Dünya büyük bir manevî buhran geçiriyor. İnsanların yaşama şevkini kıran menfî hadiseler her taraftan yayılıyor.
İster istemez bunlarla meşgul olunuyor. Bir ümitsizlik hâli insanlara tesir ediyor. Dünyanın daha da kötüye gittiği düşüncesi iyi işler yapma niyeti olan insanları da bu husustaki hareketlerinden geri bırakabiliyor. Nasıl olsa bu dünya düzelmez, ben iyi bir şeyler yapsam ne olacak? Bu büyük tahribatlara karşı bizim küçük tamirlerimizden ne çıkar gibi yanlış düşünceler yaygınlaşıyor. Böyle düşünmekle kötülüğe daha çok fırsat veriliyor.
Kötülük kendisine daha geniş alanlar açıyor. Dünyayı saran ve hanelerimize kadar ulaşan yangınları söndürmek için çalışmakla vazifeli olanlar da havayı zehirleyen buharat-ı müzahrefeden(zararlı gazlar) etkileniyor. Manevî havanın bozulması ile herkes derecesine göre ondan zedeleniyor. “Bu havanın zararından kurtulmak çaresi, Risale-i Nur’un gözüyle bakmak ve ne kadar müşkilât ziyadeleşse, kudsî vazife itibarıyla daha ziyade ciddiyet ve şevkle hareket etmektir.” 1
Evet, Risale-i Nur talebeleri ümitsiz bir vaziyette veya hadiselere karşı şikâyetçi bir konumda değildir. Çünkü Risale-i Nur gözüyle bakmak bize aynen röntgen ışıkları gibi hadiselerin iç yüzünü gösterir. En dehşetli hadisenin bile arka planında nasıl bir hikmet var onu görmemizi sağlar. Oradan nasıl bir ders çıkaracağımızı öğretir. Bu zamanda selâmet-i kalbini ve istirahat-ı ruhunu muhafaza etmek ve kurtarmak ancak Risale-i Nur gözüyle bakmakla mümkündür. Ancak bu sayede her şeyde rahmet-i İlâhiyenin izini, özünü, yüzünü görebiliriz. Yoksa gelen musibetlerden hissedarlık sebebiyle aklen, ruhen veya bedenen azap çekilir ve perişan bir vaziyete düşülür. Bu havanın zararından hem kendimizi, hem başkalarını kurtarmak için Risale-i Nur vesilesi ve vasıtasıyla çalışmalıyız.
Dipnot:
1- Kastamonu Lahikası, s. 69.