"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Hafiyelerin sözlerine adalet nasıl bina olunur?

11 Temmuz 2019, Perşembe 00:09
Bediüzzaman “Adalet hafiyelerin sözlerine nasıl bina olunur?” diye soruyor. Şahsî husumet ve garaz ile en yakınlarını ispiyonlayanlarla nasıl adalet olur?

***

Asrın mahkemesi, çağların müdafaası: Divan-ı Harb-i Örfî Şerhi - 8

Dizi-1: HASAN GÜNEŞ
hasangunes@outlook.com

***

“Şimdiki hafiyeler eskisinden beterdirler. Bunların sadakatine nasıl itimad olunur? Adalet onların sözlerine nasıl bina olunur?” Meşrûtiyet öncesi uygulanan hafiyelik sistemi büyük tahribata sebep olmuştu. Hafiyelerin şahsî garaz veya hatası sebebiyle çok kişinin hayatı kararmıştı. Bundan en çok şikâyet edenlerden birisi de yeni yönetimdi. Buna rağmen sistemi devam ettirmişlerdir.  

Bu uygulama az gelişmiş ya da gelişmekte olan ülkelerin en önemli problemlerindendir. Hafiyelikte olduğu gibi toplum sistemden ciddî şekilde rahatsız olur, tepki gösterir. Sistemin mağduru olan muhalefet bu sistemi toptan kaldıracağını ileri sürerek halkın desteğini kazanır ve iktidara gelir. Ancak iktidara gelince öncekilerle aynı hataya düşer. İktidarını korumak maksadıyla o müesseselerin başına kendi adamını getirir. Aynı müesseseyi bazen de daha şiddetli olarak devam ettirir. Baskı ve istibdadın yadigârı olan müesseseleri meşrûlaştırarak halkın bütün ümitlerini yok eder. Hâlbuki o sistem ve baskı (konumuzdaki hafiyelik) kurtarıcı olsa idi öncekiler hâlâ iktidarda olurdu. Ancak insan bu, hep kısa vadeli düşünür! İktidar onlara da kalmaz daha müstebid birisi gelir öncekilerin meşrûlaştırdığı istibdatı ve kurumlarını tepe tepe kullanır.

Bilindiği gibi İttihatçıların benzeri uygulamaları sebebiyle iktidarda değişenler için “Muhalefette demokrat, iktidarda ittihatçı” sözü meşhur olmuştur. 

II. Abdülhamid indirildikten sonra ilgi çekici jurnallere rastlanmıştır. Padişahın hal kararını tebliğ eden heyettekilerden Emanuel Karaso’nun İttihad Terakki’nin aleyhinde iki adet jurnali tesbit edilmiştir. 

Bilindiği gibi komitelerin istibdadı daha güçlü ve daha teşkilâtlı olduğu için şahısların verdiği zarardan daha fazladır. Bu sebeple sonraki hafiyeler daha tehlikelidir. Bediüzzaman Hazretleri “Adalet onların sözlerine nasıl bina olunur?” diye soruyor. Şahsî husûmet ve garaz ile en yakınlarını ispiyonlayanlarla nasıl adalet olur? 

İstibdat ve baskı rejimlerinde ispiyon ve jurnallere göre karar veren mahkemeler ve estirilen terör yaygındır ve rejimden de teşvik görür. Sovyetler Birliği’nde babasını rejim muhalifi diye ispiyon eden devrimci gencin sebep olduğu aile faciası meşhurdur. Komünist rejim ispiyonları teşvik için genci kahraman ilân ederek heykelini dikmişti. 

Bugün modern hukukun geldiği noktada ispiyon ve jurnallerin ötesinde istihbarat birimlerinin elde ettiği belgeler de delil sayılmıyor.

ON BİR BUÇUK CİNAYET

Bediüzzaman Said Nursî yaptıklarını “On bir buçuk cinayet” olarak mahkemede sayar. Bunlara neden “cinayet” diyor? Birincisi idamla yargılanıyor o zamanki tabirle “cinayetle” yargılanıyor. İkincisi ise “kinaye” yapıyor. Siz cinayet zannediyorsunuz, ancak bunlar hayat kurtaran, iftihar edilecek ve takdir edilecek faaliyetler... Diğer bir husus ise kötü niyetlilere verilen cevap. Siz hürriyete, meşrûtiyete, milletin sulh ve sükûn içinde yaşamasına karşısınız. Bu kargaşayı planlayanların içinde siz de varsınız. Benim İslâm adına meşrûtiyete ve hürriyete sahip çıkmamdan, asayişe yardım etmemden ve isyan eden taburları itaate getirmemden rahatsız oldunuz. Daha büyük katliâmlar ve kargaşalar planlamıştınız. Sizin daha büyük cinayetlerinize engel olduğum için beni idamla yargılıyorsunuz, manasında da “cinayet” olarak isimlendiriyor.

Birinci Cinayet: Geçen sene bidayet-i Hürriyette elli-altmış telgraf umum şark aşiretlerine Sadâret vasıtasıyla çektim. 

Meâli şu idi: “Meşrûtiyet ve kanun-u esasî işittiğiniz mesele ise, hakikî adalet ve meşveret-i şer’iyeden ibarettir; hüsn-ü telâkki ediniz. Muhafazasına çalışınız. Zira dünyevî saadetimiz meşrûtiyettedir. Ve istibdattan herkesten ziyade biz zarardîdeyiz.” 

Her yerden bu telgrafların cevabı, müsbet ve güzel olarak geldi. Demek vilâyat-ı şarkiyeyi tenbih ettim, gafil bırakmadım. Tâ yeni bir istibdat onların gafletinden istifade etmesin. Neme lâzım demediğimden cinayet işledim ki, bu mahkemeye girdim.

Birinci Cinayet: Bediüzzaman Hazretleri birinci cinayeti olarak hürriyetin ilânından hemen sonra Doğu’daki aşiretlere meşrûtiyet hükümetinin Sadareti yani Başbakanlık vasıtasıyla çektiği telgraflardan bahseder. O telgraflarda “Meşrûtiyet ve kanun-u esasînin yani anayasanın hakikî adalet ve meclisin de İslâm şeriatına uygun bir meşveret olduğunu izah eder. Bediüzzaman Hazretlerinin Doğu’da büyük bir itibarı olması sebebiyle de ll. Meşrutiyet ve hürriyet müspet karşılanır destek görür. 

Geri kalmış ya da gelişmekte olan toplumlarda genellikle yeniliğe karşı bir direnç ve tepki mevcuttur. Bu geri kalmanın hem sebebi hem de sonucu olan bir fasit dairedir. Toplumda söz sahibi ve iyi konumda olanların statükolarının bozulacağından endişe etmeleri de diğer bir sebeptir. 

Sömürgecilerin endişeleri dolayısıyla gizli faaliyetleri de önemlidir. Yeni kurulan meclisin hürriyet ortamında kapitülasyonlar, duyun-u umumiye ve diğer imtiyazları kaldıracağı ya da en azından yeni imtiyazları reddedeceği şeklinde endişeleri de gizli faaliyetlerini hızlandırmıştı. Fransız, İngiliz ve Rus aydınlarının bir kısmı Osmanlı’daki hürriyet ve meşrûtiyetin dünya barışına katkı sağlayacağını düşünürken, sömürgeci anlayışa sahip sivil ve askerî bürokrasi sömürgelerin ayaklanacağından, endişe etmektedir. 

Avrupa devletleri, kamuoyundan da tepki çekmemek için resmî olarak meşrûtiyeti tebrik ettiler. Ancak sömürgecilerin ciddî endişeleri vardı.   Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı Edward Grey, meşrûtiyetin ilânından bir hafta sonra, yani 31 Temmuz 1908 tarihinde büyük elçiye şöyle demişti:  

“Eğer Türkiye meşrûtiyeti kurar, bunu ayakları üstünde tutmayı başarır ve kendisi güçlenirse, bunun sonuçları şu an hiçbirimizin göremeyeceği noktalara ulaşacaktır. Mısır’daki etkisi müthiş olacağı gibi, Hindistan’da da etkileri hissedilecektir… Eğer Türkiye şimdi bir parlamento kurar ve hükümetini etkilerse, Mısır’da anayasa ve meşrûtiyet talebi çok güçlenecektir ve bizim bu talebe karşı direnme gücümüz çok azalacaktır. Biz şimdiye kadar egemenliğimiz altında bulunan Müslümanlara kendi dinlerinin başkanı olan milletin (Osmanlı) kötü bir despot tarafından yönetildiğini söylüyorduk. 

Oysa biz yönettiğimiz Müslümanlar için iyi bir despottuk ve bizim yönetimimiz altında daha mutluydular, çünkü bu insanlar değerlendirme imkânına sahip değillerdi, dolayısıyla durumun kendi yararlarına olduğunu kabule hazırdılar.”. [İngiliz Devlet Arşivi Gizli Belgeleri-Türkiye’nin Parçalanması ve İngiliz Politikası (1900-1920), Örgün Yayınevi, İstanbul, 2005, s.110-111; Erol Uluben, İngiliz Gizli Belgelerinde Türkiye, İstanbul, 1967, s. 61]

Bu endişe ile tıpkı günümüzde Ortadoğu’daki bir kısım radikal örgütleri destekledikleri gibi meşrûtiyet ve hürriyet karşıtı grupları da destekliyorlardı. İngilizlerin, yanına Turancılığı da ilâve ederek “Türkler, Turancılık, hürriyet ve meşrûtiyet ile dinden çıktı” propagandası Arap dünyasında özellikle isyanlarda etkili olmuştur.

Hanedanların çöküşü

Bediüzzaman Hazretleri’nin muhtelif eserlerinde ifade ettiği gibi “Asya’da din hâkimdir”. Bu sebeple Osmanlı’da da dinî bir referansı olmayan yeniliklerin tutunması zordur. Karşı çıkanlar da dinden referans alarak meşrûtiyet ve hürriyete yeni olduğu iddiasıyla “bida” demişlerdir. Hürriyetçiler buna cevaplar vermişlerdir. Namık Kemal “bunun vapur ve ateşli silâhlar gibi icad ve keşiflere de karşı çıkmaktan farkının olmadığını” ifade etmişti.

Bediüzzaman Hazretleri’nin “Onların işleri meşveret iledir” âyeti ve “Kavmimin efendileri onlara hizmet edenlerdir” hadisi ile yaptığı izahlar ve Dört Halifeden getirdiği misaller meşrûtiyet ve hürriyetin bilhassa Doğu’da doğru anlaşılmasına sebep olmuştur. Ayrıca ikaz da eder aksi takdirde diğer bir istibdat fırsat bulacaktır. 

Gafletten istifa edecek ikinci istibdat nedir? O zamanlarda da net olarak gözüken bir hakikat vardı o da artık bütün dünyada kral ve padişahların mutlak hâkimiyet dönemleri son buluyordu. Öyle bir dalga veya sel geliyordu ki önüne geçeni alıp götürüyordu. Nitekim tarihin en büyük hanedanlıkları on-on beş sene içerisinde son buldu. 

Bizde Osmanlı, Avusturya’da Habsburg, savaştaki galibiyetine rağmen Rusya’daki Romanovlar son bulan hanedanlıkların meşhurlarıdır. Durumun vehametini fark eden İngiltere gibi birçok krallık ise erken davranıp meşrûti yönetime geçerek hanedanlarını muhafaza edebilmişlerdir. 

İngilizlerin yaptığı gibi en azından II. Meşrûtiyet on-on beş sene önce ilân edilseydi ya da I. Meşrûtiyet devam etseydi Osmanlı devleti ya da hanedan devam eder miydi? Tarihi geriye doğru şu olsaydı ya da olmasaydı demek pek doğru değildir, ancak ders almak açısından önemlidir.

-DEVAM EDECEK-

Okunma Sayısı: 1592
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı