Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 27 Nisan 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Mikail YAPRAK

Batı doğru İslâmı arıyor



Yaklaşık bir asır önce Bediüzzaman, "Eğer biz doğru İslâmiyeti ve İslâmiyete lâyık doğruluğu ve istikameti göstersek” neler olabileceğini, insaniyetin nasıl yükseleceğini, hakikî medeniyet ve umumî barışın nasıl sağlanacağını delilleriyle ortaya koymuş, tâ o zamandan bu güne, tâ kıyamete kadar yol haritasını göstermiş. Bugün gelinen noktada hem menfi, hem müsbet mânâdaki gelişmeler, yakın bir gelecekte dünyada acaip inkılâpların olabileceğinin işaretlerini veriyor. Artık yok oluşla var oluş, yıkımla yapım, tahribatla tamirat, ölümle diriliş göze göz, dişe diş kıyasıya çarpışıyor. Bütün bu çarpışmalar varlık âlemleri hesabınadır. Kâinatta ve dünyamızda hayır, güzellik ve iyilik hesabına faaliyetler sürerken, şer ve tahribat hesabına çalışanlar da boş durmuyorlar, insanlığın hayra, hak ve hakikata yönelişine engel olmak için her türlü yola başvuruyorlar. Şimdi hakikî insaniyet âlemi iki tercihle karşı karşıyadır. Ya ahlâksızlık, küfür, isyan ve dalâlete seyirci kalıp kıyametin kopmasını çabuklaştıracaklar, ya da dünyanın ömrünü uzatacak hak dinin yayılmasına kuvvet ve destek verecekler.

***

Kur’ân’ın ve ahirzaman Peygamberinin daveti umumîdir. Herkesi davet ediyor. Bu davet Allah’ın davetidir. “Madem ki yapan bilir, öyleyse bilen konuşur.” Yaratan, kendi mahlûkunun halini ve ihtiyacını bilmez olur mu hiç? Allah kelâmı Kur’ân, ehl-i kitabı, dinlerini tamamen terke davet etmiyor ki... Yanlış yönelişlerden vaz geçip Tevhid’e dönmelerini istiyor. Bütün İlâhî fermanların, semavî suhuf ve kitapların hakikatleri Kur’ân’dadır. Zebur, Tevrat ve İncil hakikat olarak insanlığa neleri va’z etmişlerse, o hakikatler Kur’ân ile devam ediyor. Allah’ın daveti ezelî ve ebedîdir. O davette—hâşâ—bir kopukluk, bir ayrılmışlık olamaz. Ezelden gelir Ebede gider. Zaten İsa Aleyhisselâm da “Ben gidiyorum, tâ ki Âlemin Efendisi gelsin” dememiş midir? Üstelik ahirzaman’da hakikî İsevîliğin İslâmiyete inkılâp edeceği, cism-i nuranîsiyle semada bulunan Hz. İsa’nın gelip Resulullah Efendimiz’in şeriatına tabi olacağı sahih rivayetler arasındadır.

Peki halihazırda gelmiş midir? Resulullah’ın Vekili’nin arkasında namazı kılmış mıdır? Bunlar kitap hacminde ele alınması gereken sırlı meselelerdir. Zaten böyle bir hadiseyi herkesin bilmesi ve görmesi ne imkân dahilindedir, ne de lâzımdır. Herkesin aşikâr olarak görüp bilmesi imtihan sırrına aykırı olur. Ancak emareleri, belirtileri ve dünyadaki bazı gelişmeler bize ipucu verebilir.

Avrupa Birliğine yönelişimizde kaderin payını unutmayalım. İnsan Hakları Mahkemesinin Avrupa’da olması da tesadüf değildir. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere Avrupa’da, Rusya’da, Amerika’da, yani Batı’da İslâmiyetin hızla gelişmesini de görmezlikten gelemeyiz. Hazreti Peygamberin bu ahirzamandaki hakikî bir varisi ve vazifelisi olan Said Nursî’nin Batı’yla ilgilenmiş olmasının, yorum ve tahliller yapmasının da idrakimize sunduğu mesajları olmalıdır. Yani onun Batı’yla olan bu alâkası, sevk-i kaderî ile ahirzamandaki o büyük vazifesinin gereğidir. Onun, yüz sene öncesinde, “Avrupa bir İslâm devletine hamiledir, günün birinde onu doğuracak, Osmanlılar da Avrupa ile hamiledir, o da onu doğuracak” şeklindeki beyanı kısmen tahakkuk etmiştir ve tamamen edecektir.

Hem ona göre Avrupa ikidir. Birisi, “İsevîlik din-i hakikîsinden aldığı feyizle hayat-ı içtimaîyei beşeriyeye (insanlığın sosyal hayatına) faydalı san'atları ve adalet ve hakkaniyete hizmet eden fünunları takip eden Birinci Avrupa”, diğeri, “Felsefe-i tabiiyenin zulmetiyle, medeniyetin seyyiatını (kötülüklerini) mehasin (iyilik) zannederek beşeri sefahate ve dalâlete sevk eden bozulmuş İkinci Avrupa”..

Materyalizmin ve Deccalizmin telkinleriyle, tek gözlü bakışlarıyla, insaniyeti hakikî vazifesinden uzaklaştıran bu İkinci Avrupa’ya Bediüzzaman, “Küfür ve küfranı dağıtıp neşreden bedbaht ruh” diyor ve Kur’ân’dan aldığı feyizle o cepheye manevî “söz” bombalarını yağdırıyor. Birinci Avrupa’ya ilişmiyor, üstelik dünyanın geleceğine hizmet edecek bir çerçevede görüyor. İşte hakikatı arayan bu Birinci Avrupa, farkında olarak veya olmayarak aslında doğru İslâmiyeti arıyor.

27.04.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (20.04.2008) - Kastamonu'da bir lise talebesi

  (13.04.2008) - Akibetleri vahim olanlar

  (06.04.2008) - Hasan’ın veda hutbesi

  (23.03.2008) - Dünyanın bütün güzelliklerini buraya getirin

  (16.03.2008) - Batınının başörtüsü imtihanı

  (09.03.2008) - Bağlandığı yerden çözülsün

  (02.03.2008) - Çocuk hatip olursa

  (24.02.2008) - Bizi sevmelisiniz

  (18.02.2008) - Avusturya’da “başörtüsü”

  (10.02.2008) - Neymiş bu başörtüsü Ya hû!

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri