Uyanır uyanmaz güne, zihin hep bir şeylerin peşine düşer. Ulaşır ya da ulaşmaz gün öyle geçer. Hikâyesi peşinde olmak olur geçen zamanın. Sonra çoğalır gündemler. Doğar da doğar yeni yeni kavramlar.
Günün sonuna gelindiğinde bir gündem yığınıyla karşılaşır insan. Ve sonra kapatır sayfayı ve çeker kendini günün sahnesinden. Tabiî bunu ne kadar yapabilirse... O yoğunluğun içinde bazı gündemler vardır ki, gel de unut unutabilirsen. Sil kayıtlardan silebilirsen. Gerçi bazen silinmemesi de hayır oluyor. Onu sil, bunu sil, o zaman hayat denen şey hangi silinmeyenlerden oluşacak? Silemezsin bazı maddeleri, onlar kaderi olur insanın. Yaşayacak onları. Ve duracaklar hep orada. Var onlar ve olacaklar. Bu illa ki olumsuz anlamda değildir. Gerçeklik anlamındadır. “Ben buradayım, senin gerçeğinim” diyen ne çok şey vardır hayatımızda? İşte onlarla yaşanır hayat ve en gösterişli rengidir “benim hayatım” denen yaşanmışlıkların.
İnsan doğru okursa, başına gelen ne varsa güzeldir gerçekte. İnsan, aradığıdır. Ve bir gün peşinde olduğuna kavuşacaktır. Kavuşacaktır da, o kavuşma sahnesinin nasıllığı olacak hayat kalitesi. “Seviyorum” dediği şeyler insanın bir gerçeğidir. “Nefret ediyorum” dediği şeyler de öyle. Bir hayat boyu peşinde koştukları da gerçeğidir insanın. Bir o kadar da peşini bıraktığı, varsın gitsinler dediği şeyler de öyle. Ulaştıkları olur, ulaşamadıkları da. Bu değil mi zaten hayat. Her peşinde olunana ulaşılsaydı, her hedefe konana kavuşulsaydı adı fânî, zail olmazdı dünyanın. Burasının gerçeği bazı şeylere ulaşamamaktır. Burası her şeye kavuşulan bir yer değil. Burasının gerçeği bu değil. Bunu bilerek yaşamalı dünyada. Bediüzzaman dünyayı, bu özelliği ile olsa gerek, ‘bir misafirhane-i askerî’ olarak ele alır.
Günün sonuna gelindiğinde, daha önce hiç anlatılmamış hikâyesiyle ömrün bir zaman diliminin yaşanması hasıl olmuştur. Her günün bir özel hikayesi yok mu yaşadığımız? Hiçbir şey anlamadım dediğimiz gün bile, hiçbir şey anlatmamakla ne çok şey söylemiştir bize. Uç noktaları olmayan günlükler gün değil midir? O gün güneş doğmadı mı, o gün nefes almadın mı, su içmedin mi, sevmedin mi, nefret etmedin mi, insan olmadın mı hasılı. Var olan, yaşanan bir ömür dilimi ne çok şey taşır içinde. Ne okuyamadığımız anlamlar yüklüdür gün içinde. Biz illa ki istediğimiz gibi olsun isteriz âlemi. Şu şöyle olsun, bu böyle olsun deriz. Oysa âlem, bizim nefsimizin hevesine tabi değildir.
Kovaladığımız, tam yakaladığımızı düşündüğümüz diliminde bize bir sürprizi vardır hayatın. Yorulma, bu arayış bir yerde bitecek. Bir doğduğun günün akşamı veya ettiğin akşamın sabahı olmayacak. O zaman yeni bir arayışta olmayacaksın. Başını duvara vurmak gibi kapkaranlık bir sabaha döneceksin. Ve o sabahın güneşi, fânîde, dünyada peşinde oldukların aradıkların olacak. Evet, bir kesinlik var ki, insan bir ömür boyu aradığına, peşinde yorulduklarına kavuşacak. Bütün mesele aradıklarına kavuşunca tadacağı duygu olacak. Sizce nasıl bir duygu bekliyor insanı? İçinizdeki ses, sizin için ne diyor? İşte aradığımız odur. İnsanın yaşarken taşıdığı halette gidilecek yerin izleri vardır.