08 Eylül 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Kazım GÜLEÇYÜZ

Adem-i merkeziyet


A+ | A-

Osmanlıda hürriyet hareketlerinin yayıldığı dönemde istibdattan kurtuluş çaresi olarak ortaya atılan formüllerden biri de Prens Sabahaddin Beyin “adem-i merkeziyet” fikriydi. Merkezi pençesine alıp her tarafa sirayet eden istibdadı aşmak için, asırlarca aynı çatı altında yaşamış farklı unsurlar üzerindeki merkezî otoritenin kaldırılmasını öngören bu formül ilk bakışta mâkul ve cazip gibi görünüyordu.

Ama Said Nursî’ye göre işin aslı öyle değildi. İstibdat uygulamaları sebebiyle merkeze duyulan nefretin had safhaya ulaştığı bir ortamda böyle bir teklifin tatbiki halinde, ayrılıp kopmaya hazır unsurlar Osmanlı ve meşrûtiyet perdesini yırtarak önce muhtariyet, sonra istiklâliyet ve sonra da tavaif-i mülûk aşamalarına geçip, tarihte Abbasî devletinin yıkılmasından sonra oluşan birbiriyle kavgalı çok sayıda küçük beyliklere benzer şekilde darmadağın hale gelecek, aralarındaki dengesizlik sebebiyle güçlü olanlar diğerlerini istilâ edip ezmeye kalkışacak ve sonuçta ortaya çıkacak tablo, hürriyetin getirdiği kazanımları berhava edecek bir vahşet ve keşmekeş manzarası çizecekti.

Bu tablonun dehşetini, on üç asır önce ölmüş asabiyet-i cahiliyenin ihyası, fitnenin uyandırılması ve istikbal semamızdaki cennetin cehenneme çevrilmesi gibi ifadelerle tasvir ediyor Bediüzzaman.

Ona göre, adem-i merkeziyet, Almanya gibi gelişmişlik seviyesi bir medenî toplumlarda herhangi bir mahzur doğurmadan uygulanabilir, ama bizde seviye bir olmadığı için, şu şartlarda tatbiki böylesi tehlike ve sakıncalara yol açar.

(Bediüzzaman, “Fikirleri karıştırıp hürriyet ve meşrûtiyeti takdir etmeyenler kimlerdir?” sualine cevap verirken, bunlar arasında “beylik veya tavaif-i mülûk mukaddemesi (başlangıcı) olan muhtariyet veya istibdad-ı mutlak mânâsında bir cumhuriyet gibi gayri mâkul fikirlerde bulunan”ları da zikrederek, işin bir diğer önemli boyutuna dikkat çekiyor. {Münâzarât, Eski Said Dönemi Eserleri, s. 229})

Ve böyle neticelere meydan vermektense, yapılması gereken, merkeze ârız olan ve millî birliği de engelleyen istibdat zehirini ve onun tetiklediği ayrılıkçı emelleri izale edip durdurmak; bunun için de, milleti oluşturan fertler arasındaki sevgi bağlarını güçlendirip, ittifak ve ittihad-ı millî rabıtalarını tahkim edecek politikalar uygulamaktır.

Bu meyanda, her kavmin bekasının temel ve dayanağını oluşturan millî âdetlerine, lisanına ve fikir yapısına uygun teşebbüslere girişmek, hükümetin öncelikle yapması gereken işlerdendir.

Ve bunlar öyle bir şekilde uygulamaya konulmalıdır ki, asırlarca aynı merkeze sadakatle bağlı olarak yaşamış kavimler arasında medeniyet ve kalkınma makinasının buharı hükmündeki müsabakayı netice verecek müsbet ve yapıcı bir rekabet başlasın.

Demek ki, çözüm, merkezdeki istibdadı kaldırıp, idaresi altındaki her unsuru ve her bir ferdi sevgi ve şefkatle kucaklayan, kimseyi haksız şekilde kayırmayan ve kimseyi de dışlayıp mağdur etmeyen bir hizmet devleti anlayışının hayata geçirilmesi; bu politikalar uygulamaya konulurken millî âdet ve geleneklerin dikkate alınması; yerel dillerin ihmal edilmemesi; farklı mizaç ve psikolojilerin gözetilmesi gibi prensiplere dikkat ve hassasiyetle riayet edilmesini gerektiriyor.

Yani, tam ve eksiksiz bir demokrasiyi, hukuku, hizmetkâr devlet anlayışını…

Samimî sevgi hislerine dayalı güçlü bir millî birliğin sağlanması, devletin bu esaslara uygun şekilde yapılandırılmasına ve işlemesine bağlı.

Böyle bir millî birliğin dayanacağı sağlam temeli de Said Nursî, Prens Sabahaddin’e verdiği cevabın son cümlelerinde şöyle ifade ediyor:

“Biz ki ekseriz (çoğunluğuz), muvahhidiz (tevhide inanmışız); tevhidle mükellef olduğumuz gibi, ittihadı tesis edecek muhabbet-i millî ile muvazzafız. Eğer unsur (milliyet) lâzım ise, unsur için bize İslâmiyet kâfidir.” (Nutuk, Eski Said Dönemi Eserleri, s. 183-4)

Sonuç: Yüz senedir bu esaslardan uzaklaşıldığı ve bunlara aykırı hareket edildiği için, mâlûm sorunlar ortaya çıktı. O esaslara hâlâ uzak durulduğu, gayri fıtrî ve gayri insanî “çözüm”lerde ısrar edildiği için de bir türlü gerçek çözüme ulaşılamıyor...

08.09.2009

E-Posta: [email protected]


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (06.09.2009) - Üstadın Ramazan’ları

  (05.09.2009) - Ayrılıkçılığa karşı

  (04.09.2009) - Asırlık gecikme

  (03.09.2009) - Özgün proje

  (02.09.2009) - Millî birlik ve demokrasi

  (01.09.2009) - Türk-Kürt kardeşliği

  (30.08.2009) - Ramazan’da Risale-i Nur

  (29.08.2009) - Bölünmez bütünlük

  (28.08.2009) - Kalplere ve akıllara hitap

  (27.08.2009) - Asıl olan, ikna

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nurullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.