Click Here!
      "Gerçekten" haber verir 16 Şubat 2008

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
okurhatti@yeniasya.com.tr
adresine bekliyoruz.
 

M. Latif SALİHOĞLU

Korkuların sebebi



Huzur ve güvenden ziyade korkular, vehimler sardı her yanı.

Zihinlerde cevaplardan çok, sorular karıncalanıp duruyor.

Bu da gösteriyor ki, orta yerde bir idrak, kapasite ve yönetim zaafiyeti var.

Evet, zaafın olmadığı yerde, ne vehimler meydan alır, ne de zihinleri artan suâller meşgul edip durur.

* * *

Başörtüsü meselesinin gayr–ı fıtrî ve gayr–ı nizami bir şekilde Meclis gündemine taşınması ve akabinde yaşanan elektrikli, gerilim yüklü gelişmeler, esasında çatışmaya meyyal her iki tarafın tabanına bir takım vehimler, korkular pompalamış durumda.

Yasakçı taraf diyor ki:

Bu kànun her ihtimale karşı kabul edilir ve uygulanırsa, hayat bizim için zindan olur. Baskılar artacak ve iş bu kadarlıkla sınırlı kalmayarak, çekişme/didişme sosyal hayatın her tarafında yaygınlık kazanacak.

Mağdurlar da diyor ki:

Korkarız, mağduriyetimiz bundan sonra artarak devam edecek. Zira, değişiklik yapılan kànun hakkındaki nihaî durum henüz belli değil. Ya bir şekilde reddedilir veya uygulama dışı bırakılırsa, yasakçılar bunu kazanılmış bir zafer gibi görecek ve baskıları daha da şiddetlendirme yoluna gidecek. İhtimal ki, yıllardır süregelen kavgalar, daha da büyümeye yüz tutacak.

* * *

Evet, ne yazık ki, toplumun büyük bir kesimini buna benzer korku ve endişe bulutları sarıp sarmalamış durumda.

Hakikaten ortada tam bir belirsizlik hakim. Kimse, bundan sonra neler olacağını kestiremiyor.

Bizim de en büyük endişemiz, mütedeyyin kesimde tahrik edilen ümit ve beklentilerin boşa çıkartılması, dolayısıyla bir kez daha canlandırılan şevk, ümit ve morallerin bir "toptan kırılma"ya mâruz kalmasıdır.

Maalesef, geçmişte ve hatta yakın mâzide de bu tür hallere şahit olduk.

Bir menfî gelişmeyi asla temenni etmiyoruz; ancak, ortadaki tabloya ve gidişata bakarak, kendi kendimizi aldatacak kadar da iyimser olamıyoruz.

GÜNÜN TARİHİ 17 Şubat 1926

Mecelle yerine ithal (me)denî kànunlar

Adalet Komisyonu tarafından Meclis'e "olduğu gibi" getirilen İsviçre Medenî Kânunu, "Türk Medenî Kânunu" ismiyle oylanarak kabul edildi.

Böylelikle, İslâm hukukuna göre hazırlanan ve Osmanlı'dan Cumhuriyet'e tevârüs eden Mecelle, yürürlülükten kaldırılmış oldu.

Medenî Kànundan sonra Borçlar Kànunu, Ceza Kànunu, Mülkiyet Kànunu ve diğer Avrupaî kànunlar, tek partili Meclis tarafından bir bir kabul edilerek tatbik sahasına konuldu.

* * *

Ahmed Cevdet Paşanın başkanlığında uzun yıllar ve büyük çabalar neticesi hazırlanan Mecelle, herşeye rağmen yerliydi, bize ait idi.

Avrupa'dan olduğu gibi ithal edilen "mim"siz medeniyetin kànunları ise, adı üstünde Avrupa'nın malıdır. Dolayısıyla, bize göre yabanî ve ecnebi kaynaklıdır.

Ne var ki, Osmanlı'ya ve hatta İslâma ait ne varsa, bunların tamamını terk ve reddetme temayülünde olan tek parti hükümetleri, ecdadımızın bin bir zahmet ve müşkilâtla vücuda getirmiş olduğu Mecelle–i Ahkâm–ı Adliye de, hemen ilk fırsatta terk edilerek hükümleri devre dışı edilmeye çalışıldı.

* * *

Bugün Türkiye'nin AB üyesi olmasına karşı çıkan ve kamuoyunda "ulusalcı" diye bilinen cereyanın mensupları, yakın tarihimizde yaşanmış keskin değişim karşısında tam bir çelişki içindedirler.

Güyâ ulusalcı, yahut milliyetçidirler. Güyâ Avrupa'ya karşı "yerli"yi savunuyorlar.

Buna rağmen, onlar yerli Mecelle'yi berhava eden 82 yıl önceki yüzde yüz Avrupaî kànunlara bugün sahip çıkıyorlar ve kimseyi, hatta AB üyelerini bile dokundurtmuyorlar.

Ne tuhaf bir çelişki değil mi?

* * *

Öte yandan, bizim tâ yıllar önce Avrupa'dan gümrüksüz şekilde ithal ettiğimiz kànunların pekçoğu, bugün itibariyle Avrupa ülkelerinin çoğu tarafından terk edilmiş durumda.

Hatta, denilebilir ki, AB'nin Türkiye'den istediği "uyum yasaları"nın önemli bir kısmı, 1926'da ithal ettiğimiz Avrupaî kànunlardan ziyade kendi öz malımız olan Mecelle'ye daha yakın duruyor.

Dolayısıyla, AB normlarına ve Türkiye'nin AB üyeliğine karşı çıkanların çoğu, esasında bilerek veya bilmeyerek kendi malımız olan Mecelle'ye karşıdırlar. Mecelle'ye karşı, ama Avrupa'nın köhnemiş (me)denî kànunlarını sahipleniyorlar.

Bu durum karşısında, şunu söylemeden edemiyor insan: Hey felek hey! Nasıl oldu da, çarkların bu derece tersine döndü?

16.02.2008

E-Posta: latif@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (14.02.2008) - Hilâfeti kaldırma çabaları

  (13.02.2008) - Şahıs velî, dâhî olsa bile...

  (12.02.2008) - Siyaset ve şahsiyet farkı

  (11.02.2008) - Hasmı kadar meddahı da çok Sultan Abdülhamid'in

  (09.02.2008) - Küresel terör: Nikotin

  (08.02.2008) - Açık yara adam öldürmez

  (07.02.2008) - Yasakçı gelenek zorda

  (06.02.2008) - Mağduriyet, din ve hukuk

  (05.02.2008) - Millî gelir

  (04.02.2008) - Siyasetin gölgesinde kalmadan...

 

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdurrahman ŞEN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hülya KARTAL

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Hüseyin YILMAZ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Murat ÇİFTKAYA

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Nurettin HUYUT

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet Bayri FİDAN

  Sami CEBECİ

  Sena DEMİR

  Serdar MURAT

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin Uçal ABDULLAH

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Zeynep GÜVENÇ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT


 Son Dakika Haberleri