"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Osmanlı meclislerinde Rum, Ermeni, Yahudi vekiller vardı

31 Ekim 2021, Pazar
Hem 1876 Meclisinde, hem de 1908’den sonraki meclislerde Ermeni, Yahudi ve Rum vekillerin bulunması ve bu tatbikatın Bediüzzaman’ca müdafaa edilmesi; demokrasimizin önündeki engelleri kaldırmada yardımcı bir fikirdir.

DİZİ: LAİKLİK MESELESİ - 4

YENİ ASYA ARAŞTIRMA MERKEZİ

Soruyoruz: 

Laiklik İslâmiyet düşmanlığı mıdır? Laiklik dinsizlik midir? Laiklik, dinsizliği kendilerine bir din ittihaz edenlerin (din edinenlerin) dine taarruz hürriyeti midir?

Bu tarz laiklik yaklaşımının geçmişte sadece Sovyet Rusya’da ve komünizme özenen Küba’da, Arnavutluk’da ve eski Yugoslavya’da tatbikat sahasına konulduğunu belirtmemizde fayda var. Dinin devletten tamamen bağımsızlaştırılması süreci, şu an demokrasi ile idare edilen AB ülkelerinde hâlâ deneme-yanılmalarla devam ediyor. Fakat buradaki uygulamaların günümüz Türkiyesi’nden daha serbest ve hukukî olduğunu itiraf edelim. 1920’li yılların sonundaki uygulamaların ise, İslâmiyet’i kökleri ile birlikte tamamen yok etmeye yönelik bir ifna hareketi olduğunu görüyoruz. 

Çok ilginçtir ki; laiklik prensibi henüz anayasaya girmediği günlerde, laiklik perdesinden Bediüzzaman’a hücum yapılacaktı. İsmi cumhuriyet ve manası istibdat olan o günün idaresi, yalnızca Said Nursî’nin yazdığı eserlere müdahale etmiyor. Hayatının bütün cihetlerine... Giyim, kuşam, seyahat ve barınma hürriyetlerini de laiklik perdesi altında milletin elinden almıştır. 

“Halbuki siz, beni hukuk-u medeniyetten (medeni haklarımdan) iskat etmiş (ayırmış, düşürmüş) gibi, haksız olarak beş sene bir köyde muhabereden (haberleşmekten) ve ihtilâttan (görüşmekten) memnu (yasaklanmış) bir tarzda ikamet ettirdiniz. Her menfiyi (sürgünü) şehirlerde dost ve akrabasıyla beraber bıraktınız ve sonra vesika verdiğiniz halde, sebepsiz beni tecrid edip (insanlarla görüşmeyi yasaklayıp), bir-iki tane müstesna, hiçbir hemşehriyle görüştürmediniz. Demek beni efrad-ı milletten (milletin fertlerinden) ve raiyetten (vatandaştan) saymıyorsunuz. Nasıl kanun-u medeniyetinizin (medenî kanun) bana tatbikini teklif ediyorsunuz? Dünyayı bana zindan ettiniz. Zindanda olan bir adama böyle şeyler teklif edilmez. Siz bana dünya kapısını kapadınız. Ben de âhiret kapısını çaldım; rahmet-i İlâhiye (Allah’ın Rahmeti) açtı. Âhiret kapısında bulunan bir adama, dünyanın karmakarışık usûl ve âdâtı (gelenekleri) ona nasıl teklif edilir? Ne vakit beni serbest bırakıp, memleketime iade edip hukukumu verdiniz, o vakit usûlünüzün tatbikini isteyebilirsiniz.” (Mektubat, s. 72)

O günkü hükümet, hilelerle ve desiselerle “İslâm dinini” anayasadan çıkarırken; efkâr-ı âmmede kendisini bazen ladinî hükümet, bazen sosyalist hükümet ve bazen de Kemalist olarak niteleyecekti. Bediüzzaman ise, Avrupa’daki hürriyetlerin inkişafından ve laikliğin oralardaki tatbikinden hareketle Kemalistlerin üzerine yürüyor.  

Tek partili dönemin, yani Kemalizmin “ülkeye biricik ideoloji” yapıldığı o günlerdeki uygulamalarla, aynı zaman dilimi içindeki Bolşevik Lenin ve Troçki’nin uygulamalarını yan yana getirdiğimizde, dehşetli bir benzeyiş ve birbirlerinden haberlice takip ve izleme tenasübünü rahatça görebiliyorsunuz.

Kur´ân’ı Türkçe’ye tercüme ederek İslâm’ı tahribe yönelen o günkü Kemalistlere Bediüzzaman; Kur’ân’ın tercümesinin mümkün olmadığını ilmen ispat etmişti. Yalnızca Kur’ân’a değil, bütün mabetlerdeki ibadet diline de müdahale edeceklerdi. Minaredeki Ezan-ı Muhammedî’ye (asm) ve camideki kamete ve tesbihata kadar… Mescidin bir köşesine gizlenerek namaz tesbihatını dinleyen nahiye müdürü ve köy bekçisi, Üstadın talebelerini kelepçeleyerek Eğirdir´e götürüp onları cezalandırmaya çalışacaklardı. İslâmiyet’e inanmadıkları halde; münafıkların eseri olarak kendilerini Hanefî Mezhebi’nden gösterip, Şafiî Mezhebi’nden olan Bediüzzaman’a hücum edeceklerdi:

“Mezheb-i Hanefî’nin ulviyetine (yüksekliğine) ve sâfiyetine (saf, duru ve temiz) münâfi (aykırı) bir surette, vicdanını dünyaya satan bir kısım ulemâü’s-sû’un (dünya menfaatleri için dinlerini feda eden âlim) yanlış fetvalarıyla, benim gibi Şafii’l-mezhep adamlara hangi usûlle teklif ediyorsunuz? Bu meslekte milyonlar etbaı (tâbileri) bulunan Şafiî mezhebini kaldırıp bütün Şafiîleri Hanefîleştirdikten sonra, bana zulüm suretinde cebren teklif edilse, sizin gibi dinsizlerin bir usûlüdür denilebilir. Yoksa keyfî bir alçaklıktır. Öylelerin keyfine tâbi değiliz ve tanımayız!” (Mektubat, s. 417) 

Tek partili Türkiye’deki laiklik uygulamalarını Sovyetler’deki uygulamalarla mukayese eden araştırmacılara hak verdirecek tatbikatlardan yukarıda kısaca bahsettik. Bediüzzaman’ın devleti, devlet memurlarını ve hatta ‘tek parti’yi sorumluluklardan kurtarmaya çalıştığını; söz konusu tatbikatlara nereden baktığını bilemeyenler hem adalet ölçülerinde, hem din adına devleti suçlamalarda, hem de Bediüzzaman’ın demokrasi tahlillerinde yanlışa düşebilirler. 

“Bu üç-dört madde ile bizi itham edenler ve lüzumsuz, mahkemeleri bizimle meşgul eden gizli düşmanlarımız, şüphe yoktur ki, onlar ya siyaseti dinsizliğe alet etmek istiyorlar veya komünist perdesi altında bu mübarek vatanda, bilerek veya bilmeyerek anarşiliği yerleştirmek istiyorlar. Çünkü bir Müslüman İslâmiyet dairesinden çıksa, mürted ve anarşist olur, hayat-ı içtimaiyeye (sosyal hayata) zehir hükmüne geçer. Çünkü anarşi hiçbir hakkı tanımaz, insaniyet seciyelerini (karakterlerini) canavar hayvanların seciyesine çevirir. Âhir zamanda gelecek Ye’cüc ve Me’cüc’ün komitesi, anarşistler olduğuna Kur’ân işaret ediyor.” (Emirdağ Lâhikası, s. 383) (Yecüc-Mecüc dipnot)

1.6. Laikliğin Türkiye’deki İdeal Tatbiki

Şu başlığın altına birçok tezin veya doyurucu çalışmanın sığabileceğini, okuyucularımız elbette biliyorlar. Bediüzzaman’ın laiklik tarifinden ve uygulama tavsiyelerinden çıkardığımız bir başka hakikati sizlerle paylaşmak istiyoruz. 

Aşağıdaki demokrasi telâkkilerinin; genel çerçevede aynı, fakat detay uygulamalarında farklılık gösterdiğini kitabımızın “demokrasi” bahsinde yazmıştık. Bize göre, laiklik uygulamalarında da böyle bir ayrım söz konusu oluyor. Meselâ sosyal devlet kapsamında ülkesindeki mabetlerin giderlerine yardımcı olan İskandinavya uygulamaları ile Fransa’nın yakın zamana kadar dine üvey evlât muamelesi yaptığı tatbikatlarını karşılaştırdığımızda aralarındaki uzun mesafe kendiliğinden açığa çıkıyor. Papa Francesco’nun basın aracılığıyla Fransız laikliğini tenkidi de, Avrupa’daki müfrit laikliğin toplumca kabul görmediğini gösteriyor. Kiliselerin vergilerini toplayan Almanya’daki laiklik uygulamaları, belki de İskandinavya modelinden sonraki en mantıklı uygulamalardır. Avrupa’nın zaman zaman, bünyesindeki Müslümanlar için Türkiye’den almaya çalıştığı Kemalist uygulamaların buralardaki entegrasyona, iç barışa ve AB´nin bütünlüğüne büyük zararlar verdiğini çoktandır müşahede ediyoruz. Türk Kemalistlerin ve Suriyeli Baasçı Bassam Tibi gibilerinin inatla gündemde tutmaya çalıştıkları “Avrupa İslâmı”nın 11 Eylül ile birlikte iflâs ettiğini gören uzmanlar ve yetkililer yeni yeni arayışlara girmiş görünüyorlar. Bilhassa Fransa’nın; laikliği doğru anlayıp tatbik etmediğinin devlet başkanı düzeyindeki itirafı ve millî araştırma merkezlerinde (Bilim ve Sosyal Vakfı) çalışan Jonathan Laurence gibi araştırmacıların çalışmaları, Avrupa’daki laiklik anlayışının İslâmî hürriyet ve demokrasi anlayışının çok gerisinde kaldığını gösteriyor.

İleri demokrasilerde fert hürriyetlerinin kazandığı boyutları nazarda tutan Bediüzzaman; laiklik gibi meselelerde, doğru bilgilenmiş ve aydınlatılmış halkın istekleri doğrultusunda başkalarının hukukuna girmeden yapılacak uygulamalarla siyasî iradelerin rahatlayacağını söylüyor. M. Kemal’in de içinde bulunduğu Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne hitaben yazdığı beyannamede “Siz, farz-ı muhal olarak, hiçbir cihette ihtiyaç olmasa da, ekser enbiyanın (peygamberlerin çoğunun) Asya’da, Şark’ta zuhuru (gelmeleri) ve ekser hükemanın (çoğu feylesofların) ve filozofların Garp’ta gelmelerinin delâletiyle Asya’yı hakikî terakki ettirecek (ileriye götürecek), fen ve felsefenin tesiratından (etkilerinden) ziyade hiss-i dinî olduğu halde, bu fıtrî kanunu nazara almayarak garplılaşmak namıyla an’ane-i İslâmiye’yi (İslâmî gelenekleri) bıraksanız ve ladinî bir esas yapsanız dahi, dört-beş büyük milletlerin merkezinde olan vilâyât-ı şarkiyede (Doğu vilâyetlerinde) millet, vatan selâmeti için dine, İslâmiyetin hakaikına (İslâm’ın hakikatlerine) kat’iyen taraftar olmak, size lâzım ve elzemdir.“ (Emirdağ Lâhikası, s. 439) diyor. 

Avrupa’nın bazı demokrasileri (İngiltere, Hollanda gibi) bu hakikati anlamışlar ki, bazı metropollerin başına ve hatta bazı bakanlıklara Müslüman kökenli siyasetçilerin gelişini hoş karşılıyorlar. Bu toleransın, Osmanlı demokrasisinde de gösterildiğini müşahede ediyoruz. Hem 1876 Meclisi’nde hem de 1908´den sonraki meclislerde Ermeni, Yahudi ve Rum vekillerin bulunması ve bu tatbikatın Bediüzzaman’ca müdafaa edilmesi; demokrasimizin önündeki engelleri kaldırmada yardımcı bir fikirdir, diye düşünüyoruz.

Bediüzzaman Hazretleri’nin cumhuriyet, hürriyet ve demokrasi kelimelerine getirdiği tariflerin kısmen Avrupa’da tatbik edildiğini biliyoruz. Yeni Cumhuriyet’i kuranların iddiaları da “muasır Batılı bir devlet” anlayışı olduğuna göre, hem laikliğin hem de diğer mefhumların en azından Avrupa standartlarında uygulanması gerekirdi. Fakat 1952 Gençlik Rehberi Mahkemesi’ndeki gençlerin müdafaaları da, Kemalistlerin uyguladıkları laikliğin farklı olduğunu gösteriyor.

Gençlik Rehberi’nin intişarıyla (yayınlanmasıyla) dinî terbiyeyi ders veriyor; bu ise laikliğe aykırıdır.’ diye itham olunuyorsa, o halde laikliğin manası nedir? Biz de soruyoruz. Laiklik İslâmiyet düşmanlığı mıdır? Laiklik dinsizlik midir? Laiklik, dinsizliği kendilerine bir din ittihaz edenlerin (din edinenlerin) dine taarruz hürriyeti midir? Laiklik; din hakikatlerini beyan edenlerin, imanî dersleri neşredenlerin ağızlarına kilit, ellerine kelepçe vuran bir istibdad-ı mutlak (mutlak diktatörlük) düsturu mudur?“ (Emirdağ Lâhikası, s. 365)

Okunma Sayısı: 1424
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı