Gadir Hum Olayı
630 yılının Zilhicce ayının 18’i idi. Peygamber Efendimiz ve sahabeleri son hac dönüşünü yapıyorlardı. Resulullah (asm), Gadir Hum denilen bir su birikintisi etrafında ashabını topladı. Geride kalanları bekledi, ileri geçenleri çağırdı. Bütün Ashabı gelince orada öğle namazını kıldırdı. Yeni gelen ayetleri tebliğ buyurdu. Ardından şunları söyledi:
“Size paha biçilmez iki şey bırakıyorum: Allah’ın kitabını ve Ehl-i Beytimi... Benden sonra bunlara sarılırsanız asla sapıklığa düşmezsiniz.”
Konuşmasını bitirdikten sonra Hz. Ali’yi sağ tarafına aldı, elini tutup kaldırdı ve şöyle buyurdu:
“Ben kimin Mevlâ’sı isem Ali de onun Mevlâ’sıdır. Allah’ım, onu seveni sev, ona düşman olana düşman ol!”1
Hz. Peygamber’in bu açıklamalarından sonra orada bulunanlar sırasıyla gelip Hz. Ali’yi tebrik etmişler. Bunların arasında Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer ve o anda Ali’nin imameti hakkında bir şiir söyleyen Hassân b. Sâbit de vardır.
Resulallah’ın (asm) bu açıklaması üzerine bazı kimseler Hazret-i Ali’nin (ra) o gün orada imam ilan edildiği inancındadırlar. Bu kanaat daha sonraki Şia mezhebinin doğmasına ve birçok dallara ayrılarak farklı görüşler içerisinde mezhepleşmesine yol açmıştır.
Bugün 18 Zülhicce Şîî dünyasının coşkuyla kutladığı bir bayramdır. Irak’ta, Mısır’da ve İran’da bu bayram kutlanır.
Şia Nedir?
Şia, şiatü’l-Ali, “Ali’nin takipçileri” demektir. Resulullah’ın (asm) vefatından sora İslam toplumunun İmamlığının /Halifeliğinin yani liderliğinin doğrudan Hazret-i Ali ve soyuna ait olduğunu savunanlara denir.
İki türlü şia vardır:
1-Şia-i Velayet, 2-Şia-i Hilafet
Bir grup ehl-i Velayet, ifrat etmemekle beraber, Hazret-i Ali’yi (ra) önceki üç halifeden daha efdal görüyorlar. Daha çok Hazret-i Ali’nin manevî mirasına talip olan, Hazret-i Ali’yi “şah-ı velayet” gören, ekseriyetçe evliyanın ve tarikatların mercii olan, ilimde, şecaatte ve ibadette harikulade halleri bulunan Hazret-i Ali’nin mesleğine talip olan ehl-i velayet bu gruba dahildir. Bu guruba şia-i velayet deniyor.2
Şia-i hilafet ise, siyasi garazını daha ileri noktalara taşıyan bir gruptur. Önceki halifeleri tanımayan, Hazret-i Ali’nin (ra) ve evlatlarının halife olması gerektiğini savunan, fakat şia-i velayet içerisinde de kendisine yer bulan bir gruptur.
Ancak Bu Bir İmamlık Tayini Değildir
İslam aleminde bu hadise bir çıbanbaşı gibi o günden itibaren iftiraklara sebep olagelmiştir. Oysa ehl-i sünnete göre orada Peygamber Efendimiz (asm) kendisinden sonra bir imam tayin etmemiştir. Sadece ümmetini ehl-i beyt etrafında toplamak istemiştir.
Nitekim Hazret-i Ali’nin torunlarından Hasan el-Müsennâ’ya Resûl-i Ekrem’in, “Ben kimin Mevlâ’sı isem Ali de onun Mevlâ’sıdır” sözünü söyleyip söylemediği sorulmuş, o da şöyle cevap vermiştir:
“Evet söylemiştir, fakat bununla emirliği kastetmemiştir. Eğer maksadı bu olsaydı daha açık bir ifade kullanırdı, çünkü Resûlullah Müslümanların en fasihidir... Yemin ederim ki Allah ve resulü halifelik için Ali’yi seçip Müslümanlara idareci yapsalardı ve Ali de bunu yerine getirmeseydi Allah’ın ve resulünün emirlerini ilk terk eden Ali olurdu”3
Nitekim Hazret-i Ali de (ra) bunun bir imamlık tayini olmadığı kanaatindedir. O nedenle de kendisinden önce yirmi yıl boyunca halkın seçtiği halifelere itaat etmiştir.
Dipnotlar:
1- İslam Ansiklopedisi, DİB, Gadir Um Maddesi,
2- Lem’alar, s. 39
3- Ebû Bekir İbnü’l-Arabî, s. 185-186, 196