“Bu iki grubun örneği (iman ve inkâr edenler); kör ve sağır ile gören ve işiten gibidir. Örnekçe bunlar eşit olur mu? Yine de öğüt alıp-düşünmeyecek misiniz?”1
“De ki: 'Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?”2
“Allah, (Kendisi'ne ortak koştuğunuz ilahlar konusunda) hiçbir şeye gücü yetmeyen ve başkasının mülkünde olan ile, tarafımızdan kendisine güzel bir rızık verdiğimiz, böylelikle ondan gizli ve açık infak eden kimseyi örnek olarak gösterdi; bunlar hiç eşit olur mu?”3
“Allah şu örneği verdi: İki kişi; bunlardan birisi dilsiz, hiçbir şeye gücü yetmez ve herşeyiyle efendisinin üstünde (bir yük), o, onu hangi yöne gönderse bir hayır getirmez; şimdi bu, adaletle emreden ve dosdoğru yol üzerinde bulunanla eşit olabilir mi?”4
“Öyleyse, Müslümanları suçlu-günahkar olanlar gibi (eşit) kılar mıyız?”5
Mezkûr ayetlerde zıt kavramlara nazara verilmesinin çok sayıda hikmeti vardır. En başta doğru ile yanlışın çok net ayrılmasını sağladığı gibi mesajın da muhataplarına daha iyi aktarılmasına vesile olur.
İlgili ayetleri hakkıyla okuyan insan ister istemez sosyal hayattaki mukayesesini yapmaktan kendini alamaz. Engelli kardeşlerimizin hayatlarının ne kadar zor olduğu malûmdur. Dersine çalışmayan öğrencinin yüksek not alma imkânı yoktur. Bu dünya hadiselerini düşündüğümüzde ahirette de doğru yolda gayret göstermenin ehemmiyeti anlaşılır. Günah ve sevap işleyen elbette farklı muamele görecektir. Adalet bunu gerektirir…
“Gerçek şudur ki kâfir bir iyilik yaptığı zaman, onun karşılığında kendisine dünyalık bir nimet verilir. Mümine gelince, Allah onun iyiliklerini âhirete saklar, dünyada da yaptığı kulluğa göre ona rızık verir.”6
Peşin ücrete aldanan bir nefsimiz var. Ahireti dolayısıyla ölümü çok uzak görmek çoğu hatamızın en önemli esbabı olarak anlamamız lazım. Rızık, zenginlik, makamın fikri dünyamızı zehirlemesine müsaade etmemeliyiz. Dünyevî ve ben merkezli bakış vartalara sürüklediği çok hadiselerle sabittir.
“Âdem zamanından beri tâği ve zâlim kavimlere vurduğu tokatlarla kendini pek kuvvetli ihsas ettiren bir adalet-i sermediye, elbette ve hiç şüphe getirmez ki, güneş gündüzsüz olmadığı gibi, o hikmet-i ezeliye, o adalet-i sermediye âhiretsiz olmazlar ve ölümde en zâlimlerin ve en mazlumların bir tarzda gitmelerindeki âkıbetsiz bir dehşetli haksızlığa, adaletsizliğe ve hikmetsizliğe hiçbir vechile müsaade etmezler.”7
Tarih büyük bir sahne. Kendi tecrübelerimizi de referans almak çoğu zaman yeterli olmuyor. Helak edilen kavimler, Firavun, Nemrud gibi dehşetli zalimler ibret vesikaları hükmündedir. Elbetteki geçmişteki hatalarımızdan da istifade etmeliyiz. Vicdanen de biliyoruz her davranışın, sözün hem dünyada hem ahirette bir dönüşü olacaktır. İyi dönüş isteyen iyi insanlarla birlikte olduğu takdirde bu kudsî hedefe daha kolay ulaşır. Hizmet ve sohbet ortamlarının kıymetini bilmek elzemdir vesselam…
Dipnotlar:
1- Hûd Sûresi,24; 2- Ra’d Sûresi, 16; 3- Nahl Sûresi,75; 4- Nahl Sûresi,76; 5- Kalem Sûresi, 35; 6- Müslim, Münâfıkîn 57; 7- Şualar, s.192-193.