"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Himmet ehlini küstürmek

Ahmet BATTAL
20 Ağustos 2026, Perşembe
Bazı prensipler:

1. Türkiye, Pakistan, Mısır gibi ülkelerde ve hatta tüm dünyada, sivil alanda kalıp din hizmeti yapanlar hep olacaktır, olmalıdır. 

Bu himmet sahiplerine “devlete bağlan ve tam teslim ol, ülkenin sınırını aşma, aksi halde seni/sizi suçlu sayarım” demek, devlete de ülkeye de dine de zarar verir. 

2. Devlet devlettir, din de dindir. 

Din devletleştirilemez. İnanç ve ibadet ferde ve cemiyete aittir. Devlete düşen, dindarlara hürriyetini tam vermek ve dinleri ve mezhepleri açısından ayrım yapmadan bütün vatandaşlarına hizmet etmektir. Fiiliyatta devletin de din hizmeti yapıyor olması bu gerçeği değiştirmez. 

Devlet dinleştirilemez. Ellerindeki devleti din gibi görenler ideolojik devlet kurmuş olur ve bu tür devletler ancak zulmeder. Devleti ellerinde tutanlar devleti dinleştirme işini –güya- devleti dine hizmet ettirmek için yaparsa, bu, dine de zulmetmektir. 

3. Din ülkeleştirilemez, yerelleştirilemez. Din sınır tanımaz. Din sınır aşmak içindir. Zaten siyasi sınırın kendisi gayrı fıtridir. Din ise fıtrîdir. 

Din milletleştirilemez. Din ile milliyeti menfî tarzda birleştirmek hem dine ve hem de milliyete zarardır. İşte İsrail. 

4. Dinî hamiyet sahiplerinin ihtiyaç duydukları malî kaynakları bizzat kendi mülklerinden tedarik etmeleri her zaman mümkün olmaz. 

Hayatını din hizmetine vakfedenlerin (hem kendilerinin ve hem de varsa ailelerinin) iaşesini temin etmek, ümmetin vazifesidir. 

Sivil alandaki din hizmetlerini icra etmek için lazım olan müesseselerin binası ve tefrişi de elbette ümmetin ortak vazifesidir. 

Ümmetin bu vazifesini onlara hatırlatmak da dinî bir vazifedir. (Bunu hakkıyla yapabilmek yani himmeti elektriklendirmek ve ehl-i hamiyeti gayrete getirmek her yiğidin harcı değildir ve ancak imrenilecek bir vasıftır). 

5. Devleti elde tutanların “dine hizmeti ben/biz devlet eliyle yapıyoruz, sivil alana ne gerek var” demesi çift yönlü hatadır:

Birincisi din eğitimi dahil her şeyi devletten beklemek ve her alanda her işi devlete yüklemek devleti azmanlaştırır ve yönetenleri şımartır. 

İkincisi, devlete güvenmeyen veya devleti yeterli görmeyen ya da devletin dine hizmet tarzını doğru ya da yeterli görmeyen hamiyet sahiplerini “ya devlete güven ya da hamiyetini sustur” diyerek susturmak ve pasifleştirmek, hem kaynak israfıdır ve hem de daha da önemlisi hürriyet düşmanlığıdır. 

Dinler ve mezhepler tarihi, batıl mezhepleri doğuran ve büyüten istibdat ve zulüm örnekleriyle doludur:

Eski tarihlerden bu yana, devleti tek ellerinde tutanlar dini de öbür tek ellerine alarak kanun zoruyla ve kanun gücüyle sivil hamiyetin önünü kesip yasaklamaya ve suç sayıp cezalandırmaya çalışmışlar. Bu ise nifak ve fesaddan başka bir netice vermemiş.

6. Cemaatlerin aslî varlık sebebi; insanların ortak inanç, düşünce, hizmet veya hayır gayeleri etrafında gönüllü olarak bir araya gelmeleridir. Bu birlikteliklerin temelinde dayanışma, fedakârlık, himmet ve hamiyet vardır.

Bununla birlikte hiçbir kişi veya topluluk hukuk dışında değildir. Bir cemaat bünyesinde vergi kaçırma, suç gelirlerinin aklanması veya başka bir hukuka aykırılık söz konusu ise, sorumluluk somut fiiller, deliller ve kişilerin bu fiillerdeki rolleri üzerinden belirlenmelidir. Bir veya birkaç kişinin işlediği iddia edilen suçlardan hareketle bütün bir cemaat suçlanırsa, ceza sorumluluğunun şahsîliği ve adil yargılanma prensipleri güme gitmiş olur.

Aynı şekilde bir cemaatin malî işlerini yürütmek veya bağış, yardım ve diğer meşru kaynaklarını organize etmek filleri tek başına suç değildir. Ancak bu faaliyetlerin de hukuka uygun olması gerekir. Suç isnadı yapılacaksa, bunun, genellemelerle değil somut ve denetlenebilir delillerle ortaya konulması esastır.

Devletin görevi ise cemaatlerin veya diğer sivil toplum yapılarının iç tercihlerine yön vermek değil; herkes için geçerli hukuk kurallarını tarafsız ve eşit biçimde uygulamaktır. Hukukî denetimin sınırlarını aşarak bir topluluğun iç işleyişine müdahil olmak veya taraflardan birini desteklemek, hem adalet duygusuna hem de kamu otoritesine duyulan güvene zarar verir.

Bu sebeple esas alınması gereken ölçü; suçun şahsiliği, delile dayalı hukuk, ölçülü denetim ve sivil alanın bağımsızlığının birlikte korunmasıdır.

Okunma Sayısı: 138
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı