"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Cemaatler ve liderlikler - 3

Ahmet BATTAL
28 Kasım 2013, Perşembe
Lider merkezli cemaatlerde, “tartışılmaz” liderler, cemaatin başarılarını kendilerine tahsis eder, başarısızlıkları ise cemaate yüklerler.
Ekip merkezli cemaatlerde ise başarılar da başarısızlıklar da ekibin ve o ekibi oluşturan ve destekleyen fertlerin tamamının omuzundadır.
Lider merkezli cemaatlerde “başkalarının fikirlerine ihtiyacı olmayan” liderlerin etrafındakiler, emir kuludurlar, kendilerinin fikirlerine ihtiyaç duyulmamasından memnun-mutlu yaşarlar.
Ekip merkezli cemaatlerde ise, her bir fert, fikriyle ve faaliyetiyle faal olur ve cemaatin mütesanid heyetini-ekibini oluşturmak için gayret eder.
Lider merkezli cemaatlerde bulunan “yenilmez ve kusursuz” liderler daima hayalî liderlerdir.
Ekip merkezli cemaatlerde ise ekibin gücü ekibi oluşturanların gücünden kat be kat fazladır.
Bunları, önceki günkü yazımızda, ‘Hayalî Ziyaeddin Mektubu’ndan yola çıkarak özetledik. Ama daha önemli bir husus var:
Lider merkezli cemaatlerde lider kendi eksiğini gidermek için ilâve karizma arayışına girer. Yapmacık davranışların ağına düşer. Hayalî kudretinin aslında gerçek hale gelemeyeceğini bile bile genişlemeye çalışır, şişinir.
Bu hususta da delilimiz yine Bediüzzaman’ın kendi ağabeyi ile yaşadığı ve önceki yazımızda aktardığımız hatıradan yola çıkarak talebelerine verdiği derste.
Şuâlar’da (s. 273) yer alan kısa mektup aynen şu şekilde:
“Bugün, büyük ve merhum kardeşim Molla Abdullah ile Hazret-i Ziyaeddin hakkındaki malûmunuz muhavereyi tahattur ettim. Sonra sizi düşündüm. Kalben dedim: Eğer perde-i gayb açılsa, bu sebatsız zamanda böyle sebat gösteren ve bu yakıcı, ateşli hallerden sarsılmayan bu samimî dindarlar ve ciddî Müslümanlar eğer herbiri bir velî, hattâ bir kutup görünse, benim nazarımda şimdi verdiğim ehemmiyeti ve alâkayı pek az ziyadeleştirecek; ve eğer birer âmî ve âdi görünse, şimdi verdiğim kıymeti hiç noksan etmeyecek diye karar verdim. Çünkü böyle pek ağır şerait altında iman kurtarmak hizmeti, herşeyin fevkindedir. Şahsî makamlar ve hüsn-ü zanların ilâve ettikleri meziyetler, böyle dağdağalı, sarsıntılı hallerde hüsn-ü zanlarını kırmakla muhabbetleri azalır ve meziyet sahibi dahi onların nazarlarında mevkiini muhafaza etmek için tasannua ve tekellüfe ve sıkıntılı vekara mecburiyet hisseder. İşte hadsiz şükür olsun ki, bizler böyle soğuk tekellüflere muhtaç olmuyoruz.”
Son kısımdan anladığımıza göre, demek ki neymiş:
Bilhassa dağdağalı ve sarsıntılı zamanlarda, şahsî makamlara ve hüsn-ü zanlarla ilâve edilen hayalî meziyetlere sahip zannolunan kişilere duyulan hüsn-ü zanlar kırılır, kendilerine duyulan muhabbet azalırmış. Meziyet sahibi dahi kendisini ölçüsüz-mizansız sevenlerin nazarlarında mevkiini muhafaza etmek için yapmacık hareketlere girişmeye, tekellüfe ve sıkıntılı vekara mecburiyet hissedermiş.
İşte lider merkezli her cemaatte liderin bir riski de bu.
Ekip merkezli cemaatlerde ise ekibi oluşturan herkes, “olduğu gibi” ve “olduğu kadar”dır. Ama aslında bu daha iyi ve daha güvenlidir.
Dinî ve dünyevî her bir cemaatteki herkes bu dersten kendisine bir pay çıkarabilir. Ne de olsa ders sağlam kaynaktan.
***
Cemaatler ve liderlikler başlıklı ilk yazımızda şöyle bir cümle vardı:
“Ekip merkezli dinî cemaatlere verilebilecek en uygun isim ‘şahs-ı manevî cemaatleri’dir.
“Kişilerin bir araya gelmesiyle oluşan yeni bir kişi mânâsına gelen şahs-ı manevî kavramı İslâm geleneğinde yoktur ve modern bir kavramdır.”
Bu cümle bazı okuyucularımız tarafından “meşveretin ve meşveret prensibine göre işleyen ekip merkezli cemaatlerin İslâm dininde olmadığını zannettiğimiz ya da iddia ettiğimiz” şeklinde anlaşılmış ve bu anlayışa göre de Asr-ı Saadette en güzel biçimde yaşanmış olan şûrâyı görmezden geldiğimiz iddiasıyla eleştirilmiş. 
Bu hatanın bir sebebi, “şahs-ı manevî”nin mânâsı hakkındaki yanılgı. Bu kavram bir yönüyle Allah’ın emri olan şûrâyı ifade ediyor ve şûrânın esasları elbette “modern bir buluş” değil.
Hatalı anlayışın ikinci sebebi ise “tüzel kişilik” anlamındaki şahs-ı manevinin eskiden beri var olduğunu zannetmek. Yani bizim “İslâm geleneği” derken kasdettiğimiz şeyin “İslâm dini” ile aynı şey olarak anlaşılması. Vakıf ve beytülmal gibi “mal toplulukları”nın İslâm’ın ilk yıllarından itibaren bir tür kişilik (dâvâ ehliyeti) sahibi olduğu doğru. Ama cemaat ve cemiyet türünden kişi topluluklarının gelenekte ve me’hazda esaslı bir kaynağı yok. Bir ihtiyaçtan doğmuşlar.
Asıl mesele ise bunların ekip veya lider merkezli olmaları. Bu da bir tercih meselesi.
Hep beraber düzeltelim.
Okunma Sayısı: 2648
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • demokrat

    28.11.2013 00:00:00

    Sondan dördüncü paragrafı bu anlamda meallemek için çok tevil gerekeir.Gerçi zırva tevil götürmez derler ama...

  • ümmet karaca

    28.11.2013 00:00:00

    bu yazı serisi beni etkiledi.

  • Nevzat KARAAĞAÇ

    28.11.2013 00:00:00

    Asr-ı saadet hz. Ömer hz. Ebubekir hz. Aliyle anılırken elbette meşverete alışık olmayan insanların tarih araştırmasıyla günümüze yansımaktadır. Halbu ki o zamanda müslümanlar işlerini tabi ki Kur’anın emri olan meşveret emrine göre yaptıkları, bu konuda Şura- 38, Ali İmran 159, Neml-32. ayetler ve bu ayetleri öğreten bir çok hadis ve uygulamalar göz ardı edilemez. O zaman tarih bizi tekzip eder.

  • Sezai Mumcu

    28.11.2013 00:00:00

    Muhterem Abdullah Yegin abiden bizzat isittim ki; Üstad Hz. hayattayken ona baglananlardan bir kismi vefatindan sonra sirtini dönüp gitmisler.

    Iste en mukaddes dairede lider pesinde olanlarin hikayesi.

  • veysel denizoğlu

    28.11.2013 00:00:00

    ’Bediüzzaman ve Devlet Yönetme Sanatı’ Adlı enfes makalenizi üç gün önce okuyarak sizleri tanımış oldum. Bu vesile ile sizi tapit etmeye başladım. Günümüzde Allah dostlarına hakaret etmek incitmek moda oldu. Üstadımız hayatta olsa idi nasıl bir cevep verirdi diye sizin yazınızdan yola çıkarak cevap aramaya koyuldum. Fetullah Gülen hoca efendinin herkul org sistesin de yayınlanan sohbetleri imdadıma yetişti. Dersane kapama adı altında fırtınalar koparan yöneticilerimiz fitnenin ateşini yakmış bulunmaktadırlar. Bu ateşin sönmesi ve yöneticilerimizin aklını başına getirmesi için aydınlarımızın görüşleri ve yazıları çok önemlidir. Bu konuyu üstadımız penceresinden değerlendirmeniz katkı sağlayacaktır sanırım.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı