"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Demokrasi derdimiz.. İçtimaî dersimiz..

Mikail YAPRAK
04 Nisan 2019, Perşembe
Aslında bizim dersimiz de, derdimiz de, dâvâmız da bellidir.

Her alanda âleme ders veren Büyük Üstâd’ın derdi ve dâvâsı ne idiyse, bizim de odur. Onun verdiği dersler de, hâlâ bütün tazeliğiyle yürürlükte ve o derslere olan ihtiyaç gün geçtikte genişleyerek artmaktadır.

Onun; hürriyet, meşrûtiyet, cumhuriyet ve demokrasi alanında verdiği derslere, Avrupa’nın da, Amerika’nın da azamî derecede ihtiyacı vardır. Zira hürriyet ve demokrasiye kavuşmak kadar, onu sağlıklı yürütmek, istikametli sürdürmek ve suistimal etmemek de önemlidir. 

Zira adam “hürriyet” diyerek, “demokrasi” diyerek, hatta bazen “din” diyerek meydana çıkar, kuvvetler ayrılığındaki hiyerarşiye hâkim olduktan ve medyayı da ele geçirdikten sonra, en büyük müstebid (zorba) kesilebilir. 

Tarih, bunun örnekleriyle doludur. Ülkemiz de bu handikapın uzağında değildir.

Şimdi demokrasiyi “derdimiz” olmaktan çıkaracak olan bazı derslerimize şöyle bir göz atalım:

“Avrupa, bizdeki cehalet ve taassup müsaadesiyle, şeriatı istibdada (zorbalığa) müsait zannettiklerinden nihayet derecede kalben üzülmüştüm. Onların bu zanlarını tekzip etmek için meşrûtiyeti herkesten ziyade şeriat namına alkışladım.” (Divan-ı Harb-i Örfî)

Yine Avrupa’nın ve topyekûn Batı’nın istikbâlini ilgilendiren ve Cumhuriyet dönemi başlarında “Batılılaşma” adına Türkiye’de uygulamaya konulanlar üzerine müthiş bir tesbit:

“Serkeş ve sarhoş ve sersem nefisleri başıboş bırakarak, hürmet ve merhamet gibi nuranî zincirleri çözer; hevesat-ı müteaffine (kokuşmuş hevesler) bataklığında birbirine saldırmak için cebrî bir serbestiyet ve ayn-ı istibdat bir hürriyet vermek ile dehşetli bir anarşistliğe meydan açar ki, o vakit o insanlar gayet şiddetli bir istibdattan başka zabt altına alınamaz.” (Şuâlar, 512, 1994)

Evet, bizim asıl derdimiz, dersimiz ve dâvâmız; iman ve Kur’ân hakikatleriyle imanımızı ve ahiretimizi kurtarmak ve bu sayede dünyamızı da mamur hâle getirmek, insanca ve Müslümanca yaşamayı insanlık âlemine göstermektir. 

Lâkin bizim bu dâvâmız da, demokratik ortam ve zeminlerde müsbet bir metodla sürdürülebilir. 

Böyle bir ortamın oluşmasına çalışmak ve zemin hazırlamak o kadar önemlidir ki; Üstâd’ın, talebelerine verdiği son dersinde de, ağırlıklı olarak bu nasihatleri görüyoruz:

 “Asıl mesele bu zamanın cihad-ı manevîsidir. Mânevî tahribatına karşı sed çekmektir. Bununla dahilî asayişe bütün kuvvetimizle yardım etmektir.”

“Evet, mesleğimizde kuvvet var. Fakat bu kuvvet, âsâyişi muhafaza etmek içindir.”

“Haricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilir. Çünkü düşmanın malı, çoluk çocuğu ganimet hükmüne geçer. Dahilde ise öyle değildir. Dahildeki hareket, müsbet bir şekilde mânevî tahribata karşı manevî ihlâs sırrıyla hareket etmektir. Hariçteki cihad başka, dahildeki cihad başkadır.”

“Şimdi milyonlar hakikî talebeleri Cenâb-ı Hak bana vermiş. Biz bütün kuvvetimizle dahilde ancak âsâyişi muhafaza için müsbet hareket edeceğiz.” 

Şimdi asıl sorular da burada!

Acaba Bediüzzaman’a ihsan edilen milyonlarca talebe olarak, bu müsbet yolun neresindeyiz?

Onun; “Kur’ân-ı Hakîmin tilmizlerini ve hâdimlerini ikaz etmek ve aldanmamak için yazılmıştır” dediği, Hücumat-ı Sitte’deki altı tane desiseden sakınma hallerimiz acaba ne haldedir?

Acaba hak ve hakikat yolunda ve müsbet istikamette, hiçbir inhiraf ve gevşemeye meydan vermeden hizmete devam edebiliyor muyuz?

Okunma Sayısı: 1014
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Ali Tam

    4.4.2019 03:53:55

    Risale-i Nurlarin hakikatleri Dünya ve Ahiretin OKSIJENI gibidir. BEKA sorunu olan insanin ta kendisidir, öyleyse muhtac bizzat kendisidir. Ucaklardaki oksijen maskesindeki uyarilar gibi; tehlike aninda oksijen maskesini önce kendinize takmalisiniz ki hem kendinizi bu ahirzamanda kurtarasiniz ve ancak bu yoldan baskasina faydaniz dokunabilir.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı