Her zaman yanımızda olmalarını istediğimiz nice sevdiklerimiz bulunmaktadır bu dünya misafirhanesinde. Ama beraberlikler devam etmiyor ve kendileri için canımızı feda etmekten çekinmeyecek kadar sevdiğimiz insanları, bir gün geliyor istediğimiz zaman onları göremiyor, onları kucaklayamıyoruz.
Bir zamanlar kısacık bir ayrılıklarına dayanamadığımız insanları, dünya hayatının şartları gereği uzaklara terk etmek zorunda kalıyoruz. Bir zamanlar kokladığımız ve yanaklarına öpücükler kondurup yüreğimize bastığımız o afacan yavruların büyüyen halleriyle, aylarca bazen yıllarca bizden uzak kalmalarını içimize sindirmek zorunda kalıyoruz.
Rabbimizin bize emanet olarak verdiği yavrularımız bir zamanlar evimizin çiçekleri idiler. O çiçeklerin solmadan büyümeleri için ne fedakârlıklara katlanmadık ki, birer anne ve baba olarak? Ve onların her biri şimdi başka diyarlarda. Şimdi de onların sağlık ve huzur haberleriyle avunuyor, geçmişte kalan acı-tatlı hatıraları gözyaşlarımızla anıyoruz.
Daha dün bir bebek olarak kucağımızda gezdirdiğimiz emanetler bugün kendi bebeklerini kucaklarında taşıyor. Hayat yeknesak olmadığı için sürekli değişiyor ve bir daha hiç bu dünyada yaşayamayacağımız zamanları geride bırakıyoruz.
Bir gün geliyor ki, çevrenizde çok az insan bulabiliyorsunuz. Bir de bakıyorsunuz ki, bu dünyanın ve içindekilerin artık sana fazla ihtiyacı bulunmamaktadır. Belki o zaman seni dünyaya bağlayan bütün iplerin çürük olduğunu anlıyorsun. İstesek de istemesek de, her gün o ip biraz daha zayıflamaktadır.
Hani nerede o etrafında dört dönenler? Hani nerede sana dünyanın bütün sıkıntılarını unutturanlar? Hani nerede yemeyip yedirdiğin, giymeyip giydirdiğin insanlar? Onlar hepsi şimdi başka diyarlarda. Onlar şimdi seni çok az hatırlamakta, bir oyun ve oyalamadan ibaret olan kendi dünyalarının geleceği için hayaller kurmaktadırlar. Tıpkı senin bir zaman yaptığın gibi...
Geçmişimize baktığımız zaman bizlere pişmanlıkları hatırlatacak durumlar varsa, demek emanetlere iyi bakamamış ve asıl mal sahibinin arzusu istikametinde onları yetiştirmemişiz. Eğer geçmişimiz bizlere acılar miras bırakmışsa, demek o renkli ve canlı gülleri âb-ı hayat suyuyla sulamamış, onların günah rüzgârları karşısında solgun kalmalarına sebep olmuşuz.
Eğer Rabbimiz bizlere yardım etmiş ve hidayet nasip etmişse, geçmişte yaşanan tatlı hatıralar bizlere hasret gözyaşlarını akıtır. Bu gözyaşlarında tekrar o güzellikleri yaşama arzusu bulunmaktadır. Bir tatlı huzur vermektedir bu hasretini duyduğumuz günler, aylar, yıllar...
Sonra, sadece dünyaya bakan bir sevginin insan hayatına yüklediği ağırlıkları taşımanın kolay olmadığını anlıyoruz. Bu zorluğu yıllar sonra insan anlayabilmektedir. Ama ne yazık ki zaman geçmiş, elimizde hataların tamiri için önemli bir imkân kalmamıştır böyle durumlarda...
Ömür dakikalarının tükenmeye doğru gittiği zamanlarda insan daha çok gerçeklerle yüz yüze kalmaktadır. Belki pişmanlıklar geçen zamanı bir daha geri getirememekte, ancak hiç olmazsa geleceğin doğru istikamette değerlendirilmesi için insana bir fırsat vermektedir.
Rahmet ve Merhameti nihayetsiz olan Rabbimiz, yaptığımız yanlışlardan dönmemiz için nice fırsatları bize sunmaktadır. Dünya hayatının geçici olduğunu açık bir şekilde ortaya koyan deliller gözlerimiz önüne serilmektedir her an. İnsanlığımızı kurtarmamız için, kalb ve aklımızı ebedî memleketleri kazanma yolunda kullanmamız için ne kadar çok imkânlar bahş edilmektedir bizlere?
Daha ne zaman bu dünyadaki hiçbir şeyin gerçek muhabbete değmediğini anlayacak ve kalan ömür sermayemizi muhabbet menbâı Yüceler Yücesinin yolunda kullanacağız? Asıl sevilmesi gerekenin, asıl muhabbet edilmesi icap edenin her zaman bizimle olması gerekmez mi? O zaman, bizden hiç ayrılmayan, bize şahdamarımızdan daha yakın olana sevgimizi yöneltmek için daha neyi bekliyoruz?
10.04.2007
E-Posta:
[email protected]
|