Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 15 Haziran 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Yeniçeri Ocağı nasıl kuruldu, nasıl söndürüldü?



Tarihin Yorumu

15 Haziran 1856: Sultan II. Mahmut, yayınladığı bir fermânla Yeniçeri Ocağını kapattığını ilân etti.

Yaklaşık 500 yıllık bu köklü askerî teşkilâtın lağvedilmesi çok kanlı oldu. O gün İstanbul'da adeta bir iç savaş hadisesi yaşandı. Binlerce insan canından oldu. Binlerce insan da hapis ve sürgün cezasına çarptırıldı.

Yeniçeri Ocağının kapatılmasına fiilen karşı gelenlerin öldürülmesine dair fetvâ, Şeyhülislâm tarafından verildi. Ayrıca, çok nâdir durumlarda ortaya çıkarılan Sancak–ı Şerif de Sultanahmet Camiinde açıldı ve bütün ahali bu sancağın altında toplanmaya çağrıldı.

Neticede, Yeniçeri Ocağı kapatıldı; yerine ise, Asakir-i Mansure-i Muhammediye teşkilâtı kuruldu.

Ne var ki, bu teşkilât sisteminde de hedeflenen başarı sağlanamayarak, yeni bir askerî yapılanma arayışı içine girildi.

Tehlikeli denemeler

Yeniçeri Ocağının kapatılması yönünde Sultan II. Mahmut'tan önce de bazı deneme teşebbüsleri oldu. Ancak, bunlarda başarılı olunamadığı gibi, müteşebbislerin âkıbeti pek vahim oldu.

Sultan Genç Osman ile Sultan III. Selim'in bu uğurda sarf ettikleri çabalar, neticede hayatlarına mal oldu. Her ikisi de feci şekilde öldürüldü.

1808'de tahta geçen Sultan II. Mahmut ise, diğer iki padişah gibi Yeniçeri Ocağından rahatsız olmakla birlikte, hayatını riske atmayarak uygun zamanı bekledi. Tahta geçtikten yaklaşık 18 yıl sonra bir punduna getirip bu askerî teşkilâtı çok kanlı bir müdahale ile ortadan kaldırdı.

Bütün suç Yeniçerinin mi?

Osmanlı Devleti, özellikle Sultan I. Murad (Hüdavendigâr) döneminden itibaren, Rumeli ve Balkanlar'da hızlı bir yayılma süreci içine girdi. Balkan topluluklarıyla yapılan savaşlar, mücadeleler bitmek bilmiyordu.

Bu durumda yeni, düzenli ve dâimî bir savaşçı orduya ihtiyaç duyuldu.

Bir yandan da, savaşlarda kazanılan zaferler neticesi esir alınan Hıristiyan ailelerin çocukları, İslâmî terbiye ile yetiştirilerek orduya dahil ediliyordu. Sonunda ise, sırf bu devşirilerek terbiye edilmiş kimselerden müteşekkil bir askerî birlik kurulmasına karar verildi

Bu arada Sultan I. Murâd Han, Çandarlı Kara Halil Hayreddin Paşayı yeniçeri ve acemi ocaklarını kurmakla vazifelendirdi. (1324)

Yeniçeri Ocağına vurucu asker yetiştirecek ilk acemi ocağı Gelibolu’da kuruldu. Bu ilk teşkilatlanma ile orduya bin kadar nefer alındı. Bunlardan her yüz kişisinin başına ise, "Yayabaşı" adıyla bir kumandan tâyin edildi.

Bilâhare, Yeniçeri Ocağına—gönüllülük esasına dayalı olarak—Hıristiyan tebaanın çocukları da dahil edildi.

Yeniçeriler (yeni askerler), küçük yaşlardan itibaren İslâm örf ve âdetlerine göre yetiştiriliyor, ardından da acemi oğlan kışlalarında askerî eğitime tabi tutuluyordu. Onlar, emekli oluncaya kadar evlenmeleri ve şehir gibi mahallerde oturmaları yasaktı. Kışlalarda yaşarlardı. Kabiliyetlerine göre de subay veya general (paşa) olurlardı.

Ocağın üst düzey kumandanlarına ise "Yeniçeri Ağası" ismi verilirdi. Teşkilât merkezi İstanbul'da olurdu.

Ocak, Ağadan nefere kadar giden bir hiyerarşik düzen içinde çalışırdı. Dinî terbiye ve hatta tarikat bağlılığı, Yeniçeriler arasında bilhassa teşvik ve terğib edilirdi. Bilhassa Bektaşî tarikatına girmeleri çok yaygın bir gelenek halindeydi.

Bununla beraber, Mevlevî, Havletî, Nakşî, Melâmî tarikatına mensup olan Yeniçeriler de vardı.

Feci âkıbete doğru

Yeniçeri Ocağının genel durumu da, devletin genel durumuyla paralellik arz ediyordu. Tıpkı, ilerleme, duraklama ve gerileme halleri gibi...

Bununla beraber, bu asker ocağı zamanla dejenere edildi. İlmiye sınıfı ile sadaret çevreleri, Yeniçerileri zaman zaman kendi emellerine alet etmeye ve onları siyasete bulaştırmaya çalıştı.

Çoğu zaman, saltanat kavgalarında ve hatta iç isyanlarda kullanıldılar.

Bu duruma düşürülen ocağın ıslâh edilmesi gerekirken, daha çok zecrî tedbirlerle ortadan kaldırılması veya kökünün kazınması cihetine gidildi. Bazan da teşkilatın by–pas edilmesi denemesi yapıldı. Ancak, hiçbirinde de başarılı olunamadı.

Sultan II. Mahmut, reformcu bir padişahtı. Kılık kıyafetten bürokrasinin işleyiş tarzına kadar, pekçok konuda radikal değişiklilerde bulundu. Bu cümleden olarak, sarığı halkın başından kaldırtıp fesi getirti. Şalvar yerine pantolon giyme mecburiyetini getirti. Askerî sistem değişikliği için ise, uygun fırsatı kolladı.

Nihayet, Yeniçeri Ocağının bir bahane ile isyan edişini fırsat bilerek, onları önce oyaladı ve hemen ardında da imhâ ederek ortadan kaldırma cihetine gitti. Bunun adını da "Vaka-i Hayriye" şeklinde koydu.

Kazan devrildi

15 Haziran günü, devlet memurları İstanbul sokaklarında dolaşarak halkı Sancak–Şerif altında toplamaya başladı.

Bunun üzerine Yeniçeri elebaşları da, ocak mensuplarını ayaklanmaya çağırdı.

Hazırlıklarını tamamlayan hükümet yönetimi ise, Sultanahmet Camii’ni karargâh yaptı ve halka silâh dağıttı.

Beyazıt Meydanı ile Divanyolu tarafını tutan Yeniçeriler, çarpışmanın başlamasıyla birlikte geri çekildiler ve Et Meydanındaki (Meydan-ı Lahm) karargâhlarına kapandılar. Sadrazam Selim Paşa, tam bu esnada kışlanın etrafını çevirerek top ateşini başlattı. Top ateşi sonrasında koca kışla birkaç saat zarfında içindeki binlerce Yeniçeriyle birlikte yakılıp yıkıldı.

Bu kanlı hadiseden sonra, Yeniçeri Ocağının tarihe karışması üzerine, Keçecizâde İzzet Molla da şu tarihî mısraları döktürdü:

Tecemmü eyledi Meydan-ı Lahm'e,

İdüp küfrân-ı ni'met nice bağı.

Koyup kaldırmada ikide, birde (kazanı)

Kazan devrildi, söndürdü ocağı.

Kısaca

Değişim raporu

Dünkü gazetelerde çıktı:

Bülent Ecevit'in sağlık durumunda herhangi bir değişiklik yokmuş.

Rahşan Ecevit'in siyasî tutumunda ise, bâriz şekilde bir değişiklik varmış.

* * *

Gazetelerin yazdığına göre, Rahşan Hanım solu birleştirecekmiş. Bunun için gerekirse Baykal ile de görüşecekmiş.

Birleştirme yönünde bir projesi bile varmış. Ama, biraz zamana ihtiyacı varmış... İyi de, neyi bekliyor ki Rahşan Hanım?

Ecevit'in ölmesini mi?

Baksanıza, yarım asırlık hayat arkadaşı ölüm kalım vaziyeti içindeyken...

O kalkmış, şimdiye kadar hiç görülmedik bir siyasî atraksiyon yapmaya hazırlanıyor.

Sizce de hayret uyandıran bir durum değil mi bu?

Bir kadının kocası haftalarca derin komada yatarken, o kadın nasıl olur da yeni ve bambaşka bir siyasî proje üterebiyor?

15.06.2006

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (14.06.2006) - Kefeni evrak çantasında bir dâvâ adamı

  (13.06.2006) - Sınav maratonu

  (12.06.2006) - Tek parti rejimi 'dörtlü takrir'le sarsıldı

  (10.06.2006) - Cumhur, başkanını seçmeli

  (09.06.2006) - SONAR'ın doğruladığı siyasî tahlil

  (05.06.2006) - Okuma seferberliği

  (02.06.2006) - Ankara cinayetinin perde arkası

  (01.06.2006) - Piyasalardaki dalgalanma

  (31.05.2006) - İşte size 'çılgın' nesil

  (30.05.2006) - Birlik görüntüsü

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004