Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 20 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Süleyman KÖSMENE

Dilimiz ve fiillerimiz



Mikail Demir:

* “Yaratmak kelimesinin kullar için kullanımının sakıncası var mı? Bilgi verir misiniz?”

Günlük konuşmalarımızda seçtiğimiz kelimelerin ruh ve ahlâk dünyamızı olumlu veya olumsuz yönde etkilediğinde şüphe yoktur. Kelimeleri seçerken veya kullanırken bizi yönlendiren sâik ve niyet önemlidir. Bir kelimeyi günlük işimizi ve fiilimizi ifade etmek için mi tercih ediyoruz, yoksa Yüce Yaratıcı’ya—hâşâ—denklik iddiasıyla mı tercih ediyoruz; önemli olan bu temel yaklaşımdır.

Hareketlerimizi ifade için telaffuz ettiğimiz fiiller, Cenâb-ı Hakk’a nispet edilip edilmemesi bakımından iki kısımdır:

1-Aslen Cenâb-ı Hakk’ın kemâl ve zat sıfatlarını ifade eden fiiller. Görmek, işitmek, yapmak, yaratmak, acımak, konuşmak, yaşamak, dilemek, bilmek, sevmek, bağışlamak, affetmek, şahit olmak, korumak, kudret sahibi olmak... vs. gibi gerçekte Cenâb-ı Hakk’ın kemâl fiillerini, sıfatlarını ve isimlerini ifâde eden kelimeler bu gruptandır.

2-Yalnız bizim noksanlık sıfatlarımızı yansıtan fıiller. Unutmak, uyumak, yorulmak, dinlenmek, acıkmak, susamak, konuşamamak, görememek, işitememek, yapamamak, başarısız olmak, verimsiz olmak, tembel olmak, nankör olmak, ağlamak, üzülmek, kıskanmak... vs. gibi sırf beşeriyetimizle ilgili olan noksanlık fiilleri de bu gruptandır.

Kemâl fiillerini biz mecâzî olarak kullanmaktayız. Bu fiillerin hakîkatı ve gerçek mânâsı Cenâb-ı Hakk’a aittir. Meselâ biz “gördüm” dediğimizde; çok dar bir alanı, çok dar imkânlarla görüş ufkumuza aldığımızı kastederiz. Oysa “görmek”, Cenâb-ı Hak için kemâlî ve zâtî bir sıfattır. Hakikî gören O’dur. Ama noksanlık fiilleri tamamen bize aittir. Meselâ biz uyuruz, yoruluruz, dinleniriz. Bu fiiller gerçek mânâda bizi vasıflandırır. Cenâb-ı Hak bunlardan münezzehtir.

Misâlleri arttırmak mümkündür. Yaratmak fiili de şüphesiz Cenâb-ı Hakk’a ait bir kemâl fiilidir. Biz bu fiili mecâzî olarak kullandığımızda hakîkatını Cenâb-ı Hakk’a vermeyi kastetmiş olmalıyız. Aksi takdirde, hataya düşmüş oluruz.

Aslına bakarsanız yaratmak fiili yerine, beşerî acziyetimize yaraşan alternatif bir fiil de yoktur. Genelde örfen daha zararsız görerek kullana geldiğimiz “îcad etmek”, “yapmak”, “var etmek”, “vücuda getirmek”, “şekil vermek”, “biçimlendirmek”... vs gibi fiiller vücûdî olduklarından, Cenâb-ı Hakk’ın kemâl fiillerindendirler.

Bununla beraber; örfün taksîmâtına razı olarak, ‘yaratmak” fiili yerine, Müslüman’ların hiss-i zâhirîlerine dokunmayan ‘yapmak” veya buna benzer başka bir fiili kullanmayı tercih ve tavsiye edebiliriz. Fakat “yaratmak” fiilini kullanan insanların, bununla Allah’a ait olan “hilkati” kast etmedikleri sürece, küfür içinde olduklarına hükmetmemiz doğru olmaz.

***

Aziz Bey:

* “Mescid-i harama kimler giremez? Ehl-i kitap da giremez mi? Mescid-i Haramın sınırı neresidir?”

Kur’ân-ı Kerim Mescid-i Haram’a kimlerin giremeyeceğini şu âyetle hükme bağlar: “Ey iman edenler! Müşrikler pislikten ibarettirler. Bu sebeple, bu yıllardan sonra Mescid-i Harama yaklaşmasınlar. Eğer fakirlikten korkarsanız, bilin ki Allah dilerse sizi bol nimetiyle zenginleştirecektir. Muhakkak Allah Alîm’dir (Bilendir), Hakîm’dir.”1

Bu âyet müşriklerin, yani putperestlerin, yâni puta tapanların, yani kâfirlerin Mescid-i Haram’a girmesini yasaklamıştır. Gerek ziyaret etmek, gerek teknik hizmet vermek, gerekse hangi nedenle olursa olsun, münkirlerin ve kâfirlerin Harem-i Şerif’e, yani Kâbe’ye sokulması ve girdirilmesi haram bulunmaktadır. Kâbe’nin emniyet ve güvenliğinin sağlanması Müslüman’ların en tabiî vazifeleridir.

Mescid-i Haram, Kâbe-i Muazzama’nın etrafıdır. Bu mübarek Mescid, Müslüman’ların kıblesi olduğuna hürmeten Harem-i Şerif diye de anılmaktadır.

Bu âyetin hükmü inkâr içinde olmayan ehl-i kitabı kapsamaz. Fakat emin olmadıklarından endişe edilirse, gerekli tedbirleri almak Müslüman’ların vazifesidir.

Dipnotlar:

1- Tevbe Sûresi, 9/28

20.02.2008

E-Posta: fikihgunlugu@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (19.02.2008) - Adaletin gerçek tecellîsi

  (17.02.2008) - Meleklerde ve ruhlarda tefekkür

  (16.02.2008) - Bir taharet sünneti

  (15.02.2008) - Safer ayındayız

  (13.02.2008) - Adem-i kabul ve kabul-ü adem

  (12.02.2008) - Sırat Köprüsünü geçerken

  (11.02.2008) - Muhtelif cevaplar

  (10.02.2008) - Muhtelif cevaplar

  (09.02.2008) - Hz. Peygamber’in (asm) adalet içindeki celâli - 2

  (08.02.2008) - Hz. Peygamber’in (asm) adalet içindeki celâli - 1

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri