Takriz mektubunda Büyük Mehdî’nin dört vazifesi sayıldığı halde üçü izah edilmiş, cihad vazifesine temas edilmemiş.
Çünkü mektup tahminen 1940’lı yıllarda yazıldığı düşünüldüğünde; Bediüzzaman’ın Üçüncü Said dönemi 1949’da başladığından siyasî vazifenin tekmil dönemi gelmediği için cihad vazifesine de temas edilmediği görülüyor.
Bediüzzaman’ın Üçüncü Said dönemi Afyon hapsinden sonra başlar. Bunu teyid eden yer Tarihçe-i Hayat’ta şöyledir: “Afyon hapsinden sonra Üstad kendi tabirince bir nevi Üçüncü Said olarak görünüyordu.”1 Bediüzaman’ın Üçüncü Said dönemine geçtiğini belirten başka bir mektup da Şualar’da geçer. “Makam-ı iddianın asılsız isnad ettiği suçlar, siz de bilirsiniz ki, yok; beni cezalandırmaz. Fakat beni manen cezalandıracak, vazife-i hakikiyeye karşı büyük kusurlarım var. Eğer sormak münasipse, sorunuz, cevap vereyim. Evet, büyük kusurlarımdan birtek suçum: Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi, dünyaya bakmadığım için yapmadığımdan, hakikat noktasında affolunmaz bir suç olduğuna ve bilmemek bana bir özür teşkil edemediğine, şimdi bu Afyon hapsinde kanaatim geldi.”2
O halde Bediüzzaman’ın Eski Said ile Yeni Said’in mezcini ifade eden Üçüncü Said dönemi 1949’dan 1960’a kadar devre-i hayatına bakar. Üçüncü Said’de Bediüzzaman ne Eski Said, ne de Yeni Said’dir. Üçüncü Said, Risale-i Nur’un tekmil-i izahı, haşiyelerle beyanı, vatan ve millet ve din namına mükellef olunan büyük bir vazifenin, dünyaya bakmadığı için yapılamadığından tamamlanması dönemidir. Bediüzzaman’ın “Madem Arabîce altmış dörde(1364/1948) girdik, işaret-i gaybiye3 gelmesiyle Risale-i Nur tekemmül etmiş olur. Eğer Rumî tarihi olsa, daha iki4 senemiz var. Demek birkaç mertebede kapı açıktır; bizlere daha iyi tetimmeler yazdırılabilir.”5 Bu mektup’tan sonra hakikaten o açık denen kapıdan yeni tetimmeler, mektuplar ve Eski Said dönemi telif edilen eserlerin Risale-i Nur’a dahil edilmesi vazifesi devam etmiş. Hususan “Biz Kur’ân hizmetkârları ve Nurcular, evvelki iki cereyana karşı daima Kur’ân hakikatlerini muhafazaya çalışmışız. Mümkün olduğu kadar dünyaya ve siyasete bakmamaya mesleğimiz bizi mecbur ediyormuş. Şimdi mecburiyetle bakmaya lüzum oldu.”6 tespitleri Üçüncü Said’in “Vatan ve millet ve din namına mükellef olduğum büyük bir vazifeyi…” dediği siyasî vazifeyi “büyük kusurla- rımdan birtek suçum” olarak belirttiği için yaptığını görüyoruz.
Neticeye gelecek olursak. Takriz mektubunda “Üçüncü Said niçin yok?” suali pek de makul görünmüyor. Çünkü Takriz mektubu Bediüzzaman’ın İkinci Said devresinde kaleme alınmış. Yıl ise geniş manada 1936-1943 arası, tahminen 1940’lı yıllar. Demek daha Risale-i Nur, işaret-i gaybiye ile 1364/1948’e gelinmediği için tekemmül etmemiş. Onun için de Üçüncü Said ile cihad âlemindeki vazifeler Takriz mektubunun yazılmasından sonra tekemmül edecek. Zaten öyle de olmuş. Cihad vazifesi için Emirdağ Lahikası son mektupta “Çünkü asıl mesele bu zamanın cihad-ı manevîsidir… Hariçteki cihad başka, dâhildeki cihad başkadır. Dâhildeki hareket, müsbet bir şekilde manevî tahribata karşı manevî, ihlâs sırrıyla hareket etmektir.”7 cümleleri dahilde maddî cihada Kur’ân’ın izin vermediği, hâricî tecavüze karşı kuvvetle mukabele edilip maddî cihad yapılacağı açıkça izah edilir. Cihad-ı manevî vazifesi ise ilim, fikir, bürhan, delil ve dua gibi manevî yollarla müsbet iman hizmetini ihtiva eder.
Dipnotlar
1- Tarihçe-i Hayat, s. 625.
2- Şualar, s. 422.
3- Hz. Ali’nin Risale-i Nur 1364’te tekemmül eder işareti.
4- Demek bu mektup 1946’da yazılmış.
5- Emirdağ Lâhikası-I, s. 70.
6- Emirdağ Lâhikası-II, s. 537.
7- Age., s. 575.