Hadis ve Sünnet-i Seniyye tesbitinde Ashâb-ı Suffa’nın muhteşem ve mümtaz bir yeri vardır. Zira, Ashâb-ı Suffa, Nebevî eğitim sistemi üniversitesidir. Suffa ehlinin geçimleri Peygambere aitti ve tek işleri İslâmı tahsil etmek, öğrenmek, ezberlemek idi. Kendini ilme ve ibadete adamış bu mübarek insanlar, Hz. Peygamberin (asm) etrafında pervâne gibi dönüyorlardı. Sayıları zaman ve zemine göre değişmekle beraber, ortalama 400 kişiyi buluyor.
Bu güzîde topluluk, her zaman Mescid-i Nebevî’de bulunur; Kur’ân ilmi tahsil eder; Hz. Peygamber’in va’zlarını ve derslerini dinlerler. Müdâvim oruçlu bulunurlar. Bütün dünyaları, ilim tahsil etme ve ibadettir. Kendilerini Risâlet medresesine, Allah için vakfetmiş talebelerdi. Ki, Kur’ân onların bu hasletlerini övüyor: “Bununla beraber bütün mü’minler hep birden sefere çıkacak değillerdir. O halde sayıca çok olan her mü’min cemaatinden bir kısmı, külfet ve meşakkate katlanıp ilim tahsil etmeleri ve seferden dönüp geldiklerinde belki sakınırlar diye kendi kavimlerini irşad, ikaz ve inzar gayesi ile bu uğurda seferber olup toplansalar.”1 Ayrıca Kur’ân, Ashab-ı Suffa’yı “kendilerini Allah yoluna vakfeden”, “yeryüzünde ticaret ve dünyalık maksadıyla dolaşmayan”, “haya, edep ve istiğnalarından dolayı, onları tanımayanların kendilerini zengin sandıkları”, “yüzsüzlük edip de insanlardan bir şey istemeyen”2 insanlar olarak tavsif eder.
Allah Resûlü (asm), fethedilen yerlere Ashab-ı Suffa’dan muallimler tayin eder, gönderirdi. Suffa Üniversitesinin mezunlarından bazıları da şunlar: Hadis hafızı Ebû Hureyre (Kendisine, neden fazla hadis rivayet ettiği sorulduğunda Hz. Ebû Hureyre, şöyle cevap vermiştir: “Benim çok hadis rivayetim çok görülmesin. Muhacir kardeşlerim çarşı ve pazardaki ticaretleri ile, Ensâr kardeşlerim de, tarla ve bahçe işleriyle meşgul bulundukları sırada, Ebû Hureyre Peygamber (asm) yanında mübarek nasihatlerini dinleyip hıfzediyordu.” Hadîs, tefsir ve fıkıh âlimi Abdullah b. Ömer ve Abdullah b. Mes’ud İstanbul’un şanslı misafiri Resulullah’ın mihmandarı Ebû Eyyûb el-Ensâri, Hz. Enes İbn-i Malik, Hz. Cabir b. Abdullah, Hz. Abdullah b. Abbas ve daha nice büyük sahabeler...”
Gündüz, tüm hallerini, tavırlarını, sözlerini, mimiklerini, sessizliğini gözlemliyorlardı. Özellikle “hüküm ve mu’cize”lere dair hadîsleri, “sıhhatli” olarak çok dikkatle ezberlediler. Hattâ yazdılar. Peygamberimizin (asm) en küçük hâlini, tavrını dahi ihmâl etmemişler. Hadîs kitapları buna şahit. Bilhassa Abadile-i Seb’a diye isim yapmış meşhur yedi Abdullah, Kur’ân tercümanı olan Abdullah bin Abbas ve Abdullah bin Amr ibnü’l-As.
Dipnot: 1- Tevbe Sûresi: 122.; 2- Bakara Sûresi, 273.
10.04.2007
E-Posta:
[email protected] [email protected]
|