“CHS adıyla uygulamaya sokulan gizli rejim değişikliği ile gelen iki kutuplu gerilim siyaseti ya da tahterevalli siyaseti, sosyolojik olarak Türkiye’ye uymadığı gibi aynı zamanda yanlış ve eksik bir model. Bu modelin ürettiği gerilimler milleti de yoruyor ve bizim taraftarı olduğumuz üçüncü yol-demokrat siyaset arayışını hızlandırıyor, daha da hızlandırmalı.”
Sosyal medya yorumlarındaki taleplerin de ifası için biraz açalım.
Mevcut siyaset AKP-CHP geriliminden besleniyor. Bu gerilimde CHP, liderinden ve ideolojisinden bağımsız olarak gerçek anlamda bir parti, ama AKP öyle değil. Zira AKP liderinden bağımsız bir parti değil ve iktidardan düştükten ve sert zemin gerçekleriyle karşılaştıktan sonra kaça bölüneceği belli olmadığı gibi liderinden sonra partisine ne olacağı da belli değil.
Bu durumun farkında olan ve iktidar olmadan muktedir olmayı isteyip genellikle başaran MHP AKP’yi de yönetiyor. MHP’yi kimin yönettiği ise çokça sorgulanacak bir konu.
Milliyetçilerle siyasal İslâmcıların koalisyonunda asıl ideolojik güç, devlet ideolojisinin gücünü de arkasına almış olan milliyetçilerin elinde olacaktır ve öyle de oluyor.
AKMHP siyaseti, bu düzenden -şimdilik- memnun olduğu içindir ki üçüncü yolun açılmaması için ne lâzımsa yapıyor.
İlginçtir, görebildiğimiz kadarıyla, bir kısım CHP’liler bu “iki cepheli siyaset”ten memnunlar ve bu şartlar altında iktidar olup bu tahterevalli düzenini devam ettirmek istiyorlar. Üçüncü yolu tıkamak istemelerinin sebebi bu.
CHP dışı muhalefeti gözden uzak tutmak ve gözden düşürmek hem AKMHP’nin ve hem de bu CHP’lilerin işine geliyor.
Muhalefetin, son seçim öncesinde Altılı Masa ile tezahür eden parlamenter sisteme dönüş iradesini, yeniden, yeni formüllerle ve daha güçlü biçimde ortaya koyması gerekiyor.
Birilerinin sağ-sol ayrımından yola çıkıp ortanın sağı ya da merkez sağ gibi adlarla anmaya çalıştığı siyasî duruş aslında demokratlıktır.
Zaten sağ-sol ikilemi üzerine kurulu bir siyaset de aynen AKP-CHP ikilemi gibi ve bizim toplumumuzun sosyolojik yapısına da uygun değil.
O halde Altılı Masanın asıl ve kalıcı oyun kurucusu, demokrasinin kayıtsız şartsız, amasız fakatsız savunucusu olması gereken Demokrat Partidir. Beyefendi Gültekin Uysal’ın İzmir Milletvekili ve parti sözcüsü Haydar Altıntaş ile yürüdüğü yol bu sebeple de kıymetlidir.
Yeni Asya’nın bu iki siyasî kişiliği izleyip makul izahlarla öne çıkarmasının sebebi de bu olsa gerektir.
Demokratlar için devlet, paylaşılacak bir ganimet değildir; milleti içine sokup şekillendirip çıkaracağımız torna makinesi gibi bir cebrî dönüştürücü değildir; devlet milletine hürmetkâr bir hizmetkârdır; devlet milleti yönetmez, millet devleti oluşturup yönetir ve yönlendirir; seçmen, fillerin tepişmesinde ezilen bir “taban” değildir, siyaset şemasının tavanındadır.
Elbette şunun da farkındayız ve farkında olmalıyız:
Siyasetin ve siyasetçinin genel kalitesinin düşük olduğu ve mevcut sistemde yükselmeyeceği açık. İyiler istisnalar ve kolaylıkla fark edilebiliyor.
Dolayısıyla her güzel sözün sahibinin her sözü güzel olmayabiliyor.
Bugün bu konuda sözü güzel olanın yarın başka konudaki sözü güzel olmayabiliyor ve iki söz çelişebiliyor.
Sözü güzel olanın icraatı güzel olmayabiliyor.
Bize düşen, hayra ve güzele teşvik. Hepsini…