"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Nurcular ve kıyafetleri (2)

Nuri Mannas
31 Ağustos 2021, Salı
Ayrıca 2 Eylül 1925’te yayımlanan bir Bakanlar Kurulu Kararnamesi’ne göre “Ordu ve donanma mensuplarıyla ilmiye (Din işleriyle uğraşanlar) sınıfına mensup olanlardan ve yargıçlar gibi kıyafetleri devletçe özel olarak belirtilmiş bulunanlardan gayri bütün devlet memurlarının kıyafeti dünya yüzünde uygar ulusların müşterek ve genel kıyafetlerinin aynıdır. … Genel olarak halk; ordu, donanma ve din görevlilerine mahsus veya -yargıçlar için olduğu gibi- özel kanunu ile tayin edilmiş elbiseleri giyemez.”

“Din görevlilerinin kıyafetini düzenleyen kararnamede ise şu hususlar dikkati çekmektedir: ‘1- Türkiye Cumhuriyeti dâhilindeki ilmiye sınıfına mensup olanlar aşağıdaki makam ve vazife sahipleridir; (dinî kıyafetleri ancak bunlar giyebilir) Diyanet İşleri Başkanı, Diyanet İşleri Başkanlığı Danışma Kurulu, İl ve İlçe Merkezlerinde bulunan Müftüler, Diyanet İşleri Başkanlığı’nca atanan hatipler, vazifeli vaizler, Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından atanmış olan köy hocaları. 2- Din görevlilerinin kıyafetinde alâmetifarika (simge) beyaz sarık ve siyah latadan ibarettir. Orduda görev yapan imamlar sarığın ve latanın rengi hususunda askerî icaba tabidir… Birinci maddeye göre din görevlileri dışında bulunanlar, bu kıyafeti giyemezler’.”

Daha sonra 1934’te çıkarılan Bazı Kisvelerin Giyilemeyeceğine Dair Kanun ile de din görevlilerinin sarık ve cübbeyi cami dışında giymeleri açıkça yasaklanmıştır.

Aynı dönemde efendi, bey, paşa gibi kamusal statü tesbit eden unvanlar yanında hafız, hoca ve âlim gibi ulema sınıfına ait olup bir nevî resmiyet ihtiva eden unvanlar da kaldırılmış ve yasaklanmıştır.

Bu uygulamalarla aslında din hizmetleri alanında sivil inisiyatifler yasaklanmış ve bütün din hizmetleri resmî bir surete sokulmuş olmaktadır. Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlanmayı ve dolayısıyla Mütegallibenin Diyanet zoruyla verdiği yön ve fetva dairesinde kalmayı reddedenlere din hizmeti yasaklanmıştır. Diyanete bağlı olabilmek için de ayrıca Latin alfabesini bilme şartı getirilmiştir.

Böylece eski usûle ait ve İslâmî bir kavram olan “ilmiye sınıfı” şeair hırsızı sârıklarca hükmen ortadan kaldırıldığı gibi sarık ve cübbenin ilmiye sınıfı mensupları üzerinde dahi görünürlüğü tamamen sona erdirilmiş ve şeairi tahrip edici inkılâplar ilerletilmiş olmaktadır.

Üstadımızın sarığı ve cübbesi

Sünneti ve bilhassa şeairi muhafazayı ve bid’alarla mücadeleyi, imana hizmetle geçen hayatının en önemli hizmetlerinden biri olarak gören Üstadımız “fötr şapkalı müftüler”in ortaya çıkmasına sebep olan “resmî âlimlik” cenderesine sıkıştırılmayı reddetmiştir. Cübbesi ve bilhassa sarığı üzerinden görünüşte kendisini, ama aslında sivil ve ihlâsa dayalı din hizmetlerini ezmeye çalışanlara karşı ciddî bir direniş ve bir tür sivil itaatsizlik örneği sergilemiştir.

Zira onun sarığı (ve cübbesi) herhangi bir âlimin ya da hocanın cübbesinden de farklı olarak, müceddidiyeti ve belki mehdiyeti temsil eden bir kıyafetti. Çok değerli ve önemli bir sembol niteliğinde idi.

Ankara’nın enkara yıllarının velâyet düşmanı valisi Nevzat Tandoğan 1943’te o sarığa ilişmek isteyince “Ben sizin ecdadınızı temsil ediyorum, başından bul” dedirten bedduâ da bu sebeple kıymetliydi ve yerini de bulmuştu.

Üstadımızın imamlık ve vaizlik vesikası için başvurmayı (Osmanlı döneminde var olan vesikasını yenilemeyi) bilinçli bir şekilde reddetmesi, hem din hizmetlerinde bid’akârane rejim karşısında sivil kalmayı ve hem de Latin Harfleri ile okuma ve yazma mecburiyetini reddetmeyi ifade ediyordu.

Cübbesini ve bilhassa sarığını çıkarmayı reddetmesi ise diğer gerekçeler yanında, Risale-i Nur’da tezahür eden iman ilminin ve mehdi cemaatinin mümessili sıfatıyla şeairi (toplumsal dinî motifleri/sembolleri) muhafaza vazifesinin bir gereği idi.

Nur Talebeleri için sarık ve cübbe meselesi

Nur Talebeleri sünnete uygun kıyafet tercihlerinde mahallî adetlere de uyarak hareket ederler. Meşru dairede, genel kabule uygun giyinirler.

Üniforma giymek mecburiyeti olan meslekleri icra eden Nur Talebeleri olmuştur ve olacaktır. Üniforma mecburiyeti altında olmayan resmî görevli ya da sivil Nur Talebeleri takvanın gereği olarak uzun cepken ya da pardesü giyinmeye çalışırlar. Ama bunu “mutlaka ve sadece tek tip cübbe” şeklinde uygulamaya çalışmazlar.

İman hizmetini asıl vazife olarak gören ve ifaya çalışan Nur Talebeleri, günlük hayatta başı bir örtü olarak sarık ile örtmenin sünnet ve hatta şeair nevinden bir sünnet olduğunu bilirler. Ama bu sünnetin yeniden ihyası için birilerinin münferit hareketinin yeterli olmadığını, toplumun genel algısının bunu kabul edecek bir seviyeye gelmesi gerektiğini düşünürler. Bu sebeple bu konuyu bugün için aslî ve öncelikli bir konu olarak görmezler.

Cemaatle namazlarında ise imamın sarıklı ve cübbeli olmasını, cemaatin de durum uygunsa cübbe ve benzeri bol kıyafetle namaza dahil olmasını tercih ederler. Ancak -mesela Risale-i Nur’un meslekî tarzını algılama açısından- yanlış anlama ihtimali olan kişilerin de bulunduğu ortamlarda cemaatle kılınan namazlarda imamdan başkasının sarık ve cübbe ile bulunmasının mahzurunu daima hesaba katarlar.

Nur Talebeleri günlük giyimlerinde, elbette yine meşru dairede, bulundukları ortama uygun bir tercih içinde bulunurlar. Memurlar için kışın mecburî olan ve fakat artık iyice anlamsızlaşarak tavsayan kravat günlük kıyafetin bir parçası değildir. Nur Talebeleri gerekmedikçe kravat takmazlar, ama gerektiğinde meselâ resmî ziyaretlerde ya da programlarda kravat da takarlar.

Kıyafetin bir parçası olan başlık tercihlerinde secdeye mani olan siperlikli serpuşlardan ise özellikle uzak dururlar.

Genç Nur Talebeleri de iman hizmeti için ilişki kurdukları çocukların, gençlerin ve ailelerinin yanlış anlayıp rahatsız olmasına ve hatta çekinmesine sebep olabilecek kıyafet tercihlerinden kaçınırlar. Hatta meşrû çerçevede ve olabildiğince takva dairesi içinde kalmak kaydıyla onlarınkiyle “benzer” giyim tercihleri de olabilir.

Bugün için Nur Talebeleri açısından önemli olan, meşrû çizgide kalmak kaydıyla, iman hizmetini en verimli ve en ihlâslı şekilde yapabilmektir.

—SON—

Okunma Sayısı: 874
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
  • Toygar

    31.8.2021 16:30:04

    Kot ve t-shirt... Yaz günlerinde iyidir :)

(*)

Namaz Vakitleri

  • İmsak

  • Güneş

  • Öğle

  • İkindi

  • Akşam

  • Yatsı