Bir ömür boyu ertelenen hasretti mübarek mekânları ziyaret etmek. Her hayırlı iş gibi bu ziyaretin manileri hep önümde set oldu, tıkadı. Yaş atmış beş olup emeklilik kapıya dayandığında, emekliliğin bereketiyle bir miktar nakit ele geçince, engellere takılmak için bir neden kalmamıştı. Hayat arkadaşım ile birlikte mübarek mekânlara gitme arzuma nail olamasam da yollara düşme zamanının geldiğine inanmış ve hedefe kilitlenmiştim. Artık ilgili şirkete müracaat etmiş, farklı duyguların anaforuna tutulmuştum.
Önceki yıllarda bu mekânlara sık sık giden dostların bilgi ve tavsiyelerine çok ihtiyacımın olduğu bilincindeydim. Doğru bilgilerle bu makbul ibadete, umre ziyaretine başlanması gerektiğinin farkındaydım. Mukaddes mekân ziyaretiyle ilgili her tavsiyeye, bilgiye kulak kabarttım, dimağıma, hayal dünyama birçok not aldım. O süreçte beslenmeyle ilgili hazırlık tavsiyelerini çok önemsemesem de yoldaşım, fedakâr bacımın çabalarıyla çantamın ağırlığı neredeyse iki katına çıkmıştı. Sonraki Mescid-i Haram’a yaptığımız yoğun ziyaretler sebebiyle oteldeki yemekleri kaçırıyor, oda arkadaşımla bacımın hediye ettiği ekmeğin ve çerezlerin ne kadar büyük nimet olduğunun farkına varacaktım.
Hazırlanma süreci tamamlanmış, Medine’ye ulaştıracak uçakta yerimizi almıştık. Bizleri biraz tedirgin eden bir saatlik gecikme telâşını geride bırakmış, Kur’ân tilaveti, ilâhîler ve Risale-i Nur’dan okuduğumuz, “Sath-ı arz bir mescid, Mekke bir mihrab, Medine bir minber…” kısmıyla ruhlarımız, hayallerimiz manevî, derunî hazlarla buluşmuştu.
(Devam Edecek)