"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Halil Uslu’yu rahmetle hatırlarken

25 Temmuz 2022, Pazartesi
(Halil Uslu, 12 Kasım 2014’de Aydın’a gelmişti. Bu yazı 10 Ağustos 2015’te Yeni Asya’rda yayınlandı. Halil Uslu ağabeyin vefat yıldönümü dolayısı tekrar paylaşıyoruz. Ruhu şad olsun.)

Risale-i Nur’u anlatmak için dâvet edildiğinde her yere koşar adım gittiğini bildiğimiz rahmetli Halil Uslu’nun o vecizane ve edibane ve güzel söz söyleme ustalığını bilmeyen, duymayan arkadaşlarımıza göstermek için “Aydın’a gelir misin?” dâvetimizi bizleri hiç kırmadan, bekletmeden hemen programına alıp, İzmirli ve Tireli arkadaşlarımızla birlikte bir akşam dershanemize misafir oldu.   

Gelir gelmez yemekten ve dersten önce, adeta zamanı en iyi değerlendirme düşüncesinden olsa gerek, özel sohbetimizde dahi Zübeyir Ağabeyden bir hatıra ile söze başladı: “Bakın arkadaşlar: Helsinki’de 1962 senesinde papazların bir toplantısında kendi aralarında önemli bir konuda ihtilâfa düşerler. Saatlerce yapılan tartışmalar bir sonuç vermez, içlerinden biri ne demiş biliyor musunuz? ‘Gelecek toplantıya gelirken herkes Said Nursî’nin 22. Mektup yani Uhuvvet Risalesini okuyup çalışsın gelsin.’ Böylece aralarındaki ihtilâf hallolmuş.

“Ya Halil, bu papazlar bu seviyeye gelmişler ise, bütün Türkiye, siyasîler, cemaatler topyekûn bunun neresindeler acaba? Barışa, kardeşliğe, huzura çok ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde Risale-i Nur’un bu hakikatlerine can simidi gibi yapışmamız gerekiyor. Bunu bana Zübeyir Ağabey anlattı.” 

Çok az yemek yediğini duymuştum, ama bunu gözlerimle görünce hayretim bir kat daha arttı. Yemek ve namazın ardından ders başladı. Konu, dershane hizmetleri, neşriyat ve nurları okumanın önemi. 

“Hizmetimizin daha geniş alanlarda duyulması için, neşriyata önem vermek ve her yerde dershaneler açmak çok önemli.  

Üstadımızın sadece iki rehberi vardır; biri Kur’ân-ı Azimüşşan, diğeri Peygamberimiz (asm). Bunların dışında hiçbir yorum yapmamıştır. İlim adamları, allameler soruyor ‘bu kadar güzel manalar, böyle bir tefsir nasıl meydana geliyor, bu nasıl bir şey? Ee! O Bediüzzaman, bu ismi kendisi takmamış, halk vermiş, münâzara ettiği âlimler vermiş, eserlerinde en ufak bir hata bulamayan müderrisler vermiş. Daha 14-15 tane daha lâkabı var. Molla Said, İbn-üzzaman, Fatin-ül asr, Ebu Laşey, Bediül beyan, Fahr-üd deveran, Mehdi-i zaman, Sahib-ü zaman, Garibüzzaman, Bid-atül zaman, İbn-ü Ammil Garaib, Ceride-i Seyyare, Yetüm-eddin zaman gibi sadece üç aylık tahsil sonucu hiç kimseye nasip olmayan bu lâkaplara kim sahip olabilir?

Âyet-i Kerime diyor ki: “Nur Sûresi 35. âyet, ‘onun yakıtı kendisine ateş dokunmasa bile ışık verecek kabiliyettedir’ elektriğe işaret ediyor. Her şey (bütün ilimler) Kur’ân-ı Hakîm’e bakıyor. 

Kur’ân’ın bu âyeti mana-yı remziyle diyor ki: 13-14’üncü asırda semavî lambalar ateşsiz yanarlar. Ateş dokunmadan parlarlar. Ebced hesabıyla elektriğin geleceğini remzen beyan eder. 

Aynen öyle de: Manevî bir elektrik olan Risale-i Nur dahi yüksek ve derin bir ilim olduğu halde, külfet-i tahsile ve ders çalışmaya ve başka üstadlardan taallüm edilmeye ve müderrislerin ağızlarından iktibas olmaya muhtaç olmadan herkes derecesine göre o ulum-u âliyeyi, o yüksek ilmi, meşakkat ateşine lüzum kalmadan anlayabilir. Kendi kendine istifade eder. Muhakkik bir âlim olabilir. 

İddia bu, şahitler var. Hem bu âyet Risale-i Nur müellifinin dahi ateşsiz yanacağını işaret eder. Yani Said-i Nursî Hazretleri dahi ateşsiz yanar. Bütün ulema söylüyor. İşte Nurs Medresesi. Tağ ve Şeyh Mehmet Celali Medresesi, toplam üç ay içinde icazetini almış. Başka yok.

Peki bu kadar ilim nereden geliyor. Onlar mele-i ilham, sünûhat-ı kalbiye, mevhibe-i Rabbaniye.

Cami-ül Ezher rektörü sormuş: ‘Sen Osmanlı ve Avrupa hakkında ne düşünüyorsun? O zaman açık, şimdi kapalı olan Ayasofya’nın önünde soruyor. Üstadın verdiği cevap müthiş. ‘Avrupa bir İslâm devletine hamile, Osmanlı’da bir Avrupai devlete hamile, günü geldiğinde doğuracak.’                      

Şeyh Bahid Efendi ‘ben de böyle düşünüyorum, ama bu kadar veciz cevap ve ifade ancak Bediüzzaman’a has olur’. İşte bunu bütün ulemaların mezun olduğu, yetiştiği İslâm dünyasının rektörü söylüyor. Yorum yok bu kadar.”

Biz de yorum yapmadan dersimizin bu kısmını bitirelim. Rahmetli Halil Uslu’yu ebedî âleminde Resulullaha (asm) ve Üstadına komşu olması için duâ ederiz. 

Aziz ruhu için El-Fatiha.

Okunma Sayısı: 792
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • S.topuz

    26.7.2022 01:22:17

    Allah c.c Üstad BEDIÜZZAMANIN ve onun gibi İMAN, KUR'AN ve İLAYI KELAMULLAH için mücadele,mücahede ve müdafaa edip, maddi veya manevi irtibatlı olan ve VEFAT eden cümle SALİH ve SALİHAT, Mümin ve müminata gani gani RAHMET eylesin. Mekanları cennet bahçesi olsun inşaallah.Amiiin,Amiiin, elfü elfi Amiiin.

  • Said Yüksekdağ

    25.7.2022 15:35:04

    Rabbim Halil Uslu ağabeyimize gani gani rahmet eylesin. Âmin..

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı