Mehmet Kutlular Ağabey, hayatı boyunca inandığı davasına sadâkatiyle temayüz etmiş müstesna bir nur talebesidir.
Onun davası, Bediüzzaman Said Nursî’nin telif ettiği Risale-i Nur’a hizmet etmekle geçmiştir. Kutlular Ağabey, Risale-i Nur davasını sadece sözle değil, hayatının her safhasında fiilen yaşamış ve temsil etmiştir. Hususan en zor ve çalkantılı zamanlarda sergilediği kararlı duruşu, onun sadâkatinin en müşahhas delilidir. Baskılar, yargılamalar ve çeşitli şiddetli mânialara rağmen davasından zerre kadar geri adım atmaması, Risale-i Nur meslek ve meşrep prensiplerinden taviz vermemesi onun en mümeyyiz hususiyetleridir.
Yeni Asya Gazetesi çatısı altında yürüttüğü neşriyat hizmetleri ise bu sadâkatin en mühim tezahürlerinden biridir. Risale-i Nur’un geniş kitlelere ulaştırılması, iman ve hürriyet eksenli bir bakış açısının cemiyete kazandırılması için büyük bir gayret sarf etmiştir. Onun nazarında Risale-i Nur hizmeti, sadece ferdî bir sorumluluk değil; aynı zamanda cemiyete ait bir vazifedir.
Mehmet Kutlular ağabeyin davası; ihlâs, sadâkat, sebat, fedakârlık ve prensiplere bağlılık üzerine sürüp gelmiştir. O, şartlar ne olursa olsun çizgisini muhafaza eden, inandığı hakikatleri hayatının merkezine yerleştiren bir dava insanı olarak hafızalarda yerini almıştır.
Mehmet Kutlular ve meşveret hukuku
Meşveret noktasında hayatımda numune-i imtisal olacak, bizzat yaşadığım bir hadiseyi kayda geçirmek isterim. Şöyle: İkibinli yılların başıydı. Karadeniz Bölge meşveretindeyiz. İl, Doğu Karadeniz illerimizden birisi. Meşverete merhum Mehmet Kutlular Ağabey de davet edilmişti. Bölge meşvereti başladı, Kutlular ağabey meşvereti takip ediyor. Meşveret sekreteri gündem maddelerine geçince teklifler üzerinde görüşmeleri başlatıyor. Teklif hakkında söz alan temsilcilerin her fikrine, sekreter tarafından cevap veriliyor. Meşveret bu minval üzere devam ederken Muhterem Mehmet Kutlular Ağabey müdahale ediyor. “Kardeşim senin vazifen konuşanlara cevap vermek değil, müzâkerelerin seyrini takip edip temsilcilerin fikirlerini serbestçe ifade etmelerini sağlamaktır. Sen her konuşana müdahale ediyorsun, cevap yetiştiriyorsun. Bu senin vazifen değil. Herkes serbestçe fikrini söylesin, sonra sen de kendi fikrini beyan edebilirsin. Biz ayrılıkların bir kısmını bu tür problemlerden yaşadık. Burada fikrini serbest ve hür bir şekilde ifade edemeyen kişinin kafasında şüpheler başlar. O şüpheler birikir büyük bir problem olarak karşımıza çıkar. Meşveret zeminleri hür olmalı, herkes kendi fikirlerini serbestçe söyleyeceği bir yer olarak görmelidir.”
Hatırımda kaldığı kadarıyla bu minval üzere bir konuşma yapmıştı. Mehmet Kutlular Ağabeyin meşveret zemini, kişi hukuku ve hürriyeti konusunda yaptığı bu konuşma şahsım adına çok istifadeli ve hayat prensibi olarak alıp kabul ettiğim unutulmaz bir hatıra olarak zihnimde yerini almıştır. Vefat edeli beş sene oldu, onu rahmetle yâd ediyorum. Rabbim gani gani rahmet etsin. Mekânı Cennet olsun.
Mehmet Kutlular’dan hizmet düsturları
Zaman zaman Mehmet Kutlular Ağabey ile birebir sohbetlerimiz olurdu. Harika tespitler yapardı. Unutamadığım bir hizmet düsturu da şöyleydi. Kendisine mahal hizmetlerindeki problemler bahsedildiğinde şu unutulmaz ve hayat boyu bağlı kalınacak tavsiyesi şöyleydi:
“Bak kardeşim, eğer pervane elektriğe bağlı çalışıyorsa o pervaneye parmak sokmaya kimse cesaret edemez. Eğer pervane çalışmıyorsa oraya her el parmak sokabilir. Siz hizmeti çalıştırın yeter!”
Kendisine sorulan sorularda da şöyle derdi: ”Kardeşim, sizin elinizde Risale-i Nur yok mu? Siz Risale-i Nur okumuyor musunuz? Orada her şey yazıyor. Bu konuları bana soracağınıza Risale-i Nur’u okuyunuz.”
Bir keresinde konferans için davet etmiştik. Konferans saatine kadar dar dairede sohbet edildi. “İki hoca Risale-i Nur’a çok büyük mani oldu” demişti. “Birisi siyasî yönden, diğeri de rakip bir çığır açarak” diye söylemişti. Ne kadar da haklı çıktı!
“Âlem-i İslâm’ın problemi hem imanî, hem içtimaî, hem de siyasîdir. Bütün bu problemlerin çözümü Risale-i Nur’da var” sözleri de kendisine aittir.
“Ben her şeyi Risale-i Nur’a göre değerlendiririm. Risale-i Nur’da varsa kabul ederim, yoksa iade ederim” mealinde söylediği sözler de mana olarak hafızamda kalmış.