AİHM Büyük Daire’de görülen Kavala/Türkiye (No.2) davasında yapılan savunmada, Türkiye’de hukukî süreçlerin baskı aracına dönüştüğüne dikkat çekildi.
Yeni Asya - Nurseza Parlakoğlu
AİHM Büyük Daire’de 25 Mart 2026’da görülen Kavala/Türkiye (No.2) davasında, Osman Kavala’nın avukatı Prof. Dr. Philip Leach’ın savunması, siyasî yönü ağır basan davaların âdeta röntgenini ortaya koydu.
Sistematik baskı uygulanıyor
Savunmada, söz konusu davanın hukukî bir süreçten ziyade sistematik bir baskı aracına dönüştüğü öne sürüldü. Muhalifler, gazeteciler ve hak savunucularının fikirleri sebebiyle hukukî ve idarî bir kuşatma altında bulunduğu ifade edildi. Siyasî açıdan hassas davalarda görev yapan hâkim ve savcıların, kamuoyu önündeki açıklamalar ve doğrudan baskılar sebebiyle bağımsız karar alma imkânlarının zedelendiğine dikkat çekildi.
Leach savunmasında, “Hakimler ve Savcılar Kurulu üzerindeki mutlak hükümet kontrolü, yargı mekanizmasını iktidara sadık isimlerin kilit rollere getirildiği bir ödüllendirme ve cezalandırma sistemine dönüştürmüştür” dedi.
Hukuk hiyerarşisi tartışması
Savunmada, alt mahkemeler ile Yargıtay’ın Anayasa Mahkemesi kararlarını dikkate almadığı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da sistematik şekilde baypas edildiği ifade edildi.
Bu durumun hukuk hiyerarşisini zedelediğine dikkat çekildi.

Yargı sürecine eleştiri
Leach, somut suç unsurlarına dayanmayan ve demokratik faaliyetleri hedef aldığı öne sürülen uzun iddianamelerle yargı sürecinin bir cezalandırma aracına dönüştürüldüğünü ifade etti. Mahkemelerce verilen tahliye kararlarının ise eş zamanlı çıkarılan yeni tutuklama kararlarıyla etkisiz hale getirildiğini, bunun da ceza adaleti sisteminin istismarına yol açtığını söyledi.
AYM etkisini kaybediyor
Anayasa Mahkemesi’nin verdiği kararların alt mahkemelerce uygulanmaması sebebiyle etkili bir başvuru yolu olmaktan uzaklaştığı ileri sürülen savunmada, karara bağlanmayan başvurular ve uzun gecikmeler sebebiyle hak ihlallerinin devam ettiği vurgulandı.
Savunmada ayrıca, hükümetin geçmiş yıllara ait içtihatlara dayanmasının yeterli olmadığı, özellikle 2018 sonrası dönemde ortaya çıktığı belirtilen yargı pratiğinin bu dava açısından farklı bir tablo ortaya koyduğu iddia edildi.