"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Yeni Asya arşivinin nöbetçisiydi: Selâhaddin Vatansever

22 Ocak 2026, Perşembe 03:05
Uzun yıllar Yeni Asya'nın arşiv sorumluluğunu üstlenen Selâhaddin Vatansever'i vefatının 5. yılında dualarla yâd ediyoruz.

İSTANBUL - MEHTAP YILDIRIM YÜKSELTEN
FOTOĞRAFLAR: ERHAN AKKAYA - YENİ ASYA

1949 yılında Üsküp'te doğan Selâhaddin Vatansever, daha sonra İstanbul'a göçmüştür. Zorluklar içinde geçen hayatında bir olay, kendisi için bir dönüm noktası olur. Vatansever, radyolarda ve okuduğu gazetelerde “Nurculara” dair haberleri merak eder. Bir arkadaşıyla beraber Süleymaniye’de Nurcu aramaya çıkar. Bir süre sonra kendisini “Nurcular” arasında bulur. Risale-i Nur’la tanıştıktan sonra asıl anlamını ve mecrasını bulan hayatını Yeni Asya çizgisinde son âna kadar istikamet üzere yaşamıştır.

Medrese-i Yusufiye'de 68 gün

Yeni Asya ailesinin mütevazı, samimi, çalışkan ve istikamet timsali bir mensubu ve isimsiz kahramanlarından biri olan Selâhaddin Vatansever, 23 yaşındayken Risale-i Nur okudukları gençlerle beraber Medrese-i Yusufiye tecrübesini yaşayıp 68 gün demir parmaklıkların arkasında kalan bir bahtiyardır. Çok sadık ve samimi bir takipçisi olduğu Yeni Asya’da uzun bir dönem arşiv sorumluluğunu üstlenmişti. Basılan gazeteleri biriktirip, ciltletme ve muhafaza etme görevini ifa etti. Dijitalin hayatımıza girmesiyle sayfaların tek tek fotoğraflarını çekerek arşivi dijitalleştirme çalışmalarına ciddi katkılarda bulundu. 

Yazar Selâhaddin Yaşar anlatıyor

İslâm Yaşar olarak da tanıdığımız, Yeni Asya yazarlarından Selâddin Yaşar, ilk kez dershaneye gidişini ve Selâhaddin Vatansever ile hatıralarını şöyle anlatıyor: "Yetmiş iki yılı Ağustos ayının son günlerinden biriydi. İstanbul’a ilk defa o gün gelmiştim. Şehre, insanlara, şartlara yabancıydım. Sadece, geleceğimden haberdar olan ‘Nurcu’ arkadaşların beni bulunduğum yerden alıp dershaneye götüreceklerini biliyor ve onları bekliyordum. İki genç gelmişti yanıma. 'Beni nasıl tanıdınız?' demiştim. 'Yabancılığından' demişlerdi. Dershanede kendimi, uhuvvet içinde kaynaşan muhabbet ehli insanların arasında bulmuştum." 

Dershanede, Selâhaddin Vatansever ve kendisi ile beraber üç tane Selâdaddin olduğunu ifade eden Yaşar, orada geçen konuşmaları böyle ifade ediyor: "Selâhaddin, Selâhaddin…”  “Bu olmadı işte.” “Neden?” “Şimdiye kadar iki Selo vardı, birbirinden kolayca ayırıyorduk. Şimdi bir Selo daha geldi. Onları nasıl ayıracağız?” “Onun kolayı var.” “Neymiş kolayı?” “Selâhaddin Tercan’a kısa, Vatansever’e uzun deriz, olur biter.” “Yenisine ne diyeceğiz?” “Ona da ‘Yabancı Selo’ deriz.” “Bak bu olur işte.” Böylece Selâhaddin Yaşar için, "Yabancı Selo", Selâhaddin Vatansever için "Uzun Selo" denilerek isim karışıklığı olmaması için çözüm bulunmuş. 

Ömür fani, ölüm ani

"O günlerde dershanede kalanların büyük Risalelerden birini günlük okuma tarzında bitirme kararı alınmıştı.  Kitabı bir ay içinde bitirenlere, bitirdiği kitabın verileceği de söylenmişti. Ben hemen Mektubat’ı almış ve ilk defa bir Risale sahibi olma ihtimalinin de teşviki ile bir haftada bitirmiştim. O hafta sonu, mutad dersi müteakip Mektubat’ı bitirdiğimi söylediğimde arkadaşlar sevinmişlerdi. Ben, bitirdiğimden emin olmaları için kitabın çeşitli yerlerinden sorular sormalarını beklerken onlar sözüme güvenmişler ve hiçbir şey sormadan tebrik etmişlerdi. Elimdeki Risalenin bana verilmesini beklerken ‘Uzun Selo’ dikkat çekici hareketlerle kalkmış, diğer odaya gitmiş bir kitapla geri dönmüştü. Salonun ortasına gelmiş ve kitabı göstererek bunun aldığı ilk Risale olduğunu, yıllarca okuduğunu, Külliyatını yenilediği için Üstadın her Risaleyi en az yirmi beş kişiye okutmak tavsiyesine uyarak ilk Külliyatını hediye etme kararı aldığını söylemişti. Ardından kitabı bana uzatmıştı. Deri ciltli, kırmızı, altın yaldızlı, tezhipli; kalın, şeffaf, jelatinimsi tabaka ile kaplanmış bir Mektubat’tı bu. Kitabın, parası zor tedarik edilerek hevesle alındığı, itina ile korunduğu, dikkatle tekrar tekrar okunduğu belli idi. Verirken eli, konuşurken sesi titremişti. “Ömür fânî, ölüm âni” demişti.“Ne olmuş yani?” demiştim ben de. Gülümsemişti. Yüz hatlarında ‘Beni bununla anarsın’ der gibi bir mânâ vardı."

Girdiği yeri çiçek bahçesine çevirirdi

Vatansever, aynı zamanda çiçek bakımını çok sever ve çok iyi bilirdi. Gazetedeki çiçeklerin her biriyle tek tek ilgilenir, sular, toprağını değiştirirdi. 


22 Ocak 2021 tarihinde vefat eden Vatansever, İstanbul’da Topkapı Mezarlığı’na defnedilmişti.

Ondan kalan hatıra

“Ondan çok uzaklarda olduğum bir zamanda âniden vefat haberini alınca, bu hatıra canlandı zihnimde. Gayr-i ihtiyarî kütüphanemde, Risale-i Nurlar’ın bulunduğu rafa baktım. Yeni tanzim Risalelerle Külliyatımı yenilediğim için üst raflarda kalan o Mektubat’ı aldım. Tabiî kâğıt ve mürekkep karışımından husûle gelen o eski Risale rayihasını içime çekerek sayfaları çevirirken, satır altları, diğerlerinden farklı olarak yeşil renkli kalemle itina ile çizilen bir paragraf dikkatimi çekti: 'Sizlere müjde! Mevt idam değil, hiçlik değil, fenâ değil, inkıraz değil, sönmek değil, firak-ı ebedî değil, adem değil, tesadüf değil, failsiz bir in’idam değil; belki bir Fâil-i Hakîm-i Rahim tarafından bir terhistir, bir tebdil-i mekândır, saadet-i ebediye tarafına, vatan-ı aslîlerine bir sevkiyattır, yüzde doksan dokuz ahbabın mecmaı olan âlem-i berzaha bir visal kapısıdır.' 

Bediüzzaman Hazretleri, istinsah ettiği Risaleyi tashih için kendisine getiren talebelerine, o ‘Risalenin hurufatı adedince’ diyerek dua edermiş. Ben de o paragrafı; başta Peygamber Efendimiz (asm) olmak üzere bütün peygamberânın, ashabın, Bediüzzaman’ın, Nur Talebelerinin, mü’minâtın ve Selâhaddin Vatansever’in ervahına, Mektubat’ın hurufatı adedince rahmet niyazı ile bir daha okudum."

Nurcu ararken Nurcu oldu

"O dönem gazete ve radyolar İslâmî cemaatlerin hususî faaliyetlerini de Nurcular’a mal ediyorlardı. Bu yalan ve yaygara dolu haberler İslâm dinini bilmeyen ve Nurcular’ı tanımayan bazı gençlerin merak hislerini uyandırmıştı. Hasan Yalçın, Selâhaddin Vatansever, Dursun Kurnaz, Selâhaddin, Cafer Tercan, Yılmaz Günaydın, Tahir Şehidoğlu, Raif Öztürk, Süleyman, Vedat, Vehbi, Nejat, Ahmed, Ramazan ve arkadaşları Bayrampaşa’dan kalkıp Süleymaniye’ye Nurcu aramaya gittiler. O zamana kadar hiç Nurcu görmediklerinden ve Nurcular’ın şekillerini, hallerini, tavırlarını bilmediklerinden, o gün kimseyi bulamadılarsa da, çok geçmeden kader onları Mehmet Fırıncı’nın annesinin mevlidinde Nurcular’la bir araya getirdi. Orada Mehmet Kutlular’ın dersini dinleyip Fırıncı’yı, Birinci’yi, Abdulvahid’i tanıyınca, onlar da Nur'un ebedî birer hâlesi oldular." 1

Dipnot:

1-Muhabbet Fedaileri/İslâm Yaşar

Okunma Sayısı: 150
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı