"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Vazifeperver bir memur: Koronavirüs

Cenk ÇALIK
25 Haziran 2020, Perşembe
Aylardır tek bir virüsü konuşuyoruz.

Sebebi de dünyaya yayılması ve ölümle sonuçlanması. Peki, bu konuya nasıl bakmamız gerekir? Bize söylenen ifadelere inanmak yeterli midir? Hakikati mi yansıtıyor? Risale-i Nur mihengine vurulduğunda ne gibi açılımlar yapılabilir? Hadiseyi salgın, hastalık, ölüm, maske, tatil, aşı gibi maddî nazarlı kelimelerle tanımlamak ve anlamak bizi hakikate götürür mü? Yoksa, vazifeperver memur, makine-i İlâhiye, intisap, âcziyet, hikmet, rahimiyet, korku gibi manevî nazarlı kavramlarla bakmak ve yorumlamak mı gerekir? Gelin hep beraber bu yazımızda Risale-i Nur’daki mikroplarla ilgili pasajlarda gezintiye çıkarak bize söylenenlere değil, olması gerekenlere odaklanarak bakışımızı değiştirmeye çalışalım.

 Evvelâ milyonlarca türü bulunan virüs âlemine üye olan koronavirüs ilk defa karşımıza çıkıyor değil. Muhtemeldir ki son defada olmayacak. Dünyadaki griplerin %30’unun sebebi olan bu virüs medyada ilk defa karşılaşıyormuşuz gibi anlatılıyor. Ortalama 100 trilyon hücreden oluşan insan çoğunluğu bağırsakta olmak üzere 100 trilyon mikroba da ev sahipliği yapması manidar değil midir? Üstelik bu canlılar her yerdeler. Elimizde, elbisemizde, vücudumuzun içerisinde ve hatta “boşluk!” olarak havada da bulunduğunu Üstad şu şekilde ifade ediyor: “Mikrop gibi en küçük ve daha küçük havaî, mâî, türâbî hayvanlar boş zannedilen âlemin yerlerini doldurmuşlardır.” 1

Bir çok bilim adamı “basit” yapıda olduğu gerekçesiyle virüsleri “canlı!” sınıfına bile dahil etmiyor. Oysaki Üstad Bediüzzaman “Bir mikrop, bir gergedan gibi, mahiyet-i hayvaniyeyi taşıyor.”2 diye ifade ederek virüslerin de hayvanî özellik taşıdığını ifade ediyor ki bugünkü ilmî gelişmeler bu tesbiti doğruluyor. Ayrıca “Bir mikrop küremiz kadar büyüse, ona benzemeyecek midir? Hayatı varsa, ruhu da vardır” 3 diyerek, bırakın sadece hayatı olduğunu, ruhunun da olduğunu ispat ediyor.

Üstadın “Kâinatın kudretine nisbeten masnuiyetindeki garabet ve cezâlet noktasında, zühre çiçeği, Zühre yıldızından geri değil ve karınca, filden aşağı olmaz ve mikrop, gergedandan hilkatçe daha âcip ve arı sineği, hurma ağacından fıtrat-ı âcîbesiyle daha ileridir”4 ifadesinde biraz durup düşünmemiz gerekiyor. Zira gözle görülemeyen mikrop, kara hayvanları içerisinde en büyüklerinden olan ve belki de en ender bulunan, boynuzu başta olmak üzere, alışılmadık görüntüye sahip olan gergedandan hilkatçe daha âcip olduğu nazara veriliyor. Mikroskopla yapılan ilmî araştırmalar bu tesbiti doğruluyor. O kadar farklı renk, boyut ve formları var ki hâlâ tam manasıyla sınıflanmış ve tanımlanmış değildir. 

Bu durum bizlere “âcipliğin!” boyutlarını izhar etmektedir.

“Bu kadar küçük yaratılan bir canlıya sahip olduğu mahiyeti veren kimdir?” sorusunu insanlık tarihi tevhid eksenli ve esbap, tabiat eksenli olmak üzere iki yaklaşım gösterdikleri söylenebilir. “Gözle görünmeyen bir mikrop, bir hayvancık, küçüklüğüyle beraber pek ince ve garip bir makine-i İlâhiyeyi hâvidir. O makine mümkinattan olduğundan, vücut ve ademi, mütesavidir. İlletsiz vücuda gelmesi muhaldir. O makinenin bir illetten vücuda geldiği zarurîdir. O illet ise, esbab-ı tabiiye değildir. Çünkü o makinedeki ince nizam, bir ilim ve şuurun eseridir. 

Esbab-ı tabiiye ise, ilimsiz, şuursuz, camid şeylerdir. Akılları hayrette bırakan o ince makinenin esbab-ı tabiiyeden neş’et ettiğini iddia eden adam, esbabın herbir zerresine Eflâtun’un şuurunu, Calinos’un hikmetini itâ etmekle beraber, o zerrat arasında bir muhaberenin de mevcut olmasını itikad etmelidir. Bu ise, öyle bir safsata ve öyle bir hurafedir ki, meşhur sofestaîyi bile utandırıyor.” 5 Yani, bir mikrop ilim, irade, kudret, şuur vb. sıfatlar olmadan yaratılamaz. Esbaba havale eden insanların imkânsız hülyalar peşinde koştukları şu şekilde nazara verilir: “Eğer esbaba verilse, bir mikrop bin gergedan, bir meyve, bir büyük ağaç kadar müşkülâtlı olur. 

Ve belki zîhayatın bedeninde âcip vazifeleri gören herbir zerreyi, herşeyi görecek bir göz ve herşeyi bilecek bir ilim verilmek lâzımdır ki, o ince ve mükemmel vazife-i hayatiyeyi yapabilsin” 6

Zahiren bakıldığında gözle görülemeyen ve gücü hiç hükmünde olan bu virüs bütün bu işleri nasıl yapabilmektedir? İntisap ettiği kuvvet temsille akla yakınlaştırılabilir mi? 

Bizler hakikat noktasında nasıl ibret alabiliriz? “Demek vahdette, ferdiyette, bir karınca bir Firavunu, bir sinek bir Nemrudu, bir mikrop bir cebbarı o intisap kuvvetiyle mağlûp edebildiği gibi, nohut tanesi küçüklüğünde bir çekirdek dahi, dağ gibi heybetli bir çam ağacını omuzunda taşıyabilir. 

Evet, nasıl ki bir kumandan-ı âzam, bir neferin imdadına bir orduyu gönderebilir haysiyetiyle, o neferin arkasında bir orduyu tahşid edebildiği cihetiyle, o nefer, bir ordu kendisinin arkasında mânen bulunuyor gibi bir kuvvet-i mâneviye ile, pek büyük işlere, kumandanı namına mazhar olur.” 7

Kumandan temsilatı mevzuyu akla yaklaştırıyor. Her ne kadar kumandan tek fert de olsa bütün ordunun başı olduğundan ordu kuvvetindedir. Böyle olunca karınca, sinek ve mikrop her ne kadar zahiren küçükte olsalar Rabbimize intisap ettikleri için kuvvetli oluyorlar. Buradaki sır “Bütün bu kolaylık, bilbedahe, memuriyet ve intisaptan ileri geliyor.” cümlesinde gizli. Virüslerin memur olarak tanımlandığını hiç duydunuz mu? Ne kadar lâtif ve hakikatli bir bakış değil mi? Hatta bütün masnuatın vazifeperver memur olduğunu hiç düşündük mü? “masnuatın bütün kabileleri mikroptan, karıncadan tâ gergedana, tâ kartallara, tâ seyyârâta kadar Sultan-ı Ezelînin gayet vazifeperver memurları olduğu bilinmesi” ifadesinden sonra sanıyorum daha dikkatli olmaya çalışacağız. 

Gördüğümüz her masnu Rabbimizin emirlerini eksiksiz, zamanında ifa eden vazifelerine sadık memurlardır. 

Rabbim bizleri de hakkıyla vazifesini yapan kullarından eylesin inşallah!...

Dipnotlar: 

1- Mesnevî-i Nuriye, s. 264. 

2- Sözler, s. 597. 

3-Mektubat, s. 561. 

4- Şuâlar, s. 696. 

5- İşârâtü’l-İ’caz, s. 169. 

6- Şuâlar, s. 690. 

7- Lem’alar, s. 618.

Not 1: Risale-i Nur’da mikropla ilgili pasajlara bakıldığında kıyaslamalar gergedan üzerinden yapılmaktadır. Bu hayvanın seçilmesinde âcip bir sır olduğunu düşünmekle beraber sırrına vasıl olamadık.

Okunma Sayısı: 3195
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • İsmail Atak Cebecili

    25.6.2020 18:56:42

    Çok takdir toplayan bu yazısından dolayı, Yazar Kardeşimi tebrik ediyorum. Nurları anladığını da böylece isbat etmiş. Evet, Nurlarla, gözümüzün önünde cereyan eden, ama Üstad'ın bakışı ile kavrayabildiğimiz olayları, kavrayan ve okuduğu ilimlerden istifade eden Yazarımız, takdire şayan. Şükrü Bey de Gergedan konusunda enteresan yorum yapmış, harika paslaşma olmuş.

  • Oğuz yiğiter

    25.6.2020 12:16:26

    Cenk kardeş, maşaallah çok değişik bir pencere açılmış sana. Bana da çok manidâr geldi gergedan benzetmesi. Tebrik ediyorum.

  • Müslüm

    25.6.2020 02:20:49

    harika harika bir yazı olmuş. risale-i nur talebesi olarak gururduydum. maşaallah. allah razı olsun... tebrik ediyorum

  • Şükrü

    25.6.2020 01:14:46

    Grip dışındaki viral enfeksiyonlarin yüzde kırk-kirkbesi Rhinovirus enfeksiyonlarıdir. Bu virüs çoğunlukla solunum yollarını tutar. Rhino ise gergedan demektir. Mikroskopla büyütülmüş hali gergedana benzediği için gergedan virüsü diye isimlendirilirmiştir. Üstadın muradı bu mudur bilemiyorum ancak bu iki kelimenin beraber kullanılmasının hikmetlerinden biri Allah'u alem bu olabilir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı