabilir. Her yükselişin bir inişi söz konusudur. “Hep yükseliş olsun, yükselişler hep benimle ve benim dediğim gibi olsun” beklentisi, hayatı zorlar. Evet, nerede olursa olsun, insan, şartlar olgunlaştığında kenara çekilmeyi bilmelidir. Bu da o başarının bir gereğidir.
Her insanın belli şartlar dahilinde bir dönem başarılıdır. Ama bir zaman sonra zaman ve zemin yeni şartlar, yeni kurallar isteyebilir. Buna da kişi açık olmalıdır.
Evin çocuklarını dinliyorsunuz mantıklı konuşuyorlar. Anne babalarına saygılılar. Ama zamanla kendi hayatlarını kurmak, işlerini geliştirmek, farklı adımlar atmak istiyorlar. Babanın, patronun, yöneticinin, devlet başkanının bir müddet tarzı, tutumu, metodu başarılı olmuş olabilir. Bunu, ‘bu ancak böyle olur ve benle olur’ gibi bir diretmeye tabi tutmak, kişinin kendisine de çevresine de bir saygısızlık olur ve çöküşü getirir.
Adam, ömrünün bir döneminde pek çok güzel işler yapmış, fayda üretmiş ama bir müddet sonra gelişmelerin önüne engel olmaya, varlığı yük olmaya ve hatta yokluğu aranmaya başlar hale gelmiş. Belli ki her şey tadında güzeldir. Montaigne, “Ölçü” başlığını taşıyan bir denemesinde, “İnsan karanlıkta da iyi görmez fazla ışıkta da.” der. Yani ölçü kaçınca iyi olan şey kötü olmaya başlar. Oysa vasat yol faydalıdır. Varlığın artık yeni gelişmelere mani olmaya başlamışsa, üzerinde bir sebeple etkili olduğun kişilerden hayat boyu -onun kendisini yok sayan- bir itaat bekliyorsan, bu geçmişteki mefahirini de yok eder, saygını da kaybedersin.
Bırakın birilerine faydanız dokunmuş insanlardan hep bir şeyler beklemeyi, kendi evladının bile iradesini yok sayan anlayışlar kabul görmez. Ailede, iş hayatında, hizmet hayatında kendi bildiği ve uyguladığı şeyi, “doğru sadece budur” diyerek direten, yeni gelişmelere, yeni metotlara kapalı duran insan, varlığı değil, yokluğu aranır hale gelir. Yani bir baba, bir ağabey, bir müdür, bir yönetici varlığını beraberinde yaşadığı insanlara, “Allah’ım! Kurtar bizi!” deme noktasına getirmişse, varlığı zarar üretmeye başlamış demektir. Duası kesilmek böyle bir şeydir. İnsan her zaman beraber yaşadığı insanların kelimelerine, jest ve mimiklerine “Ne diyorlar?” diye bakmak durumundadır. Tabiî kişi maksatlı bir şekilde çevresindeki menfaatperestler tarafından insanlardan izole hale getirilmiş veya propaganda ile, algı yönetimleri ile gerçeklere karşı köreltilmişse bu bir insanın dünyada karşılaşabileceği en acı sondur. Bu durum, müflis tüccar gibi kazanıp, biriktirip sonra da ateşe vermek gibi bir şeydir.
Yokluğu aranır hale gelmeden kenara çekilmek; zorlaştırmadan kolaylaştırmak ve başarının, kazancın devamlılığını sağlamak olgun ve saygın insanların harcıdır.
Allah kimseyi duası kesilen, varlığı istenmeyen durumlara düşürmesin.