Sürekli ifade edildiği üzere Türkiye’yi idare edenler de “Türkiye’nin dertleri”nin farkında, ancak çareyi yanlış yerde arıyorlar.
Elbette dertlerin farkında olmak tek başına bir anlam ifade etmiyor. Önemli olan doğru teşhisle doğru tedavi uygulamak. Ülkemizde yapılamayan tam da bu.
Açıklanan Hazine ve Maliye Bakanlığı Ocak ayı bütçe sonuçları çok derin bir ‘faiz yarası’nı ortaya koydu. İlgili haberde şöyle denilmiş: “Bütçe açığı faiz ödemelerindeki rekor artışın etkisiyle yükselirken, faiz dışı dengede pozitif seyir güçlenerek devam etti. Açıklanan verilere göre Ocak ayında faiz ödemeleri, 2025’in aynı ayına göre yüzde 180 artarak 456.4 milyar TL ile aylık bazda rekor kırdı. Ocakta (2026) günde ortalama 14.7 milyar TL, saatte 613.5 milyon TL (...) faiz ödendi. Ocakta ödenen her 100 liralık verginin 38 lirasının faize gittiği dikkat çekti. Ayrıca yatırımların yüzde 35’e yakın azaldığı Ocak’ta faiz ödemelerindeki artış dikkat çekti. Hazine ve Maliye Bakanlığı bu yıl faiz ödemelerinin 2.7 trilyon lira olmasını bekliyor.” (m.sabah.com.tr, 17 Şubat 2026)
İhtimal dahilindedir ki bazı ‘tarafgirler’ bu tablo ile bile övünüp, “Bakın işte. Ne kadar güçlü bir ekonomiye sahibiz ki günde 14 milyar dolar faiz ödemişiz” diyebilir. Fakat aklı başında hiç kimse böyle bir tablo ile övünemez. Nitekim Ocak 2026’da 456 milyar TL faiz ödenmesi ciddi eleştiriler aldı ve bu eleştiriler üzerine de bakanlık resmî bir açıklama yaptı.
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın açıklamasında şöyle denilmiş: “Son dönemde kamuoyunda Ocak 2026 dönemine ilişkin faiz ödemelerine dair yapılan değerlendirmeler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasına ihtiyaç duyulmuştur. Ocak ayında gerçekleşen yüksek faiz ödemesi, borçlanma maliyetlerinde anî bir artıştan veya program dönemindeki faiz artışlarından kaynaklanmamaktadır. Ocak ayında yapılan faiz ödemesinin %53’ü 10 yıl önce ilk ihracı yapılan TÜFE’ye endeksli Devlet iç borçlanma senetlerinin (DİBS) vadesinde ödenen enflasyon farkından oluşmaktadır. (...) Dolayısıyla Ocak ayındaki artış, mevcut dönemde faiz oranlarında anî bir yükselişe değil, geçmiş enflasyon dinamiklerinin vade yapısı üzerinden bütçeye yansımasına işaret etmektedir. Son yıllarda yaşanan yüksek enflasyon ortamı nedeniyle, TÜFE’ye endeksli borçlanma araçlarına ilişkin faiz ödemelerinde geçici bir artış gözlenmiştir. Ancak bu artış, yapısal bir faiz yükü değişiminden değil; geçmiş dönemde biriken enflasyonun teknik ve muhasebesel yansımasından kaynaklanmaktadır.” (www.hmb.gov.tr, 17 Şubat 2026)
Peki, Ocak 2026’da ödenen yüksek faizin kabahati 10 yıl önceki “devlet iç borçlanma senetleri”nden kaynaklandıysa o borçlanmayı yapan da şimdiki idare ve irade değil miydi? Eğer ortada bir “enkaz” varsa bu aynı irade ve idarenin “enkaz”ı değil mi?
Lütfen ‘enkaz’ınıza sahip çıkınız…