Yeni Adalet Bakanı Akın Gürlek davaların uzamasından yakınmış ve buna sebep olan hâkimlerin müeyyideye hazır olması gerektiğini belirtmiş.
Bizce doğru bir ikaz. Geç bile kalındı. Halen dahi bazı hâkimlerin, hem de açık yasağa rağmen “Dosyayı inceleyemedim, duruşmayı erteliyorum” diye gün attığını duyup okuyoruz.
Ancak davaların uzamasının hâkimler dışında başka sebepleri de var.
Biri de yargılama sisteminin zaman içinde labirente dönüşmüş olması.
Bugün labirentlerden birini dikkate sunalım ve bir teklif yapalım.
Çok aracın karıştığı ölümlü ve yaralamalı trafik kazalarında iki tür talep ortaya çıkıyor: Suçluların cezalandırılması ve zarar görenlerin zararının tazmini.
Meselâ: Bir bankanın bir araç filosu şirketinden uzun süreli kiraladığı ve içinde hem banka çalışanının ve hem de başka kişilerin yolcu olarak bulunduğu lüks araç ile bir taksi işletmecisinin aylıklı şoförü eliyle işlettiği ve içinde yolcu bulunan ticarî aracın, kısmen yol kusurunun da etkisiyle çarpıştığı ölümlü ve yaralamalı trafik kazasında, kim ne kadar ceza alacak ve kim kimden ne kadar tazminat alacak?
Hukuk sistemimizin –artık sorgulanması gereken ve sorgulanan- ikili yapısı sebebiyle, bu iki tür dava ve talep, “hukuk mahkemesi” ve “ceza mahkemesi” denilen iki ayrı tür mahkemede yürüyor.
Ceza mahkemesi, bilirkişilerin de yardımıyla kusuru ve cezaî sorumluluğu tesbit ediyor ve gerekiyorsa suçlulara ceza veriyor.
Hukuk mahkemesi ise zararın tazmini için açılan davalarda yine bilirkişi yardımıyla kusuru ve zarardan sorumluluğu tesbit ediyor ve tazminata hükmediyor.
Tazminat meselesinde bazı zarar kalemleri mevzuat gereği sigorta kapsamında kalıyor ve bu kalemler için önce arabuluculuk ve ardından tercihe göre dileyenler için sigorta tahkim sistemine gidilebiliyor. Burada çözülemeyen büyük işler mahkemeye intikal ediyor.
Başka bazı zarar kalemleri ise yine mevzuat ve içtihat gereği sigortanın ve dolayısıyla tahkimin kapsamının dışında kalıyor ve bunlar için doğrudan dava yoluna gidiliyor.
Zarar görenlerin her biri kendi zararı için bir mahkemede dava açıyor ve her hâkim bu davayı aynı kazaya ait diğer tazminat davası dosyalarından kısmen bağımsız olarak yürütüp karara bağlıyor.
Oysa olay aynı. Kazaya karışanların kusurları varsa vardır. Yoksa yoktur. Azsa azdır, çoksa çoktur. Zarar da öyle. Zaten her iki tür davada kusur ve zarar uzmanı olarak göreve davet edilen bilirkişiler de aynı kişiler ve kurumlar.
Daha da ilginci tazminat davalarına bakan mahkemeler de kendi içinde farklı alt türlere ayrılıyor. Tazminat rakamına eklenecek faizlerde de farklı oranlar uygulanıyor.
Aslında bütün bu işlerin tek bir iş akış şeması içinde çözülmesi mümkün ve en doğrusu. Şöyle:
Önce bütün tarafların iştirakiyle tek bir dosya üzerinden hızlıca bir kusur tartışması yapılır ve bitirilip kesinleştirilir. Ardından yine tek bir dosya üzerinden tüm tarafların birbirinden alıp birbirine ödeyeceği tazminat rakamı tartışmasına sıra gelir, aşamalardan hızlıca geçer ve kesinleşip biter. Cezaları da bu mahkeme keser ve aşamalarda kesinleşir.
Bütün bu işler uzman hâkimlerin çalıştığı ve adına Trafik İhtisas Mahkemesi denilecek olan tek bir tür mahkemede görülüp çözülür.
Adalet Bakanlığı uzmanları bu işleri herhalde bizden iyi biliyordur. Ama biz yine de teklifimizi yapmış olalım.