Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 13 Kasım 2007

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

İsmail BERK

“Bir ömür boyu Barla’da”



“Hayat ondülalıdır”sözünü duyduğumda, yeni bir tabirle karşılaşmanın verdiği farklılık, merak uyandırmıştı. Konuşmanın devam eden seyri hâlâ gözlerimin önünde. Apartman türü bir evin mütevazı salonunda, dar kenarın odaya hâkim noktasında salona hitap eden bir konuşmacı vardı.

Ders okuyordu. Akşam dersinin sıcaklığı içinde, bir beyefendi, ilk defa gördüğüm bir misafir, Risâleden bir bahis okuyordu. Münâzarâttan. Muhtemelen 1977 Urfa’sı. Bizim lise yıllarımız.

Üslûbu, terminolojisi, kavramları yorumlaması ve hitabetinde titrek sesin kendine has Anadolu sıcaklığı ile ortamı saran bir hal vardı. Şimdiki gibi hatırlarcasına tazeliğini koruyan bir etki bırakmıştı.

“Hayat ondülalıdır” demişti. Yani inişli çıkışlı. Çatı levhaları yapan ve ondüla markasıyla bilinen bir ürünün, matematik diliyle cosinüs eğrisi dediğimiz yarım daire gidip artan ve azalan fonksiyonlarda bir seyirde, üst ve alt sınırları içinde değişken bir hayattan bahsetmişti.

Her “Hayat ondülalıdır” ifadesi zihnime nüksettikçe, muhterem ağabeyimi hatırlar, kastettiği mânâların teknik bir tabirle sosyal hayata getirdiği bakış açısını düşünürüm.

Yetmişli yıllarda nur kervanının entelektüel profiliydi. Bürokrattı. Üst düzey yöneticilik görevlerinde bulunmuştu. Batman’da Türkiye Petrollerinde çalışırken, bildiğim kadarıyla Mehmet Uçar ve o günün müşterek ruhunu taşıyanların sıcak münasebetiyle nurlarla tanışmış ve içindeki nuranîlik bütün hayatına ilham olmuştu. Bu ilhamını, bazen şiir diliyle destanlaşan mısralara dökerdi. Bunlardan biri;

“Tepelice çama çıktım,

Gelincik dağına baktım,

Mümkün olsa kalacaktım,

Bir ömür boyu Barla’da” şeklinde devam eden eseridir.

Her nur talebesinin dillendirdiği, nağmelerle gönül teline dokundurduğu bu parça, bestecilere de heyecan ve san’at kalitesi katmıştır. Bu parça, o müdrik ağabeyimin his dünyasını ve entelektüel sermayesiyle birlikte Üstad’la hem hal olmuş ruh dünyasını ele verir.

Kayseri’nin evlâdıydı. İç Anadolu’dan aldığı kültürü, Doğu hizmeti ile yeni bir senteze dönüştürmüştü. Ankara hayatında ise bunu sosyal ve siyasî zeminde hizmet etme tecrübesine dönüştürmüştü.

Sohbeti tatlı, yaşadığı olayların yorumunda paylaşımcı ve konuşmasının güleç anlarında tebessümün müşfik yanını hissettiren bir ağabeydi.

Rahmetli olan muhtereme eşi uzun süre rahatsızdı. Hemdert olunabilecek ortak bir sorumlulukta buluşmanın verdiği birbirini anlama kıvamında, her sorduğumda, mukabil hassasiyetle, evdeki hastamızı sorardı.

Hayat rehberi olabilecek fikirlerini paylaşırdı. Yaşının verdiği olgunlukla rahatlatıcı bir sohbet zevki verirdi. Zaman zaman telefon açıp hayata dair tavsiyelerde bulunması, müdakkik bir nazarla şefkatli bir müzakere zemininde meseleleri tahlil yeteneğinin kendisine bahşettiği ayrı bir hususiyetiydi.

Şükür ki, ikinci ve üçüncü kuşakta nurun müdafii olabilecek bir neslin devamına muvaffak olmuş. Onlar bugün onunla, onun yaşatmak istediği dâvâsıyla meşguller.

Geçtiğimiz Pazar, Bursa’da damadı Orhan Beye Hilmi Doğan Ağabeyi sorduğumda, sağlığının oldukça kritik bir sürece girdiğini öğrendim.

Melek misal bir halde. Yoğun bakımda. Çınar bir insanın istikamet üzere, manevî temizlenmenin ve ahiret mükâfatının fazlasıyla cennetle inşaallah tebdil olunacak bir sevap ve sabır imtihanında olduğunu öğrendik.

Teessürî bir hal, dünyanın faniliği, hayatın zevale mahkûm gidişatı ve ebedül abad yolculuğunun hüsnü hatime safhasında bu dünyaya veda etmenin ders veren mesajları aklıma doldu birden...

Allah’tan şifalar dileyerek ve duâmızı en kalbi bir süreklilikle Hilmi Ağabeyimize göndererek, acil şifalar temenni ediyoruz. Fedakâr aile fertlerini bu ulvî hizmetlerinde kutluyoruz.

“Bir ömür boyu Barla” yaşadı. O ruhu korudu.

Hilmi Ağabey, duâmız sizinle. Her anınız duâ ile şifa olsun inşaallah.

13.11.2007

E-Posta: [email protected].


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (12.11.2007) - İlerleme raporu

  (11.11.2007) - İkindi olmak

  (08.11.2007) - Türkiye'nin istidadı

  (07.11.2007) - Bediüzzaman’da Türk-Kürt kardeşliği

  (06.11.2007) - Muhabbet fedaileri

  (05.11.2007) - Şefkat, ırkçılığı çözer

  (04.11.2007) - Yatsıya kalmak

  (01.11.2007) - Güneydoğu’yu anlamak

  (31.10.2007) - Osmanlı'yı öğrenmek

  (30.10.2007) - Güneydoğu meselesi

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Raşit YÜCEL

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri