"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Risale-i Nurlar ihsan ve ikramdır

02 Mayıs 2019, Perşembe
Cumhuriyet dönemine has bir tarz ve tedrisat; Bediüzzaman ve Risale-i Nurlar’la ihsan ve ikram edilmiştir. Ve bugün Türkiyemizde, dünyada Risale-i Nur hizmetleri büyük bir alÂka ve teveccühle, hızla devam ediyor. Milyonların ifade edebileceği bir şekilde ehl-i imanın imanlarının kurtulmasına ve tahkikî bir şekilde devam etmesine vesile oluyor.

RÖPORTAJ: TALHA LATİF AKDENİZ

Yeni Asya Yönetim Kurulu Üyesi Rifat Okyay’la Risale-i Nur hizmetleri ve gençlik hakkında konuştuk.

Size göre Risale-i Nur Talebesi, Nurculuk kavramı neyi ifade ediyor?

Evvelâ şunu ifade etmek isterim: Nurculuk bir cemiyet, bir teşkilât, bir dünyevî menfaat grubu veya maddî olarak sosyal yardımlaşma kulübü veya devlete, millete, insanlığa karşı hâkimiyet tesir etmek için teşkil edilmiş, kurulmuş bir oluşum ve yapılanma değildir. 

Nurculuk, bir iman, Kur’ân ve İslâmiyeti anlatma, izah etme ve ilân etme, neşretme hareketidir... Bu cümleden olarak Kur’ân’ın yaşadığımız 100-150 senelik zaman dilimindeki Müslümanlara, mü’minlere bakan, onların imanlarını kurtarmak ve kuvvetleştirmek noktalarında, onlara bakan âyeti kerimelerinin bir tefsiri, bir izahı ve delilli ispatlı açıklaması ve anlatımı olan Risale-i Nurlar’ı okuyan ve anlatanlara Risale-i Nur Talebesi denmiştir. Nurculuk tabiri ise ilk defa 1969 senesinde İsmet İnönü tarafından radyoda yaptığı bir siyasî konuşmada “bu seçimde beni Nurcular mağlûp etti“ manasında benzeri cümlelerle ifade edilmiştir. (Büyük ihtimalle seçimlerde Hürriyet ve adalet ortamının tesisi için demokratlık manasında fikirlere sahip olan AP’nin Risale-i Nur Talebelerinin desteklemeleri üzerine bu Nurculuk tabirini kullandı!)

Nurculuk tabiri; Müslüman olma, insan olma, imanlı ve itikatlı bir vatandaş olma ve bütün bunları başarabilme adına da Kur’ân’ı ve Kur’ân tefsiri Risale-i Nurlar’ı okumaya, okuyarak kendi imanını kurtarmaya ve başkalarının da imanlarını kurtarmaya çalışmak için çalışan, koşan koşturan bir mü’min, Müslüman vatandaş olmanın adıdır… Veya onlar için söylenmiş bir tabirdir.

Bir Osmanlı tarihi araştırmacısı ve yazar olarak Risale-i Nur perspektifiyle, Risale-i Nur hizmetleri ile alâkalı olarak tarihî bir değerlendirme yapacak olursanız bu konuda neler söylersiniz?

Daha yeni bir asır olacak… Risale-i Nurlar’ın neşredilmesi ve ilim, irfan ve iman hizmeti tarihin; yeni bir anlayış, yeni bir sunuş ve yeni bir Kur’ân hizmeti takvimini görüyoruz. Eski tedrisatlardan, tebliğ ve tedrislerden çok farklı bir hizmet tarzı... Eğer çok gerilere, mazi kıt’asındaki tatbikatlara gidersek medreselerin eğitim öğretim tarihlerinde imanî, Kur’ânî ve İslâmî eğitimin ve öğretimin 15 sene gibi bir zaman aralığında yapılabildiğini görüyoruz. Bu zamanda bilgileri kazanma, tahkiki imana sahip olabilme ve tebligatçı olabilmenin çok kısa bir yolunu; tarihte görülmemiş bir tarzda Risale-i Nurlar’la 15 hafta ile 15 gün gibi bir kısa eğitim öğretim aralığına indirgendiğini; binler Risale-i Nur okuyucusu olan herkes şahittir. Yani Osmanlı zamanındaki iman kazanma ve imanî bir hayat yaşamak için kullanılan tedrisat cumhuriyetle bir kabre konduğu için; Risale-i Nurlar’la Cumhuriyet dönemine has bir tarz ve tedrisat; Bediüzzaman ve Risale-i Nurlar’la ihsan ve ikram edilmiştir. Ve bugün Türkiyemizde, dünyada Risale-i Nur hizmetleri büyük bir alâka ve teveccühle, hızla devam ediyor. Milyonların ifade edebileceği bir şekilde ehl-i imanın imanlarının kurtulmasına ve tahkikî bir şekilde devam etmesine vesile oluyor… Elhamdülillah…

Nur Talebeleri niçin cemiyet ve siyasî teşekküllerden uzak duruyorlar?

Evvelâ şunu iyi bilmek lâzım; Nur Talebesi kimdir, ne iş yapar, ne iş yapmaz? Şu zamanımızda ehl-i dalâletin, ehl-i küfrün ve ehl-i sefahatin hücumlarından, küfürlerinden, dinsizliklerinden, sapıklıklarından ve sefihane alçak fikir, görüş ve işlerinden; kendilerini zamanın muhteşem ve muazzam Kur’ân tefsiri olan Risale-i Nurlar’ı okuyarak koruyan ve kurtaran; imanlarını tahkikî yaparak muhafaza eden mü’min ve muvahhid Müslümanlara Risale-i Nur Talebesi diyoruz. Yani yaptıkları, uğraştıkları iş, iman ve Kur’ân hizmetidir. İman ve Kur’ân ise umumun malıdır ve herkesin bunlara ihtiyacı vardır.

Cemiyetler, gruplar, siyasî teşekküller hatta İdarî vazifeler ise herkesin muhtaç olduğu imanî, Kur’ânî meseleler anlatılırken kullanılır, bunlara müracaat edilirse; bunların hepsi imana, Kur’ân’a muhtaç kişilere ulaşmada tarafgirlik ve menfaatler noktasında perde olabilir, engel olabilir, öne geçebilirler ve dinî-dünyevî her şeye alet ederek, dinden insanları soğutabilirler.

Bu bakımdan; dini siyasete ve dünyaya alet etmemek ve perde olmamak ve tarafgirane davranarak imanî-Kur’ânî meselelerin anlatılmasına, dinlettirilmesine sebep olmamak, mesul olmamak, perde olmamak ve küçücük dünyevî menfaatlere dinini satmamak için; muhtaç ve müştak gönüllere iman, Kur’ân, İslâmiyet hakikatlerini ulaştırabilmek, izah, ikna ve anlatımlarını yapabilmek için Risale-i Nur Talebeleri cemiyet ve siyasî teşekküllerden uzak duruyorlar.

Her cemaatin başında bir lider, bir emir verici merci olmasına rağmen; Yeni Asya cemaati şahs-ı manevî merkezli ve lider ihtiyacı olmayan bir cemaattir. Bu konudaki görüşünüzü alabilir miyiz?

Evet, Yeni Asya cemaati meşvereti, istişareyi esas alır ve şûrânın kararları ile hareket eder. Bir bu kadar fraksiyonlara ayrılma sebebi olan şahıscılık ve abicilik tarzında hareket etmez. Bu şekliyle cemaatin her bir ferdinin teşkil ettiği şahs-ı manevinin içerisinde her bir ferdin, şahsın oyunun bir gücü ve ma’nevî kuvveti, yanılmaz, sarsılmaz, isabetli kararları ve tesiri vardır. “Zaman cemaat zamanıdır” cümlesinin hülâsası bu şekilde meşveretle seçilip meşveretle hareket etmekte yatmaktadır. Bu işin sırrı budur. Meşveret eden ve meşveretten çıkan kararlara uyan yanlış yapmaz, çünkü sırtında, başında, arkasında; Allah’ın emri olan istişareye uyduğu için ‘İnayet-i İlâhiye’ye mazhardırlar. Allah’ın lütuf ve ihsanları onlarla beraberdir.

Şimdi bu konum ve durumda nasıl olur da bir lider, arkasından gidilecek bir baş aranabilir ki? Demek ki bu zamanda iman, Kur’ân ve İslâmiyet hizmetiyle uğraşanlar için Cenab-ı Hakk’ın izin ve ihsanıyla şahs-ı maneviye uymak, tanımak ve bu şahs-ı manevî ile amel edip hareket etmek esastır. Bir elle, bin elin hükmü, isteği ve ameli aynıdır ve tesirlidir.

Peki, Eski Said, Yeni Said ve Üçüncü Said neyi ifade ediyor?

Çocukluğu, gençliği, ilim tahsili, harplere iştiraki, hürriyet-meşrûtiyet-adalet-hak hukuk mücadeleleri, İslâm âleminin geri kalmışlığına çare aramaları ve bu yolda yaptığı her türlü fiilî, telifatları, neşriyatları ve konuşmaları Eski Said’in hayatını kısaca özetleyen ögeler/unsurlar olabilir. Yeni Said’in ise muazzam ve muhteşem iman, Kur’ân tefsirlerinin asrın insanının idrak ve anlayışına göre kaleme alınmasını, yayılmasını, okunmasını, neşriyatlarını, mahkemelerini, hapislerini, sürgünlerini ve küfür karşısındaki tavizsiz ve istikrarlı olarak yaptığı mücadelesindeki muvaffakiyetinin, başarısının vuku bulduğu zaman dilimlerinde geçirdiği hayatın safahatini binlere anlatır, ifade eder. Üçüncü Said dönemi için iman-ı tahkikiyi elde edebilmiş Risale-i Nur Talebelerinin sosyal hayatın içindeki hal ve gidişatlarının imanî, Kur’ânî, İslâmî, hür ve demokrat görüş ve düşüncelerinin amelî olarak gösterilmesi, anlatılması ve izahlarının, tashihlerinin yapılması dönemidir diyebiliriz.

Bir tarihçi perspektifinden yeni yetişen genç nesle daha iyi yetişmeleri için ne gibi tavsiyeleriniz var?

Doğru ve yerinde karar verebilmek için, verilen kararların okunması, bilinmesi gerekmektedir. Buradan hareketle bütün ilimlerin evveli ve geleceği bir bakıma tarih denilen hakikat ışığına bağlı gibidir. Tarihi bilmek kendini bilmek, başkalarını bilmek ve öğrenmektir. Bunun herkese faydası vardır. Öyle ise bir nesnenin peşinden koşmak onu elde etmeye çalışmak lâzımdır.

Merhum Ali Fuat Başgil cehaletin elindeki gençleri gördüğü için “Gençlerle Başbaşa”sı ile tarih süzgecinde, onlarla bir bağ kurmak için bir gayret içindedir. Zübeyir Gündüzalp gençlere tavsiyeleriyle, istikbale tarihi bir ışık tutmaktadır. İlim ve iman abidesi Bediüzzaman ise hakikate en doğru şahit dediği tarih ilminin âyinesinden hissettiği ve gördüğü gençliğe “Gençlik Rehberi”yle rehberlik yapmaktadır. Hem millet için, hem devlet için esas, eğer istikbal ise o zaman muhakkak tarih ilmi söz konusudur. Tarihî olan ve bilinen değerlerin sahibi bir millet muhakkak ki menfiye de olsa inançlı, imanlı bir gençliğin sahibidir. Gönül isterdi ki; her zaman müsbet ideallere gayelere iman ve inancı olan bir gençlik olsun. Bir milletin geçmişi 150-200 sene ise bunlar senelerle ifade edilebilmelidir. Bağrım gere gere müsbet gaye ve inançlar ile kurulmuş ve faydalı işlerle ömrünü devam ettirmiş bir Osmanlı İmparatorluğu 600 senelik rekor ömrü ile bizim en iyi bildiğimiz şahittir, örnektir.

Yerli yersiz her zaman ağzımızda sakız ettiğimiz, fakat kendimizin bile yapmadığı nasihatleri, gençlerimize tekrar etmem bence lüzumsuz, ama madem konumuz tarihtir; araştıran, öğrenen ve yapılan hataları tekrar etmeyen bir gençlik ve bu gençlik milleti ve devleti hiçbir zaman sırtını yere getirmeyecek bir unsurlar manzumesini oluştururlar. Önemli olan doğru tarihi, doğru ellerden öğrenmek ve istikbalin, geleceğin işlerinin temeli olan yaşadığımız günlerde kullanmaktadır.

Tarihi bilenler içlerinden; ah!, vah!, keşke!, neden böyle oldu?, niçin böyle oldu?, öyle yapmasaydım, böyle yapsaydım kelimelerini ve cümlelerini kullanmazlar, kullanmamıştırlar da. İstikbale doğru emin adımlarla ve rahat bir şekilde, kaygısız olarak ilerlerler...

İnsan ve bilhassa gençlik, okumayı sevse, tabiri caizse onu elde edebilse muhakkak ki zalim ve kırıcı, huzursuz ve dertli olmayacaktır. Okuyan nihayetinde iyiyi, doğruyu, güzeli ve bunların zıtlarını çok iyi bilecektir. Bu bilmek onun yanlışlarını sıfırlayabilmesidir. 

Kulaktan dolma ve rüzgâr getirisi bilgilerle ancak el ucuyla ve harcıalem işler yapılabilir, bunun yapana bir faidesi olmadığı gibi kimseye de faydası olmayacaktır. 

En çok üzüldüğüm ve merak ettiğim bir nokta var; devlet, millet, eğitimciler, ilgili ve ilgisiz bütün insanlarımız görüyor ki, yeni yetişen genç nesil Amerika’nın gökdeleni yanında, Tommiks Teksas’ını, İspanyanın riosunu, boğalarını, en meşhur matadorlarını; Fransa’nın Eyfel Kulesi’ni, İngiltere’nin British Müzesi’ni, Afrika’nın devasa ormanlarını, yamyamlarını, Japonya’nın toplama topraktan tarlalarını akıl almaz ince elektronik işlerinin biliyorlar da, altı yüz sene dünyanın bütün ülkelerinde en akıl almaz olayları gerçekleştirmiş, dünyanın ilmine ve fennine zamanı aşan gelişmelerine katkıda bulunmuş, insanlığı insanlığından utandıracak milyonlarca insan sosyal hadiselere öncülük etmiş, on dördüncü asırdan ötelere ta yirminci asra ve insanlara parmak ısıttıracak sanat eserlerini ve devasa mimarî binaları ortaya koymuş bir Osmanlıyı, Osmanlı Beyliği’ni, Osmanlı Devleti’ni, Osmanlı Devleti Âliyesi’ni, Osmanlı ebet müddet Devleti’ni, Osmanlı halkını ve dünyanın en uzun ömürlü, en saadetli, en büyük Osmanlı İmparatorluğu’nu bilmiyorlar, tanımıyorlar, ya da öğrettirilmiyor, araştırılmıyor, okutulmuyor ve tanıttırılmıyor! Bilinmeyen zavallı bir imparatorluk ve onun zavallı halkı... Başka ülkelerin halklarının kapısında temizlikçi olarak çalışmayı, dilenmeyi ve Amerika’nın, İngiltere’nin, Fransa’nın, Almanya’nın, Rusya’nın üflemeleriyle soytarı gibi oynayan, milletin sırtından geçinen, kendi milletine zulüm eden, her on senede bir gerilere sürüklenmeyi marifet yaptım diye, övünerek anlatan ve bizden ve bizim milletimizden olması imkânsız olanların oyuncağı zavallı bir millet miyiz?

Tarih zamanla, el ele, iç içe, en büyük tefsir edici ve en büyük açıklayıcıdır, ders vericidir.

Koskoca bir ibret ve ders aynasındaki olaylar bu aziz ve necip milleti, tarihinde her türlü özellikleriyle bizleri ve sizleri, gençleri okunmak, araştırılmak, öğrenilmek ve ders alınarak; daha iyiyi, daha güzeli, daha doğruyu, daha büyüğü ve bir çok “daha” olan gerçekleştirmek üzere bekliyor. Esasında en büyük gayret ve çalışmamız bu buluşmaları gerçekleştirmek olmalıdır, yoksa şimdilerde olanlardan daha kötü çok şeylerde bizleri ve gençleri bekliyor. Bu beklentilerden kârlı çıkmanın tek yolu tarih ve tarihten ders alma avantajlarının iyi kullanılmasıdır.

Okunma Sayısı: 2284
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı