Kelimelerin Dili
Bazı kelimeler vardır; herkesin dilindedir, ama onları herkes dilediği gibi kullanma hakkına sahip değildir. Bu kelimelerin en başında ise “Allah” lafza-i celâli, azamet ve yüceliği ifade eden, kayıt kabul etmeyen o eşsiz isim, gelir. Günlük konuşmalarda, sosyal medyada ve hatta iyi niyetli dinî sohbetlerde bile bu ismin, başka inanç sistemlerinin tanrıları için rahatlıkla kullanıldığına şahit oluyoruz.
Hatta gündelik hayatta, kızgınlık anında hâşâ; “Onun Allah’ı tuttuğu siyasî partinin lideridir” ya da “Paradır” gibi maksadını aşan sözler sarf edilebiliyor. Oysa burada yapılan şey basit bir dil tercihi değildir; farkında olmadan zihni bir inanç bulanıklığına sürüklemektir.
Tanrı ve İlah: Cins İsimler
Önce şu ayrımı netleştirelim: “Tanrı” ve “ilâh” kelimeleri cins isimdir. Bu sebeple çoğulları vardır: tanrılar, ilâhlar. Dahası, müennesleri (dişilleri) de mevcuttur; tanrıça, ilâhe. Dil, bu kelimelere tür, cinsiyet ve çoğulluk ihtimali tanır. Nitekim mitolojiler; erkek tanrılarla, dişi tanrıçalarla ve aralarında hiyerarşi kuran ilâhlarla doludur. Dil burada masum değildir; nasıl inanılıyorsa, öyle konuşulur.
Bu keskin çizgiyi, İslâm inancının en temel cümlesi olan “Lâ ilâhe illallâh” zaten açıkça ortaya koyar: “Allah’tan başka hiçbir ilâh yoktur.” Dikkat edilirse burada “ilâh” kavramı reddedilir; “Allah” ismi ise istisna edilir. Yani ilâhlık iddiası olan her ne varsa dışarıda bırakılır; tek bir isim olan “Allah” içeride tutulur. Bu itikadî nizam rastgele kurulmamıştır. İman, daha ilk cümlesinde bize “Allah” ile “ilâh” arasındaki aşılmaz farkı öğretir.
“Allah”: Özel Bir İsim
“Allah” lafza-i celâli bambaşka konumdadır. Bir sıfat değil; özel addır. Bu ismin çoğulu olmaz, müennesi olmaz, tercümesi olmaz. Teşbihte hata olmasın; nasıl ki Ahmet’in İngilizcesi, Hasan’ın Fransızcası yoksa “Allah” isminin de başka bir dilde karşılığı yoktur. Çünkü tercüme edilen şey isim değil, tanımdır. Özel isim tanımlamaz; doğrudan o varlığın zâtına işaret eder.
Bu sebeple “God,”,“Tanrı,” “Dieu” gibi kelimeler “Allah” isminin birebir karşılığı değildir. Bunlar, farklı dillerdeki genel tanrı tasavvurlarını ifade eder. “Allah” kelime-i mübarekesi ise tek bir Zât’a tahsis edilmiş özel isimdir.
Müşriklerin Bile Karıştırmadığı Ayrım
Söz konusu ayrım, İslâm öncesi Araplarda dahi mevcuttu. Putlara tapıyorlardı; fakat putlarına asla “Allah” demiyorlardı. Onlara göre put bir ilâh olabilirdi; Allah ise gökleri ve yeri halk eden yegâne yaratıcıydı. Kur’ân, müşriklere “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorulduğunda aldıkları cevabı açıkça kaydeder: “Allah.”¹
Bugün ise tuhaf bir şekilde, müşrik zihnin dahi karıştırmadığı bu ayrımı biz, “hoşgörü” adına belirsizleştiriyoruz. Oysa tevhid kuşatıcı değil, ayırt edicidir. Hakikat; her şeyi eşitleyerek değil, her şeyi yerli yerine yerleştirerek ayakta kalır.
İhlâs Sûresi Ne Söyler?
Meseleyi doğrudan vahiyle temellendirmek gerekirse, İhlâs Sûresi belirleyicidir. Çünkü Allah, bu sûrede kendi ismini zikreder ve bu ismin neyi ifade ettiğini bizzat açıklar:
“Allah tektir.”² Bu beyan, ismin çoğulluk kabul etmediğini ortaya koyar.
“Allah Samed’dir.”² Yani herkes O’na muhtaçtır; O ise hiçbir şeye muhtaç değildir. Tanrılar dünyasında görülen eksiklik ve ihtiyaç algıları bu isim için söz konusu değildir.
“Doğurmamış ve doğurulmamıştır.”² Bu ifade; cinsiyet, soy, türeme ya da tanrı–tanrıça ayrımı ihtimalini tamamen dışlar.
“Hiçbir şey O’na denk değildir.”² Bu ismin başka varlıklara aktarılabilecek bir ünvan değil, eşsiz bir tahsis olduğunu gösterir.
BU BİR DİL DEĞİL, TEVHİD MESELESİDİR
Kelâm âlimleri bu noktada ittifak hâlindedir. İmam Mâturîdî’ye göre “Allah” lafzı, Vâcibü’l-Vücûd (varlığı zorunlu olan) Zât’ın özel ismidir ve başkasına nakledilemez.³
Fahreddin Râzî ise bu ismin başka varlıklar için kullanılmasının, doğrudan bir ulûhiyet iddiası anlamına geleceğini ifade eder.⁴ O halde “Allah” kelâmı ne lügaten, ne şer’an ve ne de akaid açısından başkası için kullanılamaz. Bu ismin başka varlıklara nisbet edilmesi, ya lafzî hatadır ya da itikadî sapmadır.
Dolayısıyla “Allah” ismini mitolojik veya beşerî kavramlarla aynı düzlemde kullanmak; farkında olmadan tevhidi mitolojiye indirgemektir. İnançlar arası saygı, kavramları birbirine karıştırmak değil; aksine her inancın kendi kavramını kendi sınırları içinde konuşabilmesini sağlamaktır.
Sonuç olarak; “Allah” ismine sahip çıkmak, sadece bir kelime meselesi değil; imanın o en saf kaynağını, yani tevhidi, asliyetiyle muhafaza etme sorumluluğudur. Bazı isimleri kendi mukaddes makamında muhafaza etmek imanî bir görevdir.
Dipnotlar:
1- Lokmân, 31/25; Zuhruf, 43/87.; 2- İhlâs, 112/1–4.;
3- Mâturîdî, Kitâbü’t-Tevhîd.; 4- Fahreddin Râzî, Mefâtîhu’l-Gayb