Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek’e ait olduğu iddiasıyla yayınlanan günlükte anlatılanlar gündemdeki yerini koruyor.
Bunda, Başbakanın “Savcılar niye harekete geçmiyor?” şeklindeki çıkışının da önemli etkisi olduğu düşünülüyor. Ancak bu çıkışın, “Bu işin arkasında hükümet mi var?” kuşkusuna yol açtığı için olaya siyaset gölgesi düşürdüğü ve dolayısıyla sonuç almayı zorlaştırdığı belirtiliyor.
Bu arada Abdullah Gül de aynı konuda “farkını ortaya koyan” dikkatli bir açıklama yaptı.
“(Günlükte) İddia edilen, ortaya atılan niyetleri, gayretleri basında çıkmadan önce biliyorduk. Bunlar, devlette bilmesi gereken yerlere bildirildi. Zaten savcılar da gereğini yaparlar.”
Böylece topun, “bilmesi gerekenler”de olduğunu belirten Gül, savcılara da herhangi bir suçlamada bulunmadan mesajını vermiş oldu.
Çok kuvvetle muhtemel ki, devlette bilmesi gerekenler konuyla ilgili olarak harekete geçme ihtiyacı duymayınca dosya basına verildi ve bir kamuoyu tepkisi vücuda getirilmesi amaçlandı.
Son gelişmelerin ardından savcılıkların yavaş yavaş hareketlenmeye başladıkları görülüyor.
Ancak farklı savcılıklar tarafından başlatılan incelemeler şu anda hayli karışık bir manzara arz ediyor. Ankara’daki incelemelerin konusu, günlüklerin yazarı Örnek ve anlatılanların başrol oyuncusu konumundaki Şener Eruygur olarak öne çıkarken, bu incelemelerin büyük ihtimalle görevsizlikle sonuçlanıp dosyaların Genelkurmay Askerî Savcılığına iletilmesi bekleniyor.
Buna karşılık Bakırköy Savcılığının açtığı soruşturmada ise, günlükleri neşreden Nokta dergisinin TCK 318 ve 319. maddelere göre “halkı askerlikten soğutma” ve “askerleri itaatsizliğe teşvik” suçlarını işleyip işlemediğinin tesbit edilmesine çalışılıyor.
Yani, fatura Nokta’ya çıkarsa sürpriz olmaz.
Çünkü Türkiye darbe girişimlerini cezalandırma yetkisinin dahi, ancak başarılı darbecilerin tekelinde olduğu bir ülke. Siviller ise bu süreçlerde tamamen devredışı ve etkisiz durumda.
Nitekim Başbakanın savcılara yaptığı sitemli çağrı üzerine, Evren’e dâvâ açtığı için mesleğinden olan Sacit Kayasu ve Şemdinli iddianamesi sebebiyle aynı âkıbete uğrayan Ferhat Sarıkaya örneklerinin hatırlatılması, bu hazin ve düşündürücü gerçeği bir kez daha teyid ediyor.
Peki, o zaman günlükle ilgili olarak askerî cenahta gözlenen suskunluk nasıl izah edilebilir?
Bir yoruma göre, “TSK son yıllarda darbeci eğilimleri kendi içinde öğüttü, kendi yöntemiyle bertaraf etti. TSK’nın günlüklerle ilgili sessizliği, etrafta dolanan emekli komutanlarla arasına mesafe koyması, zamanında Org. Yalman’a sahip çıkmaması, darbeci ve müdahaleci geleneğin de reddi.” (A. Aydıntaşbaş, Sabah, 5.4.07)
Bu yorumun sahibi, üst düzey komutanların, Örnek’in günlükleri konusunda “Bırak bu zırvaları” demek yerine sessiz kaldıklarını da yazdı.
Daha öncesinden, Org. Büyükanıt’a atfen çıkan bazı beyanlarda da bu tavrı teyid eder nitelikte birtakım ipuçları olduğunu hatırlıyoruz.
Ama yine de tam emin olamıyoruz. Ve kesin bir kanaate erişebilmek için, tartışılan günlükle ilgili soruşturmaların seyrini ve neticesini beklemek gerektiğini düşünüyoruz. Umalım ki, gelişmeler demokrasiyi güçlendirecek yönde olsun.
10.04.2007
E-Posta:
[email protected]
|