"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Adı gitti, kendi kaldı yadigâr

Ahmet BATTAL
28 Kasım 2019, Perşembe
İyi ve hayırlı gidenler için “kendi gitti, adı kaldı yadigâr” derler.

12 Eylül 1980’de emir komuta içinde ihtilâl yapan genelkurmay başkanı Kenan Evren ve kuvvet komutanlarının adı o dönemde çoklarına “hayırlılar” olarak göründü. “Kendi gitse de adı yadigâr kalsın” denildi.

Böyle düşünenler ihtilâle gönülden destek oldular. İhtilâlcilerin her yaptığını neredeyse alkışladılar. Açık yanlışlarını tevil etme yoluna gittiler. (Muhtemelen onların bir kısmı, sebebi anlaşılmaz biçimde, halen de bu fikirde.)

Ama zamanla, bilhassa “yasaklı Türkiye”den “konuşan Türkiye’ye” kıl payıyla da olsa geçişi sağlayan 1987 referandumundan sonra, ihtilâlin gerçek sebepleri hakkında konuşulmaya ve bu sayede gerçekler ortaya çıkmaya başladı.

Gerçekler göründü, kanaatler değişti. Aşamalar geçildi. Hikâye uzun.

Nihayet bugünlerde CHP’nin teklifi üzerine Kenan Evren ve diğer ihtilâlcilerin adlarının yazıldıkları yerden silinmesi noktasına geliniyor.

Böylece her şey bitecek mi? Hayır.

Zira ihtilâlcilerin “en büyük eserimiz” diyerek övündükleri 27 Mayıs 1960 sonrası yapılan 1961 Anayasası ile gelen ve 1982’de zorla kabul ettirilen 12 Eylül Anayasası ile pekiştirilen “ideolojik devlet” yerli yerinde duruyor.

CHP ve diğer bütün partilere düşen, demokrasi düşmanlığının ve “darbeci Atatürkçülük” fikrinin sembolü Evren’in “sadece adını” bir yerlerden kaldırmak değildir, olamaz.

İhtilâlin ve adına ihtilâller yapılan ideolojik devletin manasını da Anayasadan kaldırmak lâzım ki gerçekten demokratikleşmeye hakikaten katkı yapılmış olsun.

Yoksa başlıktaki gibi, “adı gitti, ama kendi kaldı yadigâr” deriz!

Evet, Anayasanın Başlangıç kısmında yer alan ve 12 Eylül ihtilâlini ve yapanları öven ilk cümle, Merhum Demirel döneminde TBMM’nin nerdeyse konsensüsle verdiği bir kararla 1995’te oradan sökülüp çöpe atılmıştı.

Gerisi de gelecekti. Hatta kısmen geldi de. Ama 28 Şubat fırtınası siyasetin yürüyüşünü bozdu ve maalesef demokratik anayasa konusunda ciddî bir iyileşme sağlanamadı.

2010 Anayasa referandumundan sonra yaşananlar da birilerince kötüye kullanıldı ve bazı nakıs fikirlilerde “acaba Anayasaya hiç dokunmasak daha mı iyi?” algısını oluşturmayı sağladı.

Ama bu yanlış ve vahim bir netice.

Demokratik, sivil, yeni bir Anayasa şart.

Bunun için ise başta CHP olmak üzere tüm partilerin, Kemalizm meselesiyle yüzleşmesi gerekiyor.

Kemalizm ve demokrasinin bir arada olamayacağını, “hem Demokrat, hem Kemalist” olunamayacağını, günübirlik siyasetin bulutları altında kalmış olan siyasetçiye de gösterecek çalışmalar yapmamız lâzım.

Hürriyet için projeler bizim “işimiz” olmalı.

Okunma Sayısı: 2141
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Cetin acar

    28.11.2019 16:48:35

    "......siyasetçi, ekserce tam muttaki, dindar olamaz. Tam ve hakiki dindar muttaki olanlar, siyasetçi olamaz." Emirdağ 1

  • HÜSEYİN İLHAN

    28.11.2019 07:49:19

    Hocam ALLAH EBEDEN RAAZI OLSUN.Demokrasi ve ülkemizin birlik ve beraberliği için faydalı olan bu düşünceleriniz inşaallah akıl,mantık ve milletini seviyorum diyen samimi siyasilercede makul görülür ve gereği yapılır.

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı