25 Kasım 2025 tarihli “Devlet zarureti meselesi” başlıklı yazımızda şunları da yazmıştık:
“… ‘Devletin ölümü korkusu’ da bir zaruret hali midir? Bu soruya ‘evet’ dediğimizde tarih boyunca olduğu gibi çok zulümlere kapı açılacağı kesin. Padişahlar bu korkuyu abartarak buldukları fetva ile beşikteki masum kardeşlerini boğdurmuşlar…”
Merak edenler için yazımızın linki:
https://www.yeniasya.com.tr/ahmet-battal/devlet-zarureti-meselesi_616500
S. Pelin Kurukahveci müstear adlı okuyucumuz o yazımıza şu yorumu yazmıştı:
“Ahmet Hocam tarih usulünde en önemli kaide, tarihi anakronik okumaktan uzak durmaktır. Tarihî her olayı, dönemin şartları içerisinde yorumlamak gerekmektedir. Yoksa bugünün zihin algısı ile tarihi okursanız Fatih Sultan Mehmet Han’a kardeş katili dersiniz.”
Değerlendirelim:
Öncelikle şunu söyleyelim:
“Dönemin şartları” meselesi hüküm verecek olanlar içindir. Yaşanmış bitmiş mazi hakkında biz bir hüküm vermeyeceğiz, hüküm Allah’ındır, “malik-i yevmiddin” O’dur. Biz tarihi sadece bugüne ve geleceğe ders almak için okuruz. Zira biz meşveret ehliyiz ve inanırız ki tarih ilmi “asırların meşvereti”dir. Coğrafya ilmi “kıtaların meşvereti” olduğu gibi.
Bazı padişahlara “kardeş katili” denilemez mi?
Denilir ve denilmiş.
Başkalarını bilemeyiz, ama Kur’ân’dan aldığı dersle, adaletin, aslında ve münhasıran adalet-i mahzâ (masumu korumaya öncelik veren adalet) demek olduğunu öğreten Bediüzzaman demiş meselâ.
Kendi eserlerinden üç delil verelim:
Yirmi Üçüncü Lem’a’dan:
“… hâkimiyetine müdahale tevehhümüyle, bazı dindar padişahlar, -hatta halife oldukları halde- mâsum evlâtlarını katletmeleri …”
Otuzuncu Lem’a’da da şöyle demiş:
“Çok padişahlar, bu redd-i müdahale haysiyetiyle mâsum evlâtlarını ve sevdiği kardeşlerini merhametsizce kesmişler.”
Bu da Âyet-ül Kübra’dan:
“… aczi için çok yardımcılara muhtaç olan insanın, cüz’î ve zâhirî ve muvakkat bir hâkimiyeti için kardeşini ve evlâdını zâlimâne öldürmesi gösteriyor ki, hâkimiyet rakip kabul etmez.”
Bediüzzaman’ın adalet teorisine ya da sosyal hayata ait devasa ve harika metinleri var.
Ancak ilginçtir; “merhametsizce kesmişler,” yukarıdaki “katletmişler” ve “zalimane öldürmüşler” şeklindeki hüküm cümleleri, o eserler içinde ve adalet bağlamında değil de doğrudan doğruya ve münhasıran imanî meselelere ait Risalelerinde yer alıyor.
Yani bu hakikatler adeta sarılıp gizlenmiş. “Ancak imanını kuvvetlendirmek isteyenler bulup okusun ve bu adalet dersini de ders alsın” denmiş gibi. İman adalet ilişkisi dersi gibi…
Konuyla ilgili daha ayrıntılı bilgi almak isteyenler şu yazımıza da bakabilirler:
https://www.yeniasya.com.tr/ahmet-battal/adalet-kulahi-kimin-basinda_426005
Öte yandan, bu meselede, 2014’te Nesil Yayınlarından çıkan “Osmanlı’da Şehzade Katli”-“Devlet mi, evlât mı?” adlı kitabında Merhum Yavuz Bahadıroğlu’nun dahi yanıldığını ve yanılgılı hükmüne delil olarak hatalı biçimde Osmanlı Tarihi uzmanı hukukçu profesör Dr. Ahmet Akgündüz’ü delil gösterdiğini de biliyoruz.
Bu yanılgının izahı için şu eski yazımıza bakılabilir:
https://www.yeniasya.com.tr/ahmet-battal/kitaba-bakmadan-kitap-yazmak_408590
Bugüne derse gelince:
Tarihi doğru anlayıp ders almalıyız ki tekerrür etmesin.
“Bugün padişahlık yok, o halde bu konu artık önemsiz” de denemez. Zira cumhuriyet saltanattan iyidir, ama iktidara yapışıp zulmedenler için ana mesele rejimin cumhuriyet mi, saltanat mı olduğu meselesi değil, devletin adaleti meselesidir.
Yani zulmetme riski taşıyana ve zulmedene “yapma” demek şarttır. “Sen ne yaparsan yap, biz de kendi işimize bakalım” denilmez. Zira zulüm dünyayı dolaşır, gün gelir Alaska’ya da bulaşır.