Gelin birlikte hayâlen eski bir zamana gidelim. Öyle ki, o zaman çok çok eski bir zaman olsun. Hatta ve hatta zamanın başlangıcı olsun. Büyük Patlama! (BigBang)
Rahîm olan Allah emrini verip de patlayınca büyük bir gürültüyle bigbang, işte canlanmaya başladı kainat! Bak, etraf rengarenk! Karanlıklar yok artık, her yer ve her şey ışıl ışıl... Bütün zerrat çalışıyor harıl harıl. Dünya yaratıldı ve insan da gönderildi bu aleme. Ama bunun için milyonlar sene çalıştı şu koskoca alem bir emr-i Rabbani ile küçücük (!) insan için.
Şu nihayeti olmayan kâinatı şenlendiren şüphe yok ki Rahmettir! Bu karanlıklı mevcudatı ışıklandıran katiyyen yine Rahmettir! Ve hadsiz ihtiyaçları olan bu mahlûkatı terbiye eden de Rahmettir! Evet nasıl ki koskoca bir ağaç meyvesine müteveccihtir ve onun için çalışır, işte bu koca kâinat da meyvesi olan insana müteveccihtir ve onun için çalışır. Elbette ve elbette onun bu çalışması da Rahmettir. Bu kâinatı bomboş yaratmayıp içini türlü ışıltılı yıldızlarla yaldızlayıp nurlandırarak şenlendiren de Rahmettir!
Evet insan fanidir. Bu rahmet değilmiş gibi görünür. Ama bu fani insanı ebede namzet eden, ezelî ve ebedî bir Zâta muhatap ve “dost” yapan katiyyen Rahmettir!
Ey insan! Dost istersen sana Allah yeter! Çünkü O dost ise sana her şey dosttur... Değilse her şey senin nazarında, belki de hakikaten bir düşman gibi senin boğazını sıkmak için yarışacak. O (c.c), kendisini sana dost etmişken sen de Onu kendine dost et ki, kurtulasın. Binler elemli bu fani dünyadan hadsiz ve elemsiz şu dar-ı saadet olan ahirete rahatça gidebilesin. Yoksa ahiret de sana dar-ı saadet değil, bir azap memleketi olur. Hem bu dünyan yanar hem de ahiretin. Yakma!
İşte ey insan! Madem Cenab-ı Erhamürrahimin’in rahmeti seni böyle kıymettar etmiş. Senin 70 yıl kadar sürecek olan şu kısacık misafirlikteki konuk evin hükmündeki dünyan için tüm zerratı milyonlar sene çalıştırıp, milyonlar masraf edip bu arzı kurmuş. Ve üzerine milyonlar sene daha sana hizmet ettirmiş. İstese göz açıp kapamadan ve hiç bir zerreyi çalıştırmadan ve hiç masraf yapmadan da yapabileceği bu işi böyle irade etmiş... Ki sen O’nun sana verdiği kıymeti bil! Rahmetini sana esirgemeden mütemadiyen verdiğini gör! Dostunu tanı!
Hem Rahmet, cismin bu kadar küçük iken mahiyetini bu derece yüksek etmiş. O halde O zatın tahtına yanaş. Rahmetin şefkatine sığın. O Rahmetin şefkatiyle ve şefaatiyle, O Sultana muhatap ve “dost” ol. Rahmeti bul!
“İşte, rahmet seni, ey insan, o Müstağnî-i Alelıtlakın ve Sultan-ı Sermedînin huzuruna çıkarır ve Ona dost yapar ve Ona muhatap eder ve sevgili bir abd vaziyetini verir. Fakat, nasıl sen güneşe yetişemiyorsun, çok uzaksın, hiçbir cihetle yanaşamıyorsun; fakat güneşin ziyâsı, güneşin aksini, cilvesini senin aynan vâsıtasıyla senin eline verir. Öyle de, o Zât-ı Akdese ve o Şems-i Ezel ve Ebede biz çendan nihayetsiz uzağız, yanaşamayız; fakat Onun ziyâ-i rahmeti Onu bize yakın ediyor. İşte, ey insan! Bu rahmeti bulan, ebedî tükenmez bir hazîne-i nur buluyor.” (Sözler)