Üstad Hazretleri “Sözler” adlı eserine “Ey kardeş!” diye başlıyor. Aslen “Sözler”, risalelerin umumunun ismidir; bazı parçalar büyüyünce müstakil risaleler hâlinde basılmıştır. Risaleler telif sırasına göre dizilmemiş olsa bile, Bediüzzaman böyle tanzim etmeyi uygun görmüştür.
Peki neden “Ey kardeş!”?
Kardeş, iki eşitin birbirine yaptığı bir hitaptır. Üstünlük ifade etmez; aksine yatay bir ilişkiyi gösterir. Bu hitapta ne bir tahakküm vardır ne de bir mesafe. Doğrudan doğruya muhatabını kendi seviyesinde kabul eden bir yaklaşım söz konusudur.
Hâlbuki insanlar arasında sayısız fark vardır: makamlar, rütbeler, ilim dereceleri, sosyal konumlar… Fakat bu farkların hiçbiri bu hitapta yer bulmaz. Çünkü esas alınan şey, insanın müşterek hakikatidir. Hepimiz Âdem’in çocukları olmak hasebiyle kardeşiz. Bu bakış açısı, dünyevî ayrımları ikinci plana iter ve aslî bağı öne çıkarır.
Bu sebeple Üstad, muhatabına “talebe”, “cemaat”, “dinleyici” gibi mesafe koyan sıfatlarla değil; “kardeş” diyerek seslenir. Bu tercih, sadece bir üslup meselesi değil, aynı zamanda bir duruş beyanıdır.
Madem imamdır, taklit edilir.
Bu noktada hitap şekli de bir ders hükmüne geçer. Yani birine hakikati anlatırken, onun üzerinde konumlanarak değil; onun yanında durarak konuşmak esastır. Karşındaki kişi, sana yukarıdan hitap eden bir hoca ile değil; yanında oturan bir ders arkadaşı ile muhatap olduğunu hissetmelidir.
“Ey kardeş!” ifadesi, işte bu hissi kurar.
Bu hitap, aynı zamanda bir güven zemini oluşturur. Çünkü insan, kendisini eşit kabul eden birine karşı daha açık olur. Üstten konuşulan yerde mesafe doğar; kardeşçe konuşulan yerde ise yakınlık ve samimiyet oluşur.
Dolayısıyla Risale-i Nur’un daha ilk cümlesinde kurulan bu ilişki biçimi, eserin tamamına sirayet eden bir üslubun da anahtarıdır.
İşte bu yönüyle Risale-i Nur, sadece anlattığı hakikatlerle değil; o hakikatleri sunuş biçimiyle de bir tecdid hareketi ortaya koyar.