23 Kasım 2011, Çarşamba
İnsanlar bazen başına gelebilecek bir hadiseyi gayr-ı ihtiyârî olarak hissedebiliyorlar. Buna eskiler hiss-i kable’l-vukû’ demişler.
Yani olay olmadan önce bilmek. “Kurdun bahsini etmeye başlamışsan sopayı hazırla, kurt geliyor” sözü çobanlar arasında bir atasözü hükmüne geçmiş. Bu konuda çok misâller var. Bilhassa hissiyatı gelişmiş kişilerde bu durum daha sık görülür. Bir annenin evlâdına karşı hissiyatı yüksek derecede olduğu için anne, yavrusunun başına gelen veya gelebilecek bir hadiseyi keskin duyguları ile hissebilir. Bu hiss-i kable’l-vukû’ nasıl ki fertlerde bir çok misâl ile kendini gösterir, benzer tarzda toplum ve cemiyet vicdanında da hükmünü icra eder. Cemiyetin veya bir toplumun ve devletin, hatta bütün insanlığın başına gelebilecek mühim bir hadise bir çok kişi tarafından hissedilebilir, farklı cümle ve kelimelerle ifade edilebilir. İnsanlığın başına gelen büyük musîbetler, savaşlar, belâlar çoğu kez vücuda gelmeden önce bir çok kişi tarından hissedilmiş ve farklı manaları ile ifade edilmiştir. Tarihte bunun örnekleri çoktur.
Benzer bir durum da 2012 yılı için dile getirilmekte. Hatta bazı kesimler 2012 yılında bir kıyamet kopacağına dair fikirler öne sürmekteler. Dayandıkları tez ise, eski tarihlerde yaşamış olan Mayalara ait güneş yılı takviminin 21 Aralık 2012 yılında sona ermesi. Bunu delil olarak gösteriyorlar. Bu sebeple bu tarihte bir kıyamet beklentisi içine giriyorlar. Bu takvimin bu tarihte bitmesini bir devrin bitmesi olarak da yorumlayanlar var. Hatta bu tarihlerde Marduk adlı gizli bir gezegenin dünyamıza çok yakın bir noktadan geçeceği ve bu geçiş sebebi ile büyük musîbetler ve felâketler yaşanacağı konusunda görüş ortaya koyanlar da var. Maddî sebepler noktasından yaklaşık on üç bin yıl önce bu gezegenin dünyamıza çok yakın geçmesi dolayısıyla Nuh Tufanı olduğuna dair iddialar da bazı Batılı bilim adamlarınca dile getiriliyor. Hatta 2000 yılı sonrasında yaşanan büyük deprem ve tsunamiler bu gezegenin hareketi ile irtibatlandırılıyor. Bu görünmez gezegenin dünyamıza çok yaklaştığı ve Aralık 2012’de en yakın noktadan geçeceği ve çok büyük felâketlere yol açacağı konusunda bazı kesimler ciddî bir inanç taşıyorlar.
Bütün bu düşünceler ne kadar doğru bilemiyoruz. Ancak Risâle-i Nur’da “yakın bir kıyametten“ söz edilmesi doğrusu yakın bir gelecekte bazı hadiselerin olacağına işaret ediyor. Belki bir kıyamet olmayacak, ancak kıyamete yakın büyük musîbetler ve felâketler olabileceği de çok uzak bir ihtimal değil. Dünyanın ve insanlık âleminin gidişatına bakılırsa, bazı numuneler de gözükmeye başladı. Dikkatli olmak gerekiyor.
Birkaç hadiseye burada işaret edersek:
Ortadoğu ve Arap dünyası ile İran ve Türkiye bölgesi çok gerildi. Batı âlemi bu noktada bölgesel bir savaş çıkarmak için var güçleri ile çalışıyor. Batının ajanları bölge ülkelerinde cirit atıyor. İsrail de işin içinde ayrı bir çıban başı. 11 Eylül sonrası yeniden şekil verilmeye çalışılan bölge düzeni alabildiğince bozuluyor. Büyük Ortadoğu Projesi olarak lanse edilen BOP, büyük bir perişanlık projesine dönüşmek üzere. Allah bölge insanını büyük bir savaş belâsından korusun.
2012 yılında beklenen en büyük felâket, hiç kuşkusuz Avrupa’da yaşanacak olan bir ekonomik krizdir. Hayatı bütün yönü ile maddiyata bağlayan, yıllarca fakir ve fukara ülkelerin kaynaklarını sömüren, dünyaya iki büyük dünya savaşı yaşatan, maddeye tapınma derecesinde bağlı olan ve Üstad’ın “ikinci Avrupa” diye tanımladığı AB ülkelerinin ekonomik yönden çökmesi onların kıyameti gibidir. Daha şimdiden bir çok ülke fiilen ekonomik çöküntü içine girmiş durumda. Yakın bir gelecekte İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin de aynı sıkıntı içine gireceği beklentisi ciddî bir felâket habercisi. Benzer tarzda diğer mühim gelişme de Amerika’da yaşanan hadiselerdir. Amerikan toplumunda gittikçe derinleşen ekonomik kriz bütün dünyayı tehdit etmekte.
İşte bir yandan sosyal ve ekonomik krizler, diğer yandan sel, deprem, tsunami, kasırga gibi felâketler önümüzdeki yıllarda büyük değişimlerin habercisi gibi gözüküyor. Kıyametin kopup kopmayacağını bilmiyoruz, ancak çok mühim hadiselerin vukua geleceğini toplum ve insanlık vicdanı hissediyor. Nurlardan aldığımız derslere binanen biz de diyoruz ki, evet mühim hadiseler meydana gelebilir. Ancak bu İslâm nurunun daha da gür parlamasına vesile olacak inşaallah. Deccallerin, Nemrutların, maddeperestlerin, tabiatçıların, Darvinistlerin çağı bir bir kapanıyor ve İslâmın parlak günlerinin fecr-i sadıkı kendini göstermeye başlıyor. Zira ömrünü İslâm dâvâsına adayan Üstad Bediüzzaman daha asrın başında müjdeyi vermiş: “Ümitvâr olunuz. Şu istikbal inkılâbı içinde, en yüksek gür sada İslâmın sadası olacaktır!” diye. Evet, İslâm güneşinin önündeki perdeler bir bir kalkıyor. Milletlerin ve devletlerin fevc fevc İslâm’a geleceği günler çok yakınlaştı ve yakınlaşıyor.
Okunma Sayısı: 1984
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.