"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Üstad, neden “sizler ve bizler” diyor?

Mikail YAPRAK
10 Ocak 2019, Perşembe
Yirmi Birinci Lem’a’da “İkinci Düsturunuz”da, çok “özellik” arz eden bir hitap vardır. Bu hitabın muhatapları, yoruma imkân vermeyecek kadar da açık ve nettir.

1934’de te’lif edilen bu İhlâs Risalesi, kıyamete kadar devam edecek olan Kur’ânî ve Nebevî düsturları ihtiva eder.

Üstâd’ın bu Risale’ye verdiği gayet fazla ehemmiyet; yüz otuz parça eserinden yalnız İhlâs Risalesi’nin başına, “Lâakal her on beş günde bir defa okunmalı.” kaydını koymasından da anlaşılıyor.

O zaman Üstad, kalbine ilham olunan bu ihlâs derslerini, yanında bulunan talebeleriyle talim ederken, bir noktaya gelir ve şöyle hitap eder:

“İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları!”

Aman ya Rabbim. Bu ne kadar güzel ve ne kadar özel ve ne kadar saadetli bir hitap!

Belki de ancak, Kastamonu Lâhikası’nda “Ahirzamandan haber veren mühim bir hadis”in izahında tarif edilen taifenin muhatap olabileceği bir hitap!

Böyle bir hitabın muhatabı olmayı kim istemez ki..

Ama bu öyle sadece istemekle yahut (Risale endeksli bir internet sitesinde gördüğüm gibi) dilediğimizi, dilediğimiz şekilde bu hitabın muhatabı saymakla olabilecek bir şey değil. Bu hitaba bizzat kalben ve fikren isteyerek muhatap olabilmek ve o istikamette fiilen çalışmak esastır.

Bir kere her şeyden önce Risale-i Nur’un talebesi ve Kur’ân’ın hizmetkârı olarak vazife şuuruyla ve fiilen vazife başında bulunacaksın. 

Diyelim ki, Rabbinin lütuf ve inayetiyle şuûrlu olarak vazife başındasın. Ama şeytanlar da iş başında ve “muzır maniler” her an devrede. (İhlâs Risalesi’nin, en azından on beş günde bir defa okunmasının ehemmiyeti böylece daha iyi anlaşılıyor.)

Dahası var..

Bu hitabın muhatabı olabilmenin ehemmiyetli ipuçlarını, hitabın hemen akabinde gelen şu tarifler içinde görüyoruz:

“Sizler ve bizler öyle bir insan-ı kâmil ismine lâyık bir şahs-ı manevînin azalarıyız. Ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sahil-i selâmet olan Dârü’s-selâm’a ümmet-i Muhammediyeyi (asm) çıkaran bir sefine-i Rabbaniyede çalışan hademeleriz.”

Demek ki neymiş.

Bu hitabın muhatabı sayılabilmek için, bu tarifteki bir şahs-ı manevînin azası olarak vazife başında bulunacaksın. 

Ki Ahirzaman Müceddidi olan Üstad da kendisini böyle tanımlıyor. Zaten müteaddid mektuplarında, “Bu ders-i Kur’ânîde ben de sizin bir ders arkadaşınızım” dediğini bilirsiniz.

Bu hitabın muhatabı sayılabilmek için başka ne lâzım? 

Mezkûr tarif içinde kemalini bulan bir fabrikanın çarkları gibi çalışacaksın. Ki en büyük örneğimiz Üstad’ın bizatihi kendisi.

Başka ne lâzım? 

Mezkûr tarifte kemalini bulan bir gemide vazife başındaki “hademeler” olarak çalışacaksın. Ki Üstad kendisini de dahil ederek, “hademeleriz” diyor. Onun da dahil olduğu bir hademelik bin can ile istenmez mi?

Mezkûr derste geçen “sizler” kapsamına istikbalde Risale-i Nur Talebeliğine ve Kur’ân’ın hizmetkârlığına dahil olacaklar girdiği gibi, “bizler” kapsamına da bizzat Üstad ve o zamanki talebelerinin dahil olduğu aşikârdır.

Şahıs “allâme-i cihan” da olabilir. Yahut Kur’âna hizmet adına belli bir tarikin veya cemaatin başında da bulunabilir. Aynı gemideyiz. Hem de mezkûr alıntıda tarifini bulan İlâhî bir gemi. Duâlarımız, ibadetlerimiz, hizmetlerimiz aynı gaye ve maksad içindir. Hem Uhuvvet Risalesi’nde izah edildiği gibi, Esma-ül Hüsna adedince birlik rabıtalarımız vardır. Ama mezkûr Risale alıntısında tarifini bulan “hademelik” bambaşka bir şeydir. Ve bu “hademeler” onların da hizmetkârıdır. Ümmet-i Muhammed’in (asm) salimen sahil-i selâmete vasıl olmalarına hizmet ederler. Hem de fîsebilillah. Dünyevî ve uhrevî hiçbir ücrete talip olmadan, vazifelerini yapıp vazife-i İlâhîyeye karışmadan. Zira akit vardır. Akte riayet esastır. Risale-i Nur eliyle gelen bu akte riayetin neticesi ve müjdesi o kadar muazzamdır ki, bütün dünyasını feda etse yine ucuz düşer. “Ebed-ül abad” yolunda menzilden menzile geçerken  pasaport bile sorulmadan seyahat edebilmek, öyle bir mükâfattır ki, dünyevî nazarla tarifi imkânsızdır.

Zira Meyve Risalesi’nde geçtiği gibi, (mealen) Risale-i Nur birinci dâvâ vekilidir. “demek avukat tutmak isteyen onu elde etse yeter.”

Yaşasın “hademelik”!

Okunma Sayısı: 1326
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Mikail Yaprak

    11.1.2019 23:37:46

    Selamunaleyküm! Ertan Bey'in e-mail adresini bilirsem veya kendisi e-mail adresime yazarsa kendisiyle bu husustaki meşveretimizi devam ettirebiliriz. Vesselam..

  • Mikail Yaprak

    10.1.2019 21:27:52

    Ertan bey kardeşim hem hitabın ve hem de vazife ve vasıfların hususiyetleri vardır. Her Müslüman aynı şuurda vazife başında olsa; islam ve insanlık aleminin vaziyeti böyle olmazdı. Alâkanıza teşekkürler.

  • Ertan Yılmaztürk

    10.1.2019 12:50:33

    İstifadeli bir yazı olmuş. Ancak “İşte ey Risale-i Nur şakirdleri ve Kur’ân’ın hizmetkârları!” hitabından muhataplarının sadece nur talebeleri değil, hariçteki ehli imanda olduğu anlaşılamaz mı? Sizler (dairenin haricindeki Müslümanlar) ve bizler (nur şakirtleri) şeklinde düşünülemez mi?

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı