Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 13 Eylül 2006

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Süleyman KÖSMENE

Tebbet Sûresi üzerine (2)



İstanbul’dan okuyucumuz: “Tebbet Sûresinin iniş sebebini, açıklamasını ve tefsirini yapar mısınız?”

“Ey Resûlüm! En yakın akrabalarını uyar”1 âyeti indikten sonra Peygamber Efendimiz (asm) dinlemeseler de, anlamasalar da, hiç durmadan yakın akrabalarını uyarmaya devam etti. Bunun için ziyafet üstüne ziyafet tertip etti.

Ziyafetin birinde yemek yendikten sonra Peygamber Efendimiz (asm) ayağa kalktı ve özetle şöyle konuştu:

“Hamd yalnız Allah’a mahsustur. Allah’tan başka ilah yoktur. O birdir. Eşi ve ortağı yoktur. Ey akrabalarım, her halde otlak aramaya gönderilen bir kimse, gelip ailesine yalan söylemez. Vallahi ben bütün insanlara yalan söylemiş olsam, size karşı yine yalan söylemem. Bütün insanları kandırmış olsam, sizi yine aldatmam. Sizi O’ndan başka ilah olmayan Allah’a imana dâvet ediyorum. Ben de O’nun size ve bütün insanlığa gönderdiği peygamberiyim.”

Peygamber Efendimiz’in (asm) bu konuşmasından sonra amcası Ebû Talip konuştu:

“Yeğen, sana severek ve candan yardım edeceğiz. Bu toplananlar senin atanın oğullarıdır. Ben de onlardan biriyim. Emrolunduğun şeye devam et. Ben kendi adıma; nefsimi atamın dinini bırakmak hususunda bana itaat eder bulmuyorum. Artık ben onun öldüğü dinde öleceğim. Fakat vallahi seni korumaktan da bir an geri durmayacağım.”

Diğer amcaları da bu sözleri doğrular mahiyette konuştular. Fakat amcalardan bir tanesi vardı ki, yüzü renkten renge giriyor, yeğenini bir kaşık suda boğmak istercesine öfke soluyordu. Ebu Leheb’di o. Vahşice bağırdı:

“Ey Abdulmuttalip oğulları! Bu bir kötülüktür. Başkaları onu bu işten vazgeçirmeden evvel, siz onu bundan vazgeçirin. Eğer siz bu gün ona itaat edecek olursanız, zillet ve hakarete uğrarsınız. Onu korumaya kalkarsanız öldürülürsünüz.”

Peygamber Efendimizin (asm) halası Safiye (ra) Ebû Leheb’e:

“Ey kardeşim! Kardeşinin oğlunu ve onun dinini yardımsız bırakman sana yaraşır mı? Git sor; bu gün yaşayan âlimler Abdulmuttalib’in soyundan bir peygamberin geleceğini bildiriyorlar. İşte o peygamber budur” dedi.

Ebu Leheb daha da hırçınlaştı:

“Bu boşuna bir umuttur! Zaten kadınların sözleri erkeklere köstek olmaktan öteye geçmez. Kureyş ayaklanırsa, bizim ne kuvvetimiz var? Bizi lokma gibi yutarlar” diye bağırdı.

Ebu Talip kardeşi Ebu Leheb’e çıkıştı:

“Ey korkak! Biz sağ kaldıkça ona yardım edeceğiz ve onu koruyacağız.”

Ebu Talip, Peygamber Efendimiz’e (asm) de dönerek:

“Yeğen! Dâvet zamanını bildir. Silâhlanıp seninle birlikte çıkarız!” dedi.

O ana kadar konuşulanları dinleyen Peygamber Efendimiz (asm):

“Ey Abdulmuttalip oğulları! Ben sizi dile kolay gelen, mizanda ağır basan iki kelimeye dâvet ediyorum. O da: ‘Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne muhammeden abduhu ve resulüh’ demeniz ve buna gönülden inanmanızdır. Şimdi söyleyin: Hanginiz benim dâvetime icabet eder de, hem iman eder, hem bana yardımcı olur?”2 buyurdu.

Kimseden ses çıkmadı. Başlar öne eğildi. Sadece o sırada 12 yaşlarında bulunan Hazret-i Ali (ra) atıldı:

“Her ne kadar yaşça küçüksem de, ben sana yardımcı olurum” dedi.

Fakat bu ses, o gün desteksiz kaldı. Peygamber Efendimiz’in (asm) o günkü dâvetine başka cevap veren olmadı. Ebu Lehep homurdanarak ayrıldı. Diğerleri sessizce dağıldılar.

Artık o günden sonra Ebu Lehep daha da kinlendi, daha da hırçınlaştı, daha da çılgınlaştı, daha da vahşileşti. Kardeşi oğlu olan Kâinat Efendisine (asm) hep hakaret eder oldu. Nerede Onu tebliğ yaparken görse, peşi sıra geldi, ağzına geleni söyledi.

Yarın inşallah devam edelim.

Dipnotlar:

1- Şuarâ Sûresi: 214

2- Halebî, İnsanu’l-Uyun, 1/285

13.09.2006

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (12.09.2006) - Tebbet Sûresi üzerine (1)

  (11.09.2006) - Kaderi anlayalım

  (10.09.2006) - Sorumluluklarımız her yerde birdir

  (09.09.2006) - Duâda ellerimizin yönü

  (08.09.2006) - Muhtelif meseleler

  (07.09.2006) - Berat Gecesinde beratımız

  (06.09.2006) - Şu an Cennet mevcut mudur?

  (05.09.2006) - Cennetler ve cennet kapıları

  (04.09.2006) - Mü'min için ölüm

  (03.09.2006) - Kalplerin mühürlenmesi

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahaddin YAŞAR

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004