Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 08 Haziran 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Ali KAYA

Bediüzzaman ve Ahrarlar



“Ahrar” kelimesi “hür” kelimesinin çoğuludur. Hürriyetçiler anlamındadır. Bir partinin adı olmayıp hürriyetçi olan herkesi kapsar. Ancak Osmanlı döneminde II. Meşrutiyetin ilânından sonra İttihat ve Terakki Partisinden sonra kurulan ikinci siyasî oluşumun adı da “Ahrar Fırkası”dır.

Osmanlı Ahrar Fırkası 14 Eylül 1908 tarihinde, kuruluş müracaatını yapmış ve dört gün sonra 18 Eylül 1908 tarihinde de resmen kuruluşunu ilân etmiştir. Ahrar Fırkasının yönetim kadrosunda yer alanlar, Nureddin Ferruh, Ahmet Fazıl, Kıbrıslı Tevfik, Melih Said, Namık ve Şevket Bey’lerdir. Genel başkanı olmayan bu partinin Genel Sekreteri Nureddin Ferruh Beydir. Parti kurucuları arasında son Osmanlı Meclis-i Mebusan Başkanı olan Celalettin Arif Bey (1876–1930) de vardır.1 Partinin arka planında ise, Prens Sabahattin, Mizancı Murad Bey ve Hasan Fehmi Bey gibi düşünürler ve fikir adamları bulunmaktadır.

Hızla teşkilatlanan Ahrar Fırkası, komitacılar tarafından taşradaki seçimlere sokulmamış, İstanbul’da yapılan seçimlerde ise, maalesef mebus çıkaramamışlardır. Ancak “Meclis-i Mebusan”da İttihat ve Terakki’den ayrılanlar Ahrar Fırkasını temsil etmiş ve hükümette Ahrar’ların girmesini sağlamışlardır.

Hürriyetçi fikirlerinden dolayı, devletçi olan İttihat ve Terakki’nin hedefi haline gelmiş ve 31 Mart (13 Nisan 1909) ayaklanmasının faturası bu partiye çıkarılmaya çalışılmıştır. Ahrarlar, 1908 Mebus seçimlerine katılmış olsalar da bir varlık gösterememiştir. Daha sonra İttihat ve Terakki saflarından ayrılanlarla Ahrarlar mecliste grup oluşturmuşlardır. 31 Mart olayından sonra kendisini feshetmiştir.

Ahrar Fırkası Jöntürk’lerden olup, İttihatçı olmayan liberallerin ve Prens Sabahattin2 taraftarı “Adem-i Merkeziyetçi” yönetimi isteyenlerin partisi olmuştur. Basındaki destekçileri de Ahmet Samim ve Hasan Fehmi gibi İttihat karşıtı ve hürriyetçilerdi. Bunlar İttihat ve Terakki tarafından su-i kasda kurban gitmişlerdir. 31 Mart olayının faturası üzerlerine yıkılmaya çok çalışılmış, ama bir delil bulunamamıştır. “Divan-ı Harbi Örfî”, 31 Mart olayına katılanları, Ahrar Fırkası mensuplarını da tutuklayarak yargılamış ve bir kısmını idam etmiştir. Bir kısmı da ülkeyi terk etmek zorunda kalmışlardır. 30 Ocak 1910’da yurda dönen parti genel sekreteri Ferruh Bey, fırkanın kapatıldığını ilân eden bir bildiri yayınladı. Bu tarihten sonra, muhalefet boşluğunu Miralay Sadık Bey liderliğinde kurulan Hürriyet ve İtilâf Fırkası doldurmaya başladı.

Ahrar Fırkası daha sonra Hürriyet ve İtilaf Fırkası, Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası, DP, AP, DYP olarak devam etmiştir. Daha sonra kurulan tüm hürriyetçi partilerin babası sayılır. (Bazıları Serbest Fırkayı sürece dâhil ederler. Ancak Serbest Cumhuriyet Fırkası bir muvazaa partisi olarak kurdurulmuş ve amaca hizmet etmeyeceği anlaşılınca da, kurduran güçler tarafından feshedilmiştir.)

Ahrar Fırkasının temel fikirlerini Prens Sabahattin taraftarı Jön Türklerin savunduğu günümüzde “yerel yönetim” olarak isimlendirilen “adem-i merkeziyet”, yine günümüzde “girişimcilik” olarak övülen “teşebbüs-ü şahsî” ve günümüzde liberalizm denen “hürriyet” fikri oluşturmaktaydı. Prens Sabahattin, Ahrar Fırkasının partiye davetini kabul etmemiş, siyasî partilere karşı eşit mesafede bir mütefekkir olarak kalacağını beyan etmiştir. Ama ne var ki, İttihat ve Terakki Partisi, Prens Sabahattin’in fikirlerini tehlikeli buluyor ve sabote etmeye çalışıyordu. Bilhassa “adem-i merkeziyet” düşüncesini çok tehlikeli buluyordu. Prens Sabahattin’in askerlerin siyasete karışmamaları düşüncesi vardı ki, bu düşünce günümüzde de aynen savunulmakta, ama uygulamaya bir türlü geçilememektedir. Hürriyet ve İ’tilaf Fırkası, Prens Sabahattin’in düşüncelerini doğrudan savunmayan, İttihat ve Terakki’ye karşı olanların kurduğu bir parti idi.

Bediüzzaman ve Ahrarlar:

Bediüzzaman Hazretleri her şeyden önce aktif siyasete karışmamıştır. Ancak siyasî hakların kullanımını, bir vatandaşlık görevi olarak tavsiye etmiştir. Bizzat kendisi de siyasî tercihini belirterek, fikir ve düşüncelerini açıklayarak ve oy kullanarak göstermiştir. Siyasîlerin kendisine vereceği görevleri ise nazik bir lisan ile reddetmiştir.3

Bediüzzaman Said Nursî Hazretlerinin partilere bakışı şahıs ve parti odaklı değil, fikir ve düşünce odaklıdır. Bunun için İttihat ve Terakki Fırkasının “hürriyet, adalet ve müsavat” fikrini desteklemiş ve bu kavramların içini doldurmaya çalışmıştır. Haksızlık ve istibdada yönelmesini ise, tenkit ederek yöneticilerini ikaz etmiştir. Aynı şekilde “Ahrar Fırkası”nın “teşebbüs-ü şahsî ve adem-i merkeziyet” fikrini benimsemiş ve bunların da içini doldurmaya çalışmıştır. Prens Sabahattin’in “adem-i merkeziyet” düşüncesini de güzel, ama zamansız bir fikir olduğunu açıkça belirterek gerekli ikazlarını da yapmıştır.4

Bediüzzaman Said Nursî Ahrar fırkasının İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti ile mânen müttehit olduğunu ifade etmiştir. 31 Mart 1909’da olaylardan Ahrar Fırkasını da sorumlu tutanlar her ne kadar bunu ispat edemedi iseler de, Bediüzzaman’ı yargıladıkları gibi yargılayarak, haksız şekilde cezalandırmışlardır. Bediüzzaman “Divan-ı Harb-i Örfî”deki müdafaası ile beraat etmiştir. Bu mahkemede, İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti’nin tarifini yapmıştır. Bu tarife göre her mü’min, İttihad-ı Muhammedî’nin mânen üyesidir. Yoksa bozguncuların ve isyancıların girdikleri ve siyasete âlet ettikleri “Şeriat ve İttihad-ı Muhammedî” cemiyeti ile bir ilgisi yoktur. Bediüzzaman “Şeriat” adına ve “İttihad-ı Muhammedî” ismi altında siyasî faaliyetlerin yapılmaması için çok gayret etmiştir; ama buna engel olamamıştır.5 Kendisi de mânen tarif ettiği “İttihad-ı Muhammedî Cemiyeti”nin üyesi olduğunu ifade etmiştir.6

Bediüzzaman’a göre Ahrar ve Demokrat olmanın gereği “Şeâir-i İslâmiyeye” taraftar olmaktır.7 Demokratlar, Şeâir-i İslâmiyeden olan “Ezan-ı Muhammedi”yi ilân etmekle Nur Talebelerinin manevî desteğini hak etmişlerdir. Bunun için “Nurcular, Demokratlara bir nokta-i istinattır.”8 Ama ne var ki, Ahrarlar iki defa başa geçtikleri halde, İttihatçıların mason kısmı onlara müthiş darbe vurarak az bir zamanda onları devirdiler. Demokratlara da aynı şekilde iki müthiş darbe vurmaya hazırlandıklarını ifade etmiştir.9 Gerçekten de 1960 darbesi ile Demokrat Parti, 1980 ihtilâli ile de onların devamı olan Adalet Partisi, İttihatçıların devamı olan CHP ve onlara destek verenler tarafından iktidardan uzaklaştırılmışlardır.

Ahrar Fırkası iki defa seçime girmiş ve hükümete ortak olmuştu. 1909 Ahrar Fırkası mensupları 31 Mart olayı kendilerine yıkılarak iktidardan uzaklaştırıldı ve parti kapatıldı. 1913’de Hürriyet ve İtilaf Partisi “Bab-ı Âlî” baskını ile iktidardan uzaklaştırıldı. 1946’da kurulan ve 1950’de iktidara gelen DP, Ahrarların yeniden dirilmesidir.10 Bediüzzaman’ın “hürriyetçi demokrat” misyona sahip olan fırka yaklaşımını esas aldığımız zaman ANAP ve AKP’nin Ahrarların ve Demokratların devamı olmadıklarını görürüz. Çünkü her iki parti de, “Şeâir-i İslâmiye”yi ihyaya yönelik herhangi bir icraatta bulunmadıkları gibi, Demokratların kazanımlarını dahi koruyamamışlardır.

Bediüzzaman, yine Demokrat ve Ahrar tanımı ve tarifi çerçevesinde “eski tahribatı tamire başlamak”, “hürriyetperver olmak” ve “Nur ve Nurcuları takdir etmek” gibi kıstasları da ortaya koyar. Bu sayılan vasıflara sahip olan siyasî oluşuma daima dua ettiğini ifade eder. Gelecek ile ilgili temennisini de “İnşallah, o Ahrarlar istibdad-ı mutlakı kaldırıp, tam bir hürriyet-i şer’iyeye vesile olacaklar”11 şeklinde özetler.

Dipnotlar:

1- Celalettin Arif Bey (1876–1930): TBMM’ye I. Dönem Erzurum Milletvekili olarak gelen Celalettin Arif Bey 23 Nisan 1920’de TBMM’nin açılışını yapan ve oturumunu yöneten Meclis Başkanı’dır. Daha sonra Adalet Bakanlığı ve II. Meclisin de başkanlığını yapmıştır. 1921’de Roma Büyükelçiliğine atanmıştır.

2- Prens Sabahattin (1878–1948): Saraya mensup olan bir aileden olduğu için kendisine “Prens” lakabı verilmiştir. Liberalizmin Osmanlı temsilcisidir. Hürriyet içinde “Teşebbüs-ü Şahsî ve Adem-i Merkeziyet” yani “Girişimcilik ve Yerel Yönetim” fikirleri ile Osmanlıyı etkilemiştir. Ahrar Fırkası, Hürriyet ve İtilaf Fırkası gibi partilere ve “Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet”i savunun bir çok Liberal dernek ve kulüplere akıl hocalığı ve fikir babalığı yapmıştır. Taraftarları ayrıca “Nesl-i Cedit” (Yeni Nesil) adında bir de kulüp kurmuşlardır. (1908–1911) Onun yerel yönetimlerin yetkilerinin artırılmasına dair görüşleri çok tartışıldı. Bu tartışma o günün şartlarında Sabahaddin’in değişik şekillerde suçlanmasına neden oldu. Bu konuya dair bir mektup yayınlayan Bediüzzaman Said Nursi, Sabahaddin’in yanlış anlaşıldığını yazdı. “Prens Sabahaddin Bey’in su-i telakki olunan güzel fikrine cevap” başlıklı mektubunda fikirlerinin güzel olduğunu fakat ayrılıkçı hareketlerin yoğun olduğu bir dönemde bu fikirlerin uygulanmasının yanlış sonuçlar getireceğini, Osmanlı devletinin parçalanmasını kolaylaştıracağını belirtti. (İçtima-i Reçeteler-II, 253) Anadolu’nun işgalinden sonra 1918 yıllarında yazılarıyla “Kurtuluş Savaşını” destekledi. 1924’te Osmanlı hanedanı yurtdışına çıkarılınca İsviçre’ye yerleşti. Orada yoksulluk içinde yaşadı. İsviçre Alplerinin yamacındaki Colombier köyünde 1948’de vefat etti. Öldüğünde yastığının altından Türk bayrağı ve Kur’an-ı Kerim çıkmıştı. 1952’de mezarı nakledilerek Eyüp mezarlığındaki babası Mahmut Celaleddin Paşa’nın kabri yanına defnedildi. Eserleri: “Teşebbüs-ü Şahsi ve Tevsi-i Mezuniyet Hakkında Bir İzah.” (1908) “Teşebbüs-ü Şahsi ve Adem-i Merkeziyet Hakkında İkinci Bir İzah.” (1908) “Mesleğimiz Hakkında Üçüncü ve Son Bir İzah.” (1911) “Türkiye Nasıl Kurtarılabilir.” (1918)

3- Bediüzzaman, Emirdağ Lahikası, 426

4- Şener Boztaş, İstanbul Siyaseti, KÖPRÜ, Yaz 1994 / Sayı: 47

5- Bu konuda Bediüzzaman Said Nursi’nin Divan-ı Harb-i Örfî isimli eserindeki müdafaasını ve kitabın tamamını iyi okumak gerekir. (Bediüzzaman Said Nursi, Divân-ı Harb-i Örfi, Yeni Asya Neşriyat- İstanbul–1998)

6- Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası, 271

7- Bediüzzaman, Emirdağ Lâhikası, 271

8- Emirdağ Lahikası, 271

9- Emirdağ Lahikası, 271

10- Latif Salihoğlu, Ahrar Fırkası, Yeni ASYA, 18.09.2006

11- Emirdağ Lâhikası, 267

08.06.2007

E-Posta: malikaya33@hotmail.com


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (01.06.2007) - Günümüz demokrasi anlayışı

  (31.05.2007) - Siyasî hayatta ehven-i şer kuralı -2

  (30.05.2007) - Siyasî hayatta ehven-i şer kuralı (1)

  (27.05.2007) - İçtimâî hayat prensipleri

  (23.05.2007) - Demokrat kimdir?

  (20.05.2007) - Sosyal bilimler, toplum ve Bediüzzaman

  (17.05.2007) - İmanı güçlendiren ameller

  (12.05.2007) - Sosyal olmak

  (07.05.2007) - Arzunun fikre inkılâbı

  (01.05.2007) - Şefkat ve rikkat-i cinsiye

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN


 Son Dakika Haberleri
Kadın ve Aile Dergisi Çocuk Dergisi Gençlik Dergisi Fikir Dergisi
Ana Sayfa | Dünya | Haberler | Görüş | Lahika | Basından Seçmeler | Yazarlar
Copyright YeniAsya 2004