"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Mazlumiyetle ölmek, zalimiyetle yaşamaktan hayırlıdır

10 Temmuz 2019, Çarşamba
Bediüzzaman “zulüm altında yaşamaktansa mazlum olarak ölmeyi tercih edeceğini” ifade ederek, adalet, hürriyet, zulüm ve hayat kavramlarına bakış açısını özetler.

Asrın mahkemesi, çağların müdafaası: Divan-ı Harb-i Örfî Şerhi - 7

Dizi-1: HASAN GÜNEŞ
hasangunes@outlook.com

***

Dedim: Ey paşalar, zabitler! 

Hapsimi iktiza eden cinayetlerin icmali: 

Yani, medar-ı iftiharım olan mehasinim, şimdi günah sayılıyor. Artık nasıl itizar edeyim, mütehayyirim. 

Mukaddeme olarak söylüyorum: Mert olan cinayete tenezzül etmez. Şayet isnad olunsa cezadan korkmaz. Hem de haksız yere idam olunsam, iki şehid sevabını kazanırım. Şayet hapiste kalsam, böyle hürriyeti lâfızdan ibaret bulunan gaddar bir hükûmetin en rahat mevkii hapishane olsa gerektir. Mazlumiyetle ölmek, zâlimiyetle yaşamaktan daha hayırlıdır. Bunu da derim ki: 

Siyaseti dinsizliğe âlet yapan bazı adamlar, kabahatini setr için başkasını irtica ile ve dinini siyasete âlet yapmakla itham ederler. Şimdiki hafiyeler eskisinden beterdirler. Bunların sadâkatine nasıl itimad olunur? Adalet onların sözlerine nasıl bina olunur? 

Hem de cerbeze ile insan adalet yaparken zulme düşüyor. Zirâ insan kusursuz olmaz. Fakat uzun zamanda ve efrad-ı kesîre içinde ve tahallül-ü mehasinle tâdil olunan müteferrik kusurları cerbeze ile cem edip bir zaman-ı vahidde bir şahs-ı vahidden sudurunu tevehhüm ederek şedid cezaya müstehak görür. Halbuki bu tarz, bir zulm-ü şedîddir. 

Şimdi gelelim on bir buçuk cinayetlerimin tâdâdına: 

MERT OLAN CİNAYETE TENEZZÜL ETMEZ

Bediüzzaman Hazretleri “İyiliklerin suç sayıldığı bir zamanda nasıl mazeret beyan edebilirim” mealindeki meşhur sözü ya da atasözünü naklederek konuya başlıyor. Kendisinin de şiar edindiği bazı prensipleri ortaya koyuyor. “Mert olan cinayete tenezzül etmez. Şayet isnad olunsa cezadan korkmaz.” diyerek heyetin suçlama ve tehdidinin boş olduğunu ifade ediyor.

Cinayet günümüzde “adam öldürme” karşılığı olarak kullanılıyor. Kelimenin kökeni Aramice ya da eski Arapça “günaya” günah ya da “ağır suç” manasına geliyor. Hukukta ise “ölüm cezasını gerektiren suç” manasında kullanılmıştır. Cumhuriyet döneminde çıkarılan kanunlarda ise halk arasındaki yaygın kullanımı dikkate alınarak mana biraz değiştirilerek “öldürme” şeklinde kullanılmıştır. 

Bu müdafaada Bediüzzaman Said Nursî “cinayet” ifadesini o zamanki kullanım ile yani, “idamı gerektiren suç” manasında kullanmıştır.

Mert adam fikrî mücadelesini yapar hakikatın ortaya çıkması ve insanlara anlatılması için meşrû vasıtalarla gayret eder. Fikrine ya da hakikate güvenemeyenler ve özellikle namert kişiler ise cinayete, hileye, yalana ve hukuk dışı yollara tevessül eder. Bu tarih boyunca da hep böyle olmuştur. Mekke müşrikleri ve edipleri Kur’ân-ı Kerîm’in icazıyla mücadelede edemedikleri için silâha sarıldılar. 

Risale-i Nur’daki ifade ile “Muaraza-i bilhuruf mümkün değildi, muhaldi. Onun için muharebe-i bis-süyufa mecbur oldular.” Harflerle muaraza mümkün olmadığı için kılıçlarla savaşa mecbur oldular. 

Bediüzzaman Hazretleri yine yıllar sonra kendine zulmedenlere karşı “Ey efendiler! Bilirim ki, hak noktasında mağlûb olduğunuz zaman, kuvvete müracaat edersiniz” ifadesi de (Yirmi Dokuzuncu Mektup) bu manaları anlamamıza yardımcı olacaktır.

İftira olduğu bu kadar açık olan esassız isnatlardan da asla korkmayacağını beyan ediyor. “Hem de haksız yere idam olunsam, iki şehid sevabını kazanırım.” diyerek büyük bir makama dikkat çekiyor. Bilindiği gibi harb meydanında şehid olanlar makamlarını gördükten sonra tekrar şehid olmak ister. Eğer idam olunursa şehidlerin bile arzu ettikleri, ancak nail olamadıkları bir makamdan çekinmediğini anlıyoruz.

31 Mart’a giden yolda gazeteci Ahmet Samim ve Hasan Fehmi’nin katledilmesi önemli bir tahrik sebebidir. Bu iki meşhur gazeteci halkın çok sevdiği yazarlar olup, Ahrarları destekliyor ve İttihad Terakkiyi tenkid ediyorlardı. Onları fikren mağlûp edemeyenler canice ve namertçe katlettiler. Askerî mahkemede bu cinayetler hiç gündeme gelmediği gibi caniler korunmaya devam etti. Siyasî tarihte ilk failî meçhuller olarak kaldı. Bediüzzaman Hazretleri “Mert olan cinayete tenezzül etmez.” derken bu cinayetlere de atıf yapıyor.

“Şayet hapiste kalsam, böyle hürriyeti lâfızdan ibaret bulunan gaddar bir hükümetin en rahat mevkii hapishane olsa gerektir.” Hak ve hürriyetlerin askıya alınarak açık cezaevi haline getirildiği bir memlekette en rahat yer hapishanedir. Çünkü hapishane, hapis tehdidinin geçersiz olduğu tek yerdir.

Yine Bediüzzaman Hazretleri “zulüm altında yaşamaktansa mazlum olarak ölmeyi tercih edeceğini” ifade ederek; adalet, hürriyet, zulüm ve hayat kavramlarına bakış açısını özetler.

Siyaseti dinsizliğe alet edenler

Dinsizlik eskiden çok yaygın değildi. Genellikle, onlar topluma, toplum da onlara karışmazdı. Büyük Fransız ihtilâliyle başlayan dönemde ideolojiler yükselişe geçti. Hem Avrupa’da hem de İslâm dünyasında dinsizler de gizli ya da açık cemiyetler bünyesinde teşkilâtlandılar. Bu teşkilâtların bir kısmı eski çağlardan bu yana devam ettiği söylenen Mason teşkilâtlarının farklı bir görünümüydü.

Hedefleri, aralarında dayanışmanın yanında dinsizliği yaymaktı. Bunun için de toplumda tesirli olan bütün alanlara az çok nüfuz ettiler. Güç merkezleri olan ekonomi, ticaret, eğitim, basın ve siyaset dinsizlerin nüfuz alanıydı. Dinsizliği yaymak ve etkili hale getirmek için bu sahaları alet ediyorlardı. Niyetlerini ve tahribatlarını gizlemek için de rağbette olan kalkınma, modernleşme, halka hizmet, vatanı kurtarmak, adalet, hürriyet ve meşrûtiyet gibi değerleri kullanıyorlardı. Ayrıca bu niyet ve faaliyetlerini gizlemek için de “en iyi savunma saldırıdır” diyerek, dindar kesimi ve özellikle gerçekten adalet, hürriyet, demokrasi ve kalkınma isteyenleri “irtica ve dini siyasete alet etmekle” suçlamaya başladılar.

Bediüzzaman Hazretleri “siyaseti dinsizliğe alet ediyorlar” diyerek bu suiistimale ve suçlamaya dikkat çekiyor. Hayatı boyunca da “siyaseti dinsizliğe alet” edenlerle ve “dini siyasete alet ediyorlar” suçlamasına prim verenlerle mücadele etti ve eserleriyle de gelecek nesilleri ikaz etti.

İrtica ve geriye dönüş

İrtica ilk olarak Fransızca “reaksiyoner” kelimesine karşılık olarak kullanılmıştır. 

Büyük Fransız ihtilâlinden sonra az da olsa kralcılar varlıklarını devam ettiriyorlardı. Ayrıca ihtilâlin “evlâtlarını yemeye başlaması” ve yeni icad edilen giyotinin idamları infaza yetişmekte zorlanması halkta umutsuzluğa sebep olmuştu. İhtilâlciler muhaliflerini özellikle kralcıları reaksiyoner olmakla “irtica” ile yani “krallık yönetimine geri dönüş”ü istemekle suçladılar. 

Osmanlı’da da ilk önce “anayasa ve meclisin olmadığı sistem”e geri dönmek manasında kullanılmıştır. İhtilâlle yönetimi ele geçiren Hareket Ordusu muhaliflerini özellikle Ahrarlar ve İttihad-ı Muhammedî (asm) cemiyetini irtica ile suçlamışlardır. Ancak her iki grubun da hürriyetçi ve meclisi destekliyor olmasıyla suçlama tutmamıştır. 

İslâm karşıtı komiteler bu defa İslâm gibi hükümleri kıyamete kadar geçerli adalet ve saadetin sebebi olan bir dini irtica ile suçlayarak adeta cahiliye dönemini istemişlerdir. 

Bu anlayış genel bir politika olarak Türkçülük, Arapçılık ve Persçilik şeklinde kavmiyetçilik makyajıyla uygulamaya konulmuştur. 

İslâm dünyasında İslâm’a “irtica” diyenler binlerce yıl öncesine dönerek Mısır’da firavunları, İran’da Persleri, Türkiye’de ise Moğol, Eti ve Sümerler gibi İslâm öncesi eski çağ kavimlerini bayraklaştırmışlardır.

Okunma Sayısı: 2018
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı