Demokrasi tarihine kara bir sayfa olarak geçen 27 Mayıs’ın 66. yıl dönümünde, darbelerin açtığı toplumsal ve siyasî yaraların ancak güçlü demokrasi, hukuk ve meşveret anlayışıyla aşılabileceği belirtiliyor.
Darbelerin panzehiri demokrasi
İstanbul - Mehtap Yıldırım Yükselten
Demokrat Parti iktidarını deviren askerî darbe; siyaset, hukuk ve demokrasi tarihinde derin izler bırakırken, idamlarla sonuçlanan süreç Türkiye’nin hafızasında acı bir kırılma olarak yerini koruyor.

Seçilmiş iktidar zorla devrildi
Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk askerî darbesi, 27 Mayıs 1960 sabahı bir grup subayın yönetime el koymasıyla gerçekleşti. Müdahalenin gerekçesi olarak dönemin Demokrat Parti iktidarının ülkeyi baskı ortamına sürüklediği iddiası öne sürüldü.

Oysa, 14 Mayıs 1950 seçimleriyle millet ‘Artık yeter!’ dedi ve milletin tek parti ve tek şahsın diktasına feryadının bir neticesi olarak halkın büyük çoğunluğunun oylarıyla Demokrat Parti iktidara gelmişti. Demokrat Parti hükümetinin Meclis’e sunduğu ilk kanun tasarısı ile 18 yıl boyunca Türkçe okunan ezan, 16 Haziran 1950’de aslına çevrilmişti. Kur’ân’ı öğrenme ve öğretme serbest oldu. Bunlar yapılırken din siyasete alet edilmeyip aksine siyaset dine hizmetkâr edildi.

Demokrasinin kara sayfası
Darbe sonrasında oluşturulan Yassıada mahkemelerinde çok sayıda siyasetçi ve devlet görevlisi yargılandı. Uluslararası kamuoyundan idamların durdurulmasına yönelik çağrılar yapılmasına rağmen, dönemin Başbakanı Adnan Menderes ile Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu ve Maliye Bakanı Hasan Polatkan hakkında verilen idam kararları infaz edildi. Bu kararlar, Türkiye demokrasi tarihinin en ağır, en kara ve utanç verici sayfalarından biri olarak hafızalara kazındı.

Kurban edilen değerler
Bu yıl 27 Mayıs yıldönümünün Kurban Bayramı gününe denk gelmesi demokrasi ve hukuk için ayrı bir anlam kazandırıyor. 27 Mayıs darbesiyle birlikte yalnızca halkın sevdiği demokrat başbakan Adnan Menderes ve arkadaşları değil; demokrasi, hukuk devleti, adalet anlayışı, hürriyetler de kurban edildi. Bayramlar, birlik, kardeşlik ve ortak değerlerde buluşma zamanıdır.

Demokrasimizin yeni darbeler almasına ve millet iradesinin yeniden kurban edilmesine izin vermemeliyiz. 27 Mayıs’ın bıraktığı acı tecrübe, hiçbir gerekçeyle millet iradesinin askıya alınamayacağını gösteriyor. Demokrasinin ise ancak güçlü hukuk, hürriyet ve meşveret kültürüyle korunabileceği dersini veriyor.