Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 01 Mayıs 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

Ali FERŞADOĞLU

Diktatörlere karşı direnmek ve iman



Normal konu takibimizi durdurup, güncel mesele cumhurbaşkanlığı seçimine eğilmek zorunda kaldık. Çünkü, hak, hürriyet, hukuk, imanın özelliklerindendir. Dolayısıyla imanla bağlantısı üzerinde durmamız önem arzediyor.

İstibdat/diktatörlük keyfîliktir, hukuksuzluktur, tek görüştür, kendi görüşünü ve iktidarını dayatmadır, halka ve halkın meclisine başkaldırıdır. Meşrutiyet, hürriyet, cumhuriyet (demokrasi) ise, müstebitlere karşı direnmek, hak ve hürriyetleri korumaktır.

Hukukun hâkim olmadığı, güç, baskı ve diktatörlükle yönetilen ülkelerde, başta inanç ve düşünce olmak üzere, giyim-kuşam, hâl, hareket ve seçim sistemine kadar her şeye “devlet” karar verir. O takdirde de ferdin hürriyeti yoktur ve birkaç mesele dışında sınırlıdır. Bu durumda devlet emreder; onun ‘kulları’ harfiyyen uymak zorunda kalır!

Bu, devleti, bütün toplum görevlerini, ekonomik ve kültürel hayatın tek düzenleyicisi olarak gören anlayıştır. Devlet, hukukun, kültürün ve geleneklerin kaynağıdır. 20. yüzyılın başlarından beri hâkim olan devletçilik zihniyeti, devletçiliğin katı temsilci Sovyetler Birliğinin yıkılmasından sonra itibardan düşmüştür.1 Ne var ki, Türkiye hâlâ onun tortularıyla boğuşuyor!

İşin en tehlikeli tarafı, devletin, sistemin kutsallaştırılmasıyla birlikte putlaştırılmasıdır. Buna göre devlet, bir nevî “yeni putperestlik”tir. Yaşayabilmek için, sistemde var olan veya olmuş gibi görünen değerleri, sorgusuz sualsiz kabul edip, bu değerler doğrultusunda hareket etmeye yöneldik. Yâni, Firavunun putu köle, kölenin putu Firavun, hep birlikte kurdukları sistem bir başka put ve herkes ona tapıyor. Tapındığı şey ortadan kalkarsa diye bir korku yaşar ve ona sımsıkı yapışır.2 Devleti ziyadesiyle kutsayıp, putlaştırır ve kendi başına musallat eder. Milletin/toplumun sosyal ve siyasî taleplerini dikkate almayan devlet, demokratik gelenekleri yerleşmiş olan ülkelerdeki kadar milletle barışık olmadığı için, (kamu alanı) ciddî bir mücâdele halindedir.3 Bu durumda, “devlet millet için değil, millet devlet için” vardır. Aslında jakoben laik cumhuriyetçilerin de, “siyasal İslâmcıların” da devlet anlayışı, kendileri zıt kutuplarda olmakla beraber, aynı muhtevâdadır.

Her devletin, hattâ yamyamların da bir kanunu, bir sistemi vardır. Devlet kanûnî olabilir. Ancak, önemli olan hukûkîliktir. Keyfiliğin ve istibdadın hâkim olduğu teşkilâtlanmaya “hukuk devleti” denemez.

Diktatörlere karşı direnmek, iman gücüyle orantılıdır. Çünkü, hürriyet, imanın özelliğidir. İmanın hem nur, hem enerji, hem de pozitif yüksek bir güç kaynağı olduğunu gösteren müşahhas pekçok tarihî ve aktüel hadiseye rastlamak mümkün. Kimi zaman kendimiz de bunu yaşarken, pek çok zaman da başkalarında gözlemleriz. Burada, tarihten günümüze müşahhas birkaç örnek sunalım:

Hz. Peygamber (asm), “imân gücü” sahasında dünya çapında yegâne örnektir. Çünkü o, yetim ve yalnız başına idi. Ne saltanatı, ne askeri, ne hazinesi, ne tarihi, ne ekonomik, ne kültürel altyapısı, ne okuma-yazması vardı. Sasâni, Roma ve Pers medeniyetleri, Araplar, kendi kabilesi Kureyş, hattâ en yakın akrabalarından amcası Ebû Leheb dahi ona karşı şiddetle cephe almıştı. Mekkeli müşrikler (aristokrasi), bütün imkânlarını seferber ederek her türlü sindirme metodlarını denedi. İşkencelerin en dehşetlilerini, şiddetin en katmerlisini uyguladılar. Onun ise imânından başka hiçbir şeyi yoktu! Buna rağmen, İslâmiyeti; fikir, ilim, adâlet/hak ve hürriyetler, terbiye ve eğitim sistemi olarak dünyaya hâkim kılmıştır.

Türkiye’de artık darbe mümkün değildir. Askeriye’nin isim vermeden internette yayınladığı muhtıra, bunun göstergelerinden birisidir. Vatandaş, eski pısırık, korkak vatandaş değildir. Artık avuçları şişinceye kadar darbecileri değil, demokrasiyi, hak ve hürriyetleri alkışlamaktadır. Ne iç, ne dış konjonktür darbelere müsaade eder. Artık iktidar da bu durumu iyi okumalı ve Meclis dik durmalıdır.

Dipnotlar: 1- Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay, Felsefi Doktrinler ve Terimler Sözlüğü, Ankara, 1997, s. 98-99.; 2- Alev Alatlı, Zamansız Sözler (Eyüp Can) Timaş, İs., 2000, s. 83.; 3- Prof. Dr. Süleyman Hayri Bolay- Prof. Dr. Mustafa İsen, vd., Türk Eğitim Sistemi/Alternatif Perspektif, TDV, Ank., 1996, s. 5.

01.05.2007

E-Posta: afersadoglu@hotmail.com fersadoglu@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (29.04.2007) - Tevekkül ve kanaatin gücü

  (28.04.2007) - Tevhid tasnifleri

  (27.04.2007) - İlmî ve amelî tevhid

  (26.04.2007) - Tevhid ne demektir? (2)

  (25.04.2007) - Tevhid ne demektir? (1)

  (24.04.2007) - Neden tevhid zihinlere nakşedilmeli?

  (21.04.2007) - “Her şeyin melekûtu Allah'ın elinde” ne demektir? (2)

  (20.04.2007) - “Her şeyin melekûtu Allah'ın elindedir” ne demektir? (1)

  (19.04.2007) - “Allah, insanı Rahman sûretinde yarattı” ne demektir?

  (18.04.2007) - Hadîs ve Sünnet-i Seniyye, keyfîlikleri önledi

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Metin KARABAŞOĞLU

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  Ümit ŞİMŞEK

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004