- Dinî cemaatlerin günümüzde sosyal birer gerçeklik olarak kabul edildiği ve ceza hukukunun doğrudan ilgi alanına girmediği belirtiliyor. - Hukukçular ve sosyologlar bu yapıları meşru birer sivil toplum örgütü olarak tarif ederken, bu alana yönelik her türlü zapturapt söyleminin henüz hukukî bir karşılığı bulunmuyor.
Servet Armağan ve Yeni Asya - 1
İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nin Doktora Salonunda 23.07.2026’da bu fakültenin eski Anayasa Hukuku Hocalarından olan Prof. Dr. Servet Armağan için önemli bir program icra edildi.
Toplantıya Üniversite Rektörü Prof. Dr. Osman Bülent Zülfikar, Hukuk Fakültesinin Dekanı Prof. Fethi Gedikli ve Servet Hocanın halen çalışmakta olduğu Yeni Yüzyıl Üniversitesi Hukuk Fakültesinin Dekanı Prof. Dr. Celal Erbay ile birlikte hocamızın evlatları ve çok sayıda akademisyen ve idarî personel iştirak etti.
Toplantıda, Fakültenin Anayasa Hukuku Kürsüsü’nün değerli başkanı Prof. Dr. Abdurrahman Eren’in koordinasyonunda çalışan güzide bir ekip tarafından, geleneğe de uygun olarak kendisi için hazırlanmış olan ve hatıra yazıları ile akademik makalelerden oluşan Armağan Kitabı Hocamıza takdim edildi. Duygulu konuşmalar yapıldı, güzel hatıralar tekrar yaşandı.
1979’da Anayasa Hukuku dersini kendisinden dinlemiş ve “Esas Teşkilat Hukuku Dersleri” adlı ders kitabını okumuş ama sonrasında da irtibatını sürdürmüş ve desteğini ve duasını almış bir hukukçu olarak bizim de bu kitapta hem bir hatıra yazımız ve hem de bir akademik makalemiz yayınlandı. (Yayında ve organizasyonda emeği geçenleri tebrik ediyoruz.).
Bu vesileyle biz de bu toplantıya katıldık ve kısa bir konuşma yaptık. Özeti şöyle:
“1979’dan bu yana akademik manada manevî babamız, özel ilgi alanımız durumundaki faizsiz bankacılıkta birinci üstadımız, ‘azmin elinden bir şey kurtulmaz’ kaidesinin mücessem misali, Alman disiplinine haiz hakiki ilim adamı, yüzlerce gencin elinden tutup akademisyen ve hukukçu olarak yetişmesine özellikle destek olmuş Şanlıurfalı bir İstanbul Beyefendisi Hocamızı övmek bendenize düşmez. Ailesiyle birlikte uzun ve hayırlı bir ömür diliyor, her şey için teşekkür ediyorum.”
ALMANYA'YA GİDİŞİ
Armağan Kitap'ta yayınlanan “Ufuklarda Bir Medeni Cesaret Çizgisi: Servet Armağan” başlıklı yazımızda yer alan ve Yeni Asya okuyucusunun da dikkatini çekeceğini düşündüğümüz bazı paragraflar şöyle:
Düşününüz ki; Bediüzzaman Şehri olarak da bilinen Şanlıurfa’da muhafazakâr demokrat bir siyasî gelenek içinde büyüyen Hocamız, üniversite öğrencilik yıllarından itibaren meşhur Kirazlı Mescit Sokağı 46 numaradaki ‘Nur dersleri’ne iştirak ediyor, henüz birinci sınıf öğrencisi iken üniversiteye mescid açtırmak için gayret eden ve muvaffak olan küçük ve sıkı-sağlam bir ekibin içinde bulunuyor ve daha sonra aynı fakültede beraber çalışacağı Ord. Prof. Dr. Sıddık Sami Onar rektör olunca o mescidi kapatıyor.
Doktora için Humboldt Vakfı bursu ile gittiği Almanya’da iki ayrı dönemde iki ayrı Alman cumhurbaşkanı (Heinrich Lübke ve Gustav Heinemann) ile röportaj yapmış ve bunları o dönemde Yeni Asya Gazetesi’nde tefrika edilen hatıralarında anlatmış bir sosyal hayat adamı.
Kendilerine Milli Güvenlik Konseyi adını takmış olan darbecilerce 1980 Eylül’ünde yapılan ihtilal sonrası 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu adlı meşhur ‘kanun(!)’ kapsamında yetkilenmiş olan İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığınca Servet Armağan Hocamız da 13 Şubat 1983’te ömür boyu kamu hizmetlerinden yasaklanarak Üniversite’deki görevinden alındı ve ardından Eylül 1983’te İslam Kalkınma Bankası’nın İslam Araştırma ve Eğitim Enstitüsü’nde çalışmak üzere Cidde’ye gitti. Ancak bizim hoca-talebe ilişkimiz ve gönüllü danışmanlığı, bundan sonra da mektuplaşma suretinde sürdü. Kendileri çok kıymetli tavsiye ve desteğini devam ettirdi.
Hocamızın 12 Eylül 1980 darbecilerince -kendisinin de dahil olduğu- İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi Hocalarından oluşan bir ekibe hazırlatılan 1982 Anayasası’na taraftar olmasına rağmen rejimin hışmına uğraması meselesi, sonrasında çokça tartışılmış bir konudur. İlgili röportajın linkini verelim:
https://www.yeniasya.com.tr/2009/03/03/roportaj/default.htm
“Zorların ve zorlukların ilim adamı”
Merhum Hatay Milletvekili Nureddin Tokdemir’in TBMM Milli Eğitim Komisyon Başkanı, Köksal Toptan’ın Milli Eğitim Bakanı, Prof. Dr. Mehmet Sağlam’ın YÖK Başkanı, Süleyman Demirel’in Başbakan ve Turgut Özal’ın Cumhurbaşkanı olduğu dönemde, 10 Kasım 1992’de, Harran Üniversitesi’ne rektör olarak atanıp 25 Aralık 1992’de Diyarbakır’dan ayrılışına kadar, Hocamızla hem yakın mesai arkadaşlığı yapma ve hem de kendisini yakından izleme ve istifade etme imkânı bulduk.
Hocamız, 28 Şubat 1997 öncesindeki kasvetli siyasî ortamda, Prof. Dr. Kemal Gürüz’ün YÖK Başkanlığı döneminde, lüzumsuz ve kötü niyetli şikâyet ve ihbarlar sonucunda başlatılan bir soruşturma ile YÖK tarafından görevden alındığı Kasım 1996’dan sonra da -ama bu kere hukuk mücadelesi için- sık sık Ankara’ya gelmeyi sürdürdü ve görüşmelerimiz de devam etti.
Türkiye’nin yakın akademik mazisini ve “yoksulluk içinde zorlukları yenmiş, engellemeleri ve haksızlıkları aşabilmek için büyük bir mücadele vermiş bir Anadolu çocuğunun” gayret ve başarısının arkasındaki motivasyon kaynağını görmek isteyen genç kuşakların, Hocamızın kendi hayatını “herkese ve bilhassa gençlere örnek olacak ibretli sahnelerle” anlattığı “Bir Zamanlar Rektördüm” isimli hatıra kitabını okumalarını tavsiye ediyor, Hocamıza, sevenlerine ve sevdiklerine hayırlı ve bereketli bir ömür ve ahirete göçenlerine Allah’tan rahmet diliyoruz.
“Zorların ve zorlukların ilim adamı” olan Hocamıza en çok yakışacağını düşündüğümüz bir konu olarak kendisine armağan etmek üzere bu kitapta ayrıca “Türkiye’de Hukuki Yönden Cemaat Kavramı ve Dönüşümü” konusunu ele alacağız.
(Armağan kitapta yer alan “Türkiye’de Hukuki Yönden Cemaat Kavramı ve Dönüşümü” başlıklı makalemizden, Yeni Asya okuyucuları için ilgili ve önemli gördüğümüz bazı kısımlar da aşağıda vereceğiz (Dileyenler ayrıntılar için makalenin tümünü okuyabilir)
Dinî cemaat terimi
Dinî cemaatler bu yönüyle günümüzde sosyal bir olgudur. Hukukun ve bilhassa ceza hukukunun ilgi alanında değildir. Hukukçular, sosyal bilimciler ve sosyologlar bu olguyu genellikle meşru bir varlık olarak görürler ve sivil toplum örgütü ya da gönüllü kuruluşlar olarak tarif ederler. Zaman zaman, “cemaatleri zapturapt altına almak lazım” gibi söylemler duyulsa da bunların henüz bir hukuki karşılığı olmamıştır.
Osmanlıdan sonra ve Cumhuriyet döneminde yaşanan bir dizi siyasî ve hukukî değişimin sonucu olan bu yeni durumun hukuk diline ve mevzuata aynı şekilde yansıyıp yansımadığına bakıldığında, görülen şudur:
Dildeki ve sosyal hayattaki değişim hukuk diline ve hukuk kurallarına henüz yansımış değildir. Yürürlükteki çok sayıda kanunda ve alt düzenlemede cemaat kelimesi ‘azınlık cemaati’ anlamında kullanılmaya devam etmektedir. Bu düzenlemelerin temel haklar açısından genel niteliği ise düzenleyici değil sınırlayıcı olmalarıdır.
Mevzuattaki tek istisna, 2018 tarihli bir Cumhurbaşkanlığı Kararı ile yürürlüğe konulan bir Yönetmeliktir. Bu yönetmelikte dinî cemaat terimi Müslümanların alt grupları anlamında kullanılmış olmakla birlikte bu kavram düzenlenmiş ya da sınırlanmış olmayıp sadece tarif için metne girmiştir.
Bu durum hukuk dilinin hayatın gerisinden gelmekte oluşunun olağan sonucudur. Ancak yanlış anlamalara da sebep olan bu geride kalış daha fazla sürmemelidir. Hukukçularca yazılan metinlerde ve kanun koyucunun kullandığı dilde bu yönden bir yenileşmeye ihtiyaç vardır. Bu ihtiyacın görülüp giderilmesi, bu kavram etrafında şekillenen müzakereleri daha verimli ve isabetli hale getirmeye yardımcı olacaktır.
Bu bakış açısı değişikliği, aynı zamanda, AİHS’in 9. Maddesi’nde güvence altına alınan, dinî pratikleri tek başına ya da topluca gerçekleştirme hakkının iç hukukumuza da doğru şekilde intikal ettirilmesini ve teminata kavuşturulmasını sağlayacaktır.
—DEVAM EDECEK—