Geçtiğimiz ay rahmetli babaannemin vefat yıl dönümünü geride bıraktık.
Adı Fatime idi ve küçük kızımın adını o vesileyle Fatma koymuştuk. Babaannem bende çok derin bir özlem hissi uyandırır her zaman. Vefatında 14 yaşımda olsam da beraber geçirdiğimiz o 14 sene benim için çokça kıymetliydi.
Babaannem, vefatından son birkaç seneye kadar hep bizim evde kalmıştır. Onunla beraber büyümüşüz, onunla beraber yaşamışız ablam ve ben. Onu tanımak benim hayatımı şekillendiren en önemli meseledir.
Kur’ân okumayı onunla öğrenmişimdir başta. Beni karşısına oturtur, ben okurum o dinlerdi.
Bana kızdığını hatırlamıyorum. Belki kızdıracak hareketler yapmışsam da sertçe çıkıştığı hiç olmamıştır. Benim için bir şefkat sembolüdür. Çocukken ona sarılıp çok uyuduğumu hatırlıyorum. Annem ya da babam bana kızınca babaanneme sığındığım çok olmuştur.
50’li yaşlarda geçirdiği bel fıtığı ameliyatı sonrası değnekle yürüdüğü için annemin de büyük emeği vardı onun hizmetinde. Biz küçükken, annem ev işleriyle meşgulken bizle babaannem ilgilenirmiş. Bu, annemin işini rahatlatırmış. Böyle olunca, bir evde hem anne, hem baba ve hem de babaanne tedrisatından geçmek nasip oldu bizlere, hamd olsun.
Eyüp Sultan’daki kabrini Eyüp’e uğradığımız her zaman ziyaret ederiz. Önce Üstad’ı görmüş Nur talebeleri ağabeyleri, oradan Kutlular Ağabeyi, oradan da babaannemi ziyaret ederiz her zaman. Ama bu sefer gittiğimde, eşim ve kızım da yanımdaydı. Ah babaannem... Evliliğimi görseydi ne mutlu olurdu. Hele ki bir kızım olduğunu görse, onu ne çok severdi. Bunu her hatırladığımda duygulanır, ağlamaklı olurum.
İşte, geçen gün kızımı onun kabri başında görmek beni çokça hüzne boğdu. Yaa, işte hayat böyledir. Bir Fatime doğar, bir Fatime ölür. Ama bu vaziyet, “İyi ki ahiret var!” dedirir. Babaannemi görmek için ahirete müştak hissederim daima kendimi. Ona dualar eder, sizlerden de dualar beklerim.