08 Eylül 2009 ASYA'NIN BAHTININ MİFTAHI , MEŞVERET VE ŞÛRÂDIR İletişim Künye Abonelik Reklam Bugünkü YeniAsya!

Eski tarihli sayılar

Günün Karikatürü
Gün Gün Tarih
Dergilerimiz

Ahmet DURSUN

Hasm-ı hakikî Hasm-ı hakikî


A+ | A-

“Hiçbir acı cehaletten daha fazla zahmet verici değildir.” Hz Ali’ye atfedilen bu söz Türkiye’nin birkaç asırdır ta yüreğinde hissettiği, yaşayageldiği acıların kaynağına işaret etmekte. Osmanlı’dan miras kalanlar da dahil, bugün içinden bir türlü çıkamadığımız meselelerin özünde de aynı olgu yatmaktadır. Orhan Veli nasırından, biz cehaletimizden çektik, ne çektiysek.

Mehmet Akif’in “Ey hasm-ı hakiki seni öldürmeli evvel!/ Sensin bize düşmanları üstün çıkaran el”dediği cehalet gerçekten de bizim gerçek düşmanımızdır. Bu düşman sayesinde birbirimize düştük, bu düşmanın kışkırtmasıyla bir imparatorluğu çökerttik, bu düşman yüzünden değerlerimizi yitirdik, bu düşmanla birlikte Allah’a sırt çevirdik, kitapsız Müslümanlara dönüştük. Bunu da yine Akif’in “Bu kadar cehalet ancak tahsille mümkündür” diyerek işaret ettiği okumuş cahillerle yaptık.

Cehalet, Bediüzzaman’ın da şikâyet ettiği büyük düşmanlardandır. O, üç büyük düşmandan birincisi olarak zikreder cehaleti. Bediüzzaman’ın gözünde cehalet bizim baş hastalığımızdır ve özgürlükleri, adaleti, hak ve hukuku ifade eden meşrutiyeti korkutan bir ejderha, aşılması zor bir bataklık, istibdadı doğuran bir silâhtır. “Din öldürülecek” meş’um kararıyla yola çıkarak Türk modernleşmesini din dışılık sacayağına oturtanların çok rahat ve etkili kullandıkları bir silâh. “Millet cehâletle hukukunu bilmezse, ehl-i hamiyeti dahi müstebit eder” sözünü doğrulayan bir silâh.

Goethe’nin dediği gibi; eylem halindeki cehaletten, daha korkunç ne olabilir ki? Bu cehalet en çok “yükseldik sanıyorlar alçaldıkça tabana” mısraına masadak akıllıların işine yaramıştı. Ezanlar sustu, Mevlânın adı fezalardan silindi, yeni bir akla büründük, çağdaşlaştık. Kucağımızda Kürt sorununa rahmet okutacak bir dizi mesele; ne gam! Bu meseleler karşısındaki akıl tutulmamızın ifade ettiği anlam ise, cehaletin farklı bir kategorisinde saklı. Denilir ki; bir şey bilmeyen cahil, bilmediğini bilmeyen de kara cahildir. Asıl cehalet de budur. Biz daha çok ikincisine yakışıyoruz. Sorunlar karşısında herkes âlim. Ne teşhis, ne metod!

Bugün Türkiye’nin her alanda yaşadığı sıkıntıları fiilî bir kara cehaletle çözme akıllılığını gösteriyoruz. Tarihî bir süreç içerisinde değerlendirilmesi gerekirken, son yirmi beş yıla ve teröre endekslediğimiz Kürt sorununda böyle davranıyoruz. Bir inancın gereğini, en temel bir insan hakkını, genç kızlarımızın saçını rejim meselesi haline getirip onu çözümsüz kılarken ve bu meseleyi çözüm adına takip edilen yolda da göstermiştik bu allameliğimizi. Gençlerimizin derin bir boşlukta boğulduğunu görmezden gelerek, onları kurtarmak adına o boşluğa yuvarlamak için yaptıklarımız da yüksek ilmimizin bir eseriydi. Eğitim sistemimiz sistemli bir cehaletin kurbanı. İnsanımız, gençlerimizin hayalleri, bir ülkenin geleceği…

Cahillerin ihaneti onulmaz yaralar açtı. Bediüzzaman’ın cehalet hastalığına karşı önerdiği ‘marifet’ de bu hastalığın kurbanı oldu. Gönül sızısından anlamayan, kuru, maneviyattan yoksun, Allah’ın adını andırmayan sığ bir eğitim anlayışının ‘marifet’ olduğu sanıldı. Marifetin anlamı “İlim kendin bilmektir” mısraındaydı oysa. Öz değerlerinden yoksun, tarihini düzmece hainlere kurban etmiş, sahte kahramanlarını baş tacı etmiş, kendini, dinini, yaradanını öğrenmeyi engellemiş bir anlayışla yükselmeyi sanmak mı marifettir? Sevmeyi unutturmuş, merhameti ortadan kaldırmış, gönülleri karalamış; paylaşmayı, bölüşmeyi, kardeşliği unutturmuş bir birliktelik anlayışıyla ‘misak-ı milli’yi koruyacağını ummak mı marifettir? Ötekileştirmeyi, yaftalamayı, hakareti, hakkı çiğnemeyi, hukuku yok saymayı siyaset anlayışı haline getirerek bütünleşmeye çalışmak mı marifettir?

Hasılı, bizde marifet çok. Bunların ilim anlayışı da başka bir marifet. “İlim insandan cehalet alır, eşeklik baki kalır” tarzında. E, böyle olunca da semer vuran çok oluyor tabii.

08.09.2009

E-Posta: adursun@yeniasya.com.tr


 
Sayfa Başı  Yazıcıya uyarla  Arkadaşıma gönder  Geri


Önceki Yazıları

  (01.09.2009) - Ben devletim

  (25.08.2009) - Ramazan fotoğrafı

  (18.08.2009) - Yol haritası

  (11.08.2009) - Kürt açılımı

  (04.08.2009) - Şeytanın avukatlığı

  (28.07.2009) - Eğitimsiz eğitim yahut ihanetin bir başka boyutu

  (21.07.2009) - Bize neler olmuş?

  (23.06.2009) - Buraya kadar

  (16.06.2009) - Hayır, böyle olmayacak!

  (09.06.2009) - Hangi Türkçe?

Bütün yazılar

YAZARLAR

  Abdil YILDIRIM

  Abdullah ERAÇIKBAŞ

  Ahmet ARICAN

  Ahmet DURSUN

  Ahmet ÖZDEMİR

  Ali FERŞADOĞLU

  Ali OKTAY

  Atike ÖZER

  Cevat ÇAKIR

  Cevher İLHAN

  Elmira AKHMETOVA

  Fahri UTKAN

  Faruk ÇAKIR

  Fatma Nur ZENGİN

  Gökçe OK

  Gültekin AVCI

  H. Hüseyin KEMAL

  H. İbrahim CAN

  Habib FİDAN

  Hakan YALMAN

  Halil USLU

  Hasan GÜNEŞ

  Hasan YÜKSELTEN

  Hüseyin EREN

  Hüseyin GÜLTEKİN

  Kadir AKBAŞ

  Kazım GÜLEÇYÜZ

  M. Ali KAYA

  M. Latif SALİHOĞLU

  Mehmet C. GÖKÇE

  Mehmet KAPLAN

  Mehmet KARA

  Mehtap YILDIRIM

  Meryem TORTUK

  Mikail YAPRAK

  Murat ÇETİN

  Nejat EREN

  Nurullah AKAY

  Osman GÖKMEN

  Osman ZENGİN

  Raşit YÜCEL

  Recep TAŞCI

  Rifat OKYAY

  Robert MİRANDA

  Ruhan ASYA

  S. Bahattin YAŞAR

  Saadet BAYRİ

  Saadet TOPUZ

  Said HAFIZOĞLU

  Sami CEBECİ

  Selim GÜNDÜZALP

  Semra ULAŞ

  Suna DURMAZ

  Süleyman KÖSMENE

  Umut YAVUZ

  Vehbi HORASANLI

  Yasemin GÜLEÇYÜZ

  Yasemin YAŞAR

  Yeni Asyadan Size

  Zafer AKGÜL

  Ümit KIZILTEPE

  İbrahim KAYGUSUZ

  İslam YAŞAR

  İsmail BERK

  İsmail TEZER

  Şaban DÖĞEN

  Şükrü BULUT

Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Mehmet Kutlular’ın STV Haber’deki programını izlemek için tıklayın.
Dergilerimize abone olmak için tıklayın.
Hava Durumu
Yeni Asya Gazetesi, Yeni Asya Medya Grubu Yayın Organıdır.