"Ümitvar olunuz, şu istikbal inkılâbı içinde en yüksek gür sada İslâm'ın sadası olacaktır."

Piyasalar

Lâhika okumaları... “Dellâl-ı Kur’ân Said’in vekili” olabilmek

Ali Demir
13 Haziran 2026, Cumartesi
1895 Elazığ doğumlu Hulusî Yahyagil’e Üstad Hazretleri, Külliyatta genelde Hulusî Bey diye bahseder. Risale-i Nur Külliyatı’nda “Birinci Talebe” ve “Nurlar’ın ilk muhatabı” olarak bilinir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nde albay rütbesiyle görev yapmış bir subaydır.

1929 yılında Eğirdir’de askeriyede görevliyken Said Nursî Hazretleri ile tanışmış ve resmî üniforması üzerinde olduğu halde defalarca ziyaret etmiş, Mektubat ve Lem’alar gibi birçok eserin yazılmasına vesile olan soruları sormuştur. Eğirdir’den ayrılıp gittiği her yerde Risalelere sahip çıkıp kendi malı gibi neşrine çalışmıştır. Bediüzzaman Said Nursî, onun sadakatini ve ihlâsını eserlerinde sıkça nazara vererek talebeliğini örnek göstermiştir. Üstad Hazretleri onu, “Dualarımda da birinciliği kazanan olarak” vasıflandırmıştır.1 Hulusî Bey, Üstad’ın sürgün edildiği ve sıkıntılı bir hayat yaşadığı Barla’da, Risale-i Nurlar’a sahip çıkmış, okumuş ve çevresine de okutmuş birisidir.

Risale-i Nur’un Yirmi Yedinci Mektubu’ndan olan Barla Lâhikası’nda birçok mektubu bulunmaktadır. Hazret-i Üstad tarafından “Birinci Talebe” olarak nitelendirilen Hulusî Bey Üstad’a gönderdiği mektuplarını; eserlerin yazma-çoğaltma süreci hakkında, okuduğu Risale sonrası yaşadığı ruh halini ve okumakla elde ettiği imanî meseleler üzerine yazmıştır. Onun bu sadakatine mukabil Üstad bir kısım Lâhika mektuplarını Hulusî Bey’e hitaben kaleme almış ve Külliyata dahil ederek, kıyamete kadar gelecek Nur Talebelerine yol gösterecek hakikatleri Hulusî Bey aynasında umuma ders vermiştir.

Hazret-i Üstad’ın Barla Lâhikasındaki Hulusî Bey’e hitaben yazdığı mektuplarından birisinde kendisine “vekil” olmanın şartlarını anlatmış. Hangi hallerde ne tür bir hizmet ifa ettiğinde, hangi ruh hali taşıdığında ve hangi duyguların galeyana geldiğinde kendisine vekil olabileceğinin bilgisini vermiştir. Ve Risale-i Nur’un mesleği olan Peygamber varisliği gereği tebliğ vazifesini yerine getirdiğinde Said’in aynı hükmüne geçebileceğini de söyler: “Cemaate Sözler’i okumak zamanında, sendeki hissiyat-ı âliye ve fazla inkişaf ve fedakârâne hamiyet-i diniye galeyanının sırrı şudur ki: Velâyet-i kübra olan veraset-i nübüvvetteki makam-ı tebliğin envarı altına girdiğin içindir. O vakit sen, dellâl-ı Kur’ân Said’in vekili, belki manen aynı hükmüne geçtiğin içindir.” 

Halbuki Külliyatın tamamı incelendiğinde, Üstad Hazretlerinin kendi şahsı dahil hiçbir şekilde insanları nazara vermediğini, “zamanın cemaat zamanı” olduğundan bahisle “şahs-ı manevîyi” nazara verdiği müşahade edilir. Öyleyse Hulusî abiye ve benzer şartlara haiz talebelere verdiği vekilliği nasıl anlamalıyız?

Mektubat’ta kendisini ziyarete gelenler hakkındaki  değerlendirmesinde, ziyaretçilerin tasnifinin yapıldığı Onuncu Meselede,  Kur’ân-ı Hakîm’in dellâlı olduğu cihetle gelenleri dost, kardeş ve talebe şeklinde 3 gruba ayırır.

Bu üç grubun vasıflarını saydığı kısımda talebe için şöyle der: “Talebeliğin hassası ve şartı şudur ki: Sözleri kendi malı ve telifi gibi hissedip sahip çıksın ve en mühim vazife-i hayatiyesini onun neşir ve hizmeti bilsin.” Ve devamında bu ziyaretlerdeki görüşmenin fayda ve münasebetlerini üç şahsiyetiyle alâkalı olduğunu söyledikten sonra talebelik sıfatına hak kazananlar için: “Talebe ise Kur’ân-ı Hakîm’in dellâlı cihetinde ve hocalık vazifesindeki şahsiyetimle münasebettardır.” der.2 

Bu izahattan Lâhikada geçen vekillik ve aynîleşme hâlinin Üstad’ın Kur’ân dellallığı vazifesiyle direk ilgili olduğundan “talebelik” vazifesiyle eşdeğerde, aynı manada olduğu anlaşılmalıdır. Yoksa imtiyazlı olduğu anlamına gelmeyeceği gayet açıktır. Çünkü “Said’in vekilliği” ile “talebeliğin” vazifesi de “Dellâl-ı Kur’ân” olmaktır. Yani Kur’ân hakikatlerinin neşrini her şart altında yapmak ve hayatının en birinci vazifesi olarak görmektir. 

Dipnotlar:

1- Barla Lâhikası, s. 297.

2- Mektubat, s. 400.

Okunma Sayısı: 231
YASAL UYARI: Sitemizde yayınlanan haber ve yazıların tüm hakları Yeni Asya Gazetesi'ne aittir. Hiçbir haber veya yazının tamamı, kaynak gösterilse dahi özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haber veya yazının bir bölümü, alıntılanan haber veya yazıya aktif link verilerek kullanılabilir.

Yorumlar

(*)

(*)

(*)

Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. İstendiğinde yasal kurumlara verilebilmesi için IP adresiniz kaydedilmektedir.
    (*)

    Namaz Vakitleri

    • İmsak

    • Güneş

    • Öğle

    • İkindi

    • Akşam

    • Yatsı