“Prensipler ve konjonktür açısından cemaatler” başlıklı son yazımızın sonunda, cemaatler ile ilgili olarak farkları anlatmanın ve hataları söylemenin yeri, zamanı ve üslubu ile ilgili şu cümleler vardı:
“Hakkın hatırı âlîdir, hiçbir şeye feda olunmaz.’ cümlesi de ne zaman susulup ne zaman nerede konuşulacağını bilmeyi gerektiren bir prensiptir yani konjoktürel yönü de vardır. Zira malumdur; herkesin her söylediği hak olmalı ama her hakkı her zaman, her yerde hem de dilediği üslupla söylemek hak değildir, herkese zarardır…”
Yazımıza gelen yorumlar, yazının amacına ulaştığını gösteriyor.
Bugün bazı ilaveler yapalım.
“Ya hayır söyle ya da sus” prensibinin tatbiki açısından da kıymetli olan ve Konfüçyüs’e atfedilen meşhur sözü hatırlarsınız:
“Küçük insanlar insanları, vasat insanlar olayları, büyük insanlar fikirleri ve prensipleri konuşur” denmiştir.
“İnsanları konuşmak” çoğu zaman, zan etmek, tân etmek ve gıybet etmektir. Tândan, bühtandan, zannın çoğundan ve gıybetin tümünden kaçınmak lazımdır. Ve bilelim ki fikrin gıybeti hakikatte gıybet değildir.
“Olayları konuşmak” olan biteni ve maziyi konuşmak demektir ki o da çoğu zaman boş gevezelik ya da kahvehane muhabbeti mahiyetindedir. Zararı çok faydası az bir konuşmaktır.
İlkeleri ve prensipleri konuşmak ise daima yüce ve yüksek bir faaliyettir. Konuşanlar ve dinleşenler hem öğrenir hem öğretir. Hem düşünür hem düşündürür.
İlke konuşanlar yeri ve zamanı geldiğinde kişilerden de bahseder ama gıybet etmeden ve kalp kırmadan. Prensiplerden söz edenler zaman zaman olaylara da atıf yapar ama maziye takılıp kalmaz. Yüksek idealler sahibi insanlar, sohbetlerinde, kişilere ve yaşanmış olaylara, sadece hak ettiği kadar yer ve değer verir. Konu mankenini konu yapmaz. Konu yapanları susturur ya da uzak durur.
Konfüçyüs’ün bu tavsiyesini tutanlar sohbet sırasında yanlarında eğer birinci ya da ikinci basamaktan insanları bulundururlar ve onların da konuşmalarına ortam hazır ederlerse kendileri de ortam da bundan zarar görür.
Zira ilkesiz insanlar ilkelerin konuşulduğu ortamlarda kendilerine söz verildiğinde ya da sözü kaptıklarında ilke meselelerini ana konu olmaktan çıkarırlar. Sohbeti kolaylıkla olaylara ya da kişilere bağlayıp kalırlar.
Demek kime nerede ne kadar söz verileceği, sohbetin kalitesini belirleyen en önemli hususlardan biridir. Bu alanda da sınırsız hürriyet hakikatte hürriyet değil kalite testidir.
Bu prensip, aynı zamanda, “dilin dursun, elin çalışsın” kaidesi ile de ilgilidir. Ama fikir adamları inşaat ustası değil ki dilini hepten susturabilsin. İşin mahiyeti konuşmayı ve yazmayı gerektiriyor. Zorluk da burada. Hakkın hatırını muhafaza gayreti ile hak yolcularını incitmemenin gayretini kavga ettirmemek mühim.
Bütün bunlardan sonra şunu rahatlıkla söyleyebiliriz. Sosyal medyada ortam açanlar o ortamlarda yapılıp edilenlerden, yazılıp söylenenlerden elbette baş sorumlu durumundalar.
Bizim bu konudaki tecrübemiz şu yönde:
Bazı insanlar var, mizaçları bozulmuş, kirletecek ortam arıyorlar. Eğer sessiz kalarak bu tip insanlara müsaade ederseniz sizin sahibi ve mesulü olduğunuz ortamın amacını da kalitesini de bozuyorlar. Müsaade etmezseniz ve onların çirkin ve alçak seviyesine inmezseniz, bir parça ısrar ediyorlar ama sonra dümbelek ya da def olup gidiyorlar.
Sosyal medyayı doğru ve kontrollü kullanma konusunda gençler daha başarılılar. Onların tavsiyelerini da aktarmak isteriz.