"Gerçekten" haber verir 28 Ağustos 2008
Anasayfam Yap | Sık Kullanılanlara Ekle | Reklam | Künye | Abone Formu | İletişim
ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET ve ŞÛRÂDIR

Eski tarihli sayılar

Görüş, teklif ve
eleştirilerinizi
[email protected]
adresine bekliyoruz.
 

Kazım GÜLEÇYÜZ

Milliyetçilik ve AB



AKP iktidarı dört yıla yakın bir zamandır fasıla verdiği AB reformlarını nihayet gündemine aldı. 3. Ulusal Program taslağı Bakanlar Kurulundan geçti, partilerle ilgili kurumların görüşüne sunulacak.

Programın muhtevasıyla ilgili olarak henüz tam ve detaylı bilgiye sahip değiliz. Şu aşamada kapalı devre sistemiyle yürüyen bilgilendirme ve görüşmelerin ardından son şekli verilip kitaplaşarak kamuoyuna açıklandığı zaman göreceğiz.

Ama sızan bilgiler de fikir verir nitelikte.

Bunlardan biri, programın “giriş” bölümünde yer aldığı ifade edilen şu cümlelerde görülüyor:

“Cumhuriyetin dayandığı temel ilkeler ve Atatürk milliyetçiliğine bağlı, ulusal bütünlük içinde, bilgi çağını yakalamış, güçlü ve refah içinde yaşayan, insan haklarına saygılı, çağdaş, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olmak, geçmiş ve gelecek kuşaklara karşı tarihî ve ebedî bir sorumluluktur. ...AB üyeliğimiz, Cumhuriyetimizin kuruluş felsefesi ve Atatürk’ün ulusumuz için belirlemiş olduğu çağdaş uygarlıkla bütünleşme ülküsüyle bire bir örtüşmektedir.”

Bu iki cümleden ilki, anayasanın ikinci maddesine bir-iki ilâve yapılarak oluşturulmuş. Ve tarifte öngörülen devlet şekli olmanın, “geçmiş ve gelecek kuşaklara karşı tarihî ve ebedî bir sorumluluk” olduğu gibi hamasî bir hüküm cümlesi haline getirilmiş. Ancak tarifteki unsurların çok çelişkili olması bu hükmü havada bırakıyor.

Bir defa, en başta “cumhuriyetin dayandığı temel ilkeler”den söz ediliyor, ama bunların neler olduğu belli değil. Böyle olunca, bahsedilen devlet tanımı, daha ilk satırda boşluğa düşüyor.

Ardından gelen “Atatürk milliyetçiliğine bağlı” ifadesi de son derece problemli. Bu sözle ne ifade edilmek isteniyor? Milliyetçilik gibi hele şu çağda daha da tartışmalı hale gelen bir kavramın, üstelik bir kişiye izafe edilerek bağlayıcı bir kriter haline getirilmesi kabul edilebilir mi?

Demirel, Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı için “şoven” nitelemesini kullanmıştı (Köprü, Eylül-1988; İslâm Demokrasi Laiklik, s. 143). Böyle bir anlayışı 21. yüzyıl Türkiyesi için belirleyici bir kriter olarak göstermenin mantığı ve izahı ne?

Hukukî bir açıklaması da bulunmayan Atatürk milliyetçiliği, ulusal programın girişinde geçtiği yerin hemen ardından gelen sözde ifade edildiği gibi “ulusal bütünlüğü” sağlayabilmiş olsaydı, meselâ PKK-terör-Kürt sorunu yaşanır mıydı?

Bediüzzaman, 20. yüzyılın ilk yarısında yazdığı bir bahiste “Bir asır evvel milliyet asrı olabilirdi. Şu asır unsuriyet asrı değil. Unsuriyet asrı geçiyor” ikazında bulunmuştu. (Mektubat, s.. 424)

Şimdi 21. yüzyıldayız ve bu tesbitin yapıldığı tarihin üzerinden üç çeyrek asır gibi bir zaman geçmiş bulunuyor. Ama ne gariptir ki, böyle bir dönemde, kişiye izafe edilmesi cihetiyle de dünyada başkaca örneği bulunmayan bir kavram, hâlâ belirleyici bir kriter olarak dayatılabiliyor.

Hem de AB’ye hazırlık kapsamında ortaya konulan temel bir belgede. O AB ki, varlığını, iki asır önce beşiklik edip dünyanın diğer bölgelerine ve özellikle İslâm dünyasına ihraç ettiği milliyetçilik ideolojisini bırakarak, millî sınırları dahi kaldıracak bir müştereklik anlayışına gelmiş olmasına borçlu. Ve Türkiye hem o birliğe dahil olmak istiyor, hem de kişi adına izafe edilen bir milliyetçilikten vazgeçmeye bir türlü yaşaşmıyor!

Bu yaklaşımın, yine ulusal programın girişinde yer verilen ifadelerden biri olarak “çağdaşlık”la da uzaktan yakından en küçük bir alâkası olabilir mi? Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu!

AKP hükümeti, özellikle kapatma dâvâsında verilen kararın içerdiği ağır ihtarı dikkate alıp, anayasada da yer alan bu çağ ve hukuk dışı kavramı ulusal programa taşımak suretiyle, mâlûm cenaha mâlûm mesajları vermek istemiş olabilir.

Ama anayasadaki varlığı dahi AB sürecinde yol almamıza ciddî engel oluşturan bir ibareyi ulusal programda tekrarlamanın, hiçbir şekilde mazur görülüp savunulabilecek bir tarafı yok...

28.08.2008

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (27.08.2008) - “Unutulan” taahhüt

  (26.08.2008) - AB’ye dönüş?

  (24.08.2008) - Kuraklık ve Nurcular

  (23.08.2008) - Nerede hakkın hatırı?

  (22.08.2008) - Darbecinin sonu

  (21.08.2008) - Asker ve irtica

  (20.08.2008) - TSK'da farklı süreç

  (19.08.2008) - Çelik korse

  (02.08.2008) - TAHLİL

  (01.08.2008) - Ölüm ve sıtma

 
GAZETE 1.SAYFA

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Davut ŞAHİN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  Kemal BENEK

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mahmut NEDİM

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Mustafa ÖZCAN

  Nejat EREN

  Nimetullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Raşit YÜCEL

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Site yöneticisi | Editör
Yeni Asya Gazetesi Gülbahar Cd. Günay Sk. No.4 Güneşli-İSTANBUL T:0212 655 88 59 F:0212 515 67 62 | © Copyright YeniAsya 2008.Tüm hakları Saklıdır